Volume 6, Issue 1, April 2014
Veysel Mehmet ELGİN - Nihal MAMATOĞLU

Gezi Parkı Olayları: Namus Kültürü Ve Çatışma Çözüm Tarzları Açısından Bir Değerlendirme

Bu çalısmanın amacı, 2013 Mayıs ayının sonlarında ortaya çıkan Gezi Parkı Olayları'nın ilk 15 gününde üniversite ögrencileri arasında genel olarak nasıl algılandıgının namus kültürü ve çatısma çözüm tarzları merkezinde incelenmesidir. Bu amaçla 7 ve 12 Haziran 2013 tarihlerinde Abant zzet Baysal Üniversitesi ögrencileriyle toplam üç odak grup çalısması yapılmıstır. Bu çalısmada Gezi Parkı Olayları’nın ortaya çıkısı ve gelismesi, hem göstericiler hem de yetkililer (kolluk kuvvetleri ve hükümet yetkilileri) açısından karsılıklı ve dinamik bir perspektifle ele alınmıstır. Çalısmaya katılanlardan elde edilen veriler degerlendirildiginde, katılımcıların Gezi Parkı Olayları içinde göstericiler ve yetkililer kanadında gerçeklesen tutum ve davranısları yorumlarken; namus kültürünün beklentilerine uygun çıkarımlarda bulundukları gözlenmistir. Örnegin odak grup katılımcıları, göstericilerin tutum ve davranıslarını yorumlarken yetkililer tarafından göstericilere yöneltilen söylem ve davranısların hakaret (asagılama) olarak algılanmıs olabilecegi üzerinde durmuslardır. V. M. Elgin - N. Mamatoglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014 5 Göstericiler tarafında bu algının duygusal (Örnegin, öfke) ve davranıssal (Örnegin, yürüyüs, gösteri) tepkilerin ortaya çıkmasına neden olabilecegi yorumuna yer vermislerdir. Benzer sekilde yetkililerin de, gösterileri ve göstericilerin tutum ve davranıslarını kendilerine ve otoritelerine karsı bir hakaret seklinde algılamıs olabilecegi ve herhangi bir geri adım atmanın zayıflık olarak algılanmıs olabilecegi yorumu öne çıkmaktadır. Bu sekilde katılımcılar tarafından Gezi Parkı Olayları’nın gelisiminin, göstericiler ve yetkilileri birbirine karsı harekete geçiren bir dinamik içinde algılandıgı söylenebilir. Ayrıca, çatısma çözüm tarzları baglamında, namus kültüründeki beklentilere paralel olarak, tarafların geri adım atmamaları, karsılıklı sözel ve fiziksel siddet eylemlerinin varlıgı, tarafların daha çok birbiriyle rekabete dayalı çatısma çözüm taktiklerini kullandıgına isaret etmektedir. Bu çerçevede, rekabetçi çatısma çözüm tarzının namus kültürünün bir islevi ve sonucu olarak ortaya çıktıgı yorumu bu çalısma ile tartısmaya açılmakta; bu sekilde namus kültürü ve çatısma çözüm tarzları arasındaki iliskilere kuramsal bir çerçeve sunulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Gezi Parkı Olayları, Namus Kültürü, Çatısma Çözüm Tarzları. GRS 2013 yılı Mayıs ayının sonlarında Taksim Gezi Parkı’nda çevresel hassasiyetlerle baslayıp tüm Türkiye’yi basta sosyal olmak üzere birçok yönden etkileyen Gezi Parkı Olayları, hiç süphesiz gelecekte bu dönemi anlatırken üzerinde uzun uzun durulacak toplumsal ve siyasi bir olgu olarak hatırlanacaktır. nsanlar baslangıçta küçük ama kararlı bir sekilde baslayan çevreci bir hareketin nasıl tüm Türkiye’yi çok uzun bir süre etkiledigini (örnegin, neredeyse tüm illerde protesto eylemlerinin yapılması, vb.) ve bu etkinin; belki de büyükleri tarafından çogu zaman “toplumsal olaylara ilgisiz” ve “apolitik” olarak algılanan gençler tarafından nasıl sahiplenilip, büyütüldügünü, ardından tüm Türkiye’ye yayıldıgını gördüler. Esas itibariyle bu çalısmanın ortaya çıkısı, üniversitede çalısan iki arastırmacının, olayların ilk haftasında bir araya geldiklerinde yaptıkları AP gezi parkı olayları degerlendirmeler sonucu “Gezi Parkı Olayları sosyal psikolojik bakımdan hem baslı basına hem de Türkiye tarihinde çok büyük bir olay; bu konunun mutlaka çalısılması lazım” noktasına gelmeleriyle olmustur. Sosyal bilimlerde genelde olaylar ele alınırken geriye dönük, yani simdiki zamandan farklı olarak geçmisteki olaylar degerlendirilir. Bu yöntemin süphesiz önemli artıları vardır. Örnegin olaylar bitmistir ya da durulmustur, olaylara daha genis çaplı bakılabilir ve olaylar birçok boyutuyla incelenebilir. Bu bakımdan Gezi Parkı Olayları’nın ileride birçok akademik çalısmaya (Örnegin, tez, makale, kitap) kaynaklık edecegi öngörüsünde bulunmak kâhinlik olmaz. Ancak bu çalısmanın amacı, olayların baslangıcındaki ilk 15 gün içinde, olayların ortaya çıkısının ve gelisiminin üniversite ögrencisi gençler arasında nasıl algılandıgının ortaya konulması ve bu algıların sosyal psikolojik bir perspektiften, “namus kültürü” (culture of honor) ve çatısma çözüm kavramlarıyla tartısılmasıdır. Hâl böyle olunca arastırmacılar hızlı bir planlama ve ön hazırlık evresiyle olayların aktif oldugu bir dönemde üniversite ögrencisi gençlerle odak grup çalısması yapmaya yönelmislerdir. Bu yaklasımın seçilmesinin temel sebebi, mevcut olayların üniversiteli gençler tarafından unutulmadan ve geçen zaman içinde araya girebilecek karıstırıcı degiskenleri olabildigince uzak tutarak, sıcagı sıcagına baslangıç asamasında Gezi Parkı Olayları’nın nasıl algılandıgını mümkün olan en nesnel haliyle tespit etmektir. Bunu yaparken arastırmacılar, bilim insanı duyarlılıgı ile kisisel ve duygusal görüslerden uzak, Gezi Parkı Olayları’nın yanında ya da karsısında bir tutum ortaya koymamaya özen göstererek, mümkün oldugunca nesnel bir yaklasımla çalısmayı ele almıslardır. Geçen zaman içinde Gezi Parkı ile ilgili düsünen yazan ve yorumlayanların "Gezi Direnisi" ve "Gezi Parkı Olayları" söylemlerini birbirine karsı, göstericileri destekleyen ve desteklemeyen iki taraf olarak kullandıgı gözlenmistir. Ancak, bu arastırma gerçeklestirildikten sonra gelisen söylem dilinin getirdigi ayırım, çalısmayı gerçeklestiren arastırmacıların dısında bir ayrımdır. Çünkü arastırmacılar bu çalısmayı yaparken henüz yasananlar olay seviyesinde bulunmaktaydı ve arastırma soruları sorulurken "Gezi Parkı Olayları” ve “Gezi Parkı Gösterileri” terimleri kullanılmıstı. Dolayısıyla bu çalısmada herhangi bir tarafın destekçisi olma misyonu dısında, daha anlasılabilir gerekçelerle "Gezi Parkı Olayları" terimi kullanılmaktadır. Bu çalısmanın üniversiteli gençler üzerinde yapılmasının temel nedeni, daha baslangıçta Gezi Parkı Olayları’na katılanların çok önemli bir bölümünün 18–25 yas arasındaki gençler oldugu tespitinin yapılmasıdır (benzer tespitler için bakınız, Kongar ve Küçükkaya, 2013). Bu noktada, üniversiteli gençlerin Gezi Parkı Olayları algısı incelenmeye deger bir alan olarak görülmektedir. Özetle bu çalısmanın temel amacı, olayların baslangıcında Gezi Parkı Olayları’nın ortaya çıkısının ve büyümesinin üniversiteli gençler arasında nasıl V. M. Elgin - N. Mamatoglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014 7 algılandıgını, sosyal psikolojik çerçeveden, namus kültürü ve çatısma çözüm kavramlarıyla tartısmaktır. Bundan sonraki bölümlerde çalısma sonuçları verilirken, ilk olarak namus kültürü ve çatısma çözüm yazını sunulmakta, çalısmanın yöntemi anlatılmakta, bulgular ve tartısma bölümünün ardından sonuç ve degerlendirme kısmı ele alınmaktadır. 1. KÜLTÜR VE NAMUS KÜLTÜRÜ Kültür basitçe belli bir alan içinde aynı dili ve diyalektigi paylasan insanlar arasında paylasılan degerler sistemi olarak tanımlanabilir (Triandis, 1994). Kültür çalısmaları çok sayıda kültür boyutunun varlıgına isaret etmektedir. Örnegin yüksek baglam - düsük baglam (Hal ve Hal, 1995), atfetme (Trompenaars, 1993), karmasıklık, sıkılık, toplulukçuluk/bireycilik (Triandis,1994), güç mesafesi, belirsizlikten kaçınma, bireycilik ve erkeksilik (Hofstede, 1968; 1972; 2001) bunlardan bazılarıdır. Yukarıda ifade edilen kültür boyutları düsünüldügünde en çok tartısmanın dogu-batı kültürleri özelinde toplulukçuluk-bireycilik boyutu gözetilerek yapıldıgı görülmektedir. Toplulukçulugu, temel olarak, grubu ve grubun çıkarlarını öne çıkaran kültür olarak yorumlamak mümkündür. Aynı zamanda toplulukçuluk, Konfüçyüs-temelli toplulukçuluk ya da görünüm kültürü (Örnegin, Dogu Asya’da –Japonya ve Çin’de- görülen alçakgönüllülük ve uyum vurgusu yüksek toplulukçuluk), ve namus-temelli toplulukçuluk (Örnegin, Akdeniz, Türkiye, Ortadogu ve Güney Amerika’da görülen sosyal saygınlık merkezli namus vurgusu yüksek toplulukçuluk) seklinde ele alınabilir (Uskul, Oyserman ve Schwarz, 2010). Bununla birlikte, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa gibi bölgelerde çogunlukla, bireyci kültür özellikleri olan bireyin ve bireyin çıkarlarının önde tutulması söz konusudur. Kültürel bir sendrom olarak, bireyin dogustan ve sarsılmaz degerliligini esas alan onur kültürü de bireyci kültürle iliskilidir. Buradan hareketle yakın zamanda, dogu-batı kültürlerinin yukarıda ifade edilen üç kültürel sendromla -“namus kültürü” (honor culture), “görünüm kültürü” (face culture), “onur kültürü” (dignity culture)- incelenmeye baslandıgı görülmektedir (Kim ve Cohen, 2010; Kim, Cohen ve Au, 2010; Leung ve Cohen, 2011). Namus kültürü ile ilgili olarak, namus Akdeniz bölgesinde merkezi bir kavramdır ve ilk olarak antropologlar tarafından (Peristiany, 1965; Pitt-Rivers, 1977) çalısıldıktan sonra, sosyal bilimlerin diger disiplinleri (Örnegin, sosyoloji, sosyal psikoloji) tarafından da çalısılmaya baslanmıstır. Esas itibariyle namus kavramı, kisinin hem kendi gözündeki hem de digerlerinin (kendi iç grubunun; Örnegin, aile, akraba, arkadas grubu, is grubu vb.) gözündeki degeridir ve kisi bu degerini ve saygınlıgını bedeli ne olursa olsun korumaya çalısır (Pitt-Rivers, AP gezi parkı olayları 1977). Bu bakımdan namus, toplumdaki sosyal saygınlık, statü ve prestij ile iliskilidir (Mandelbaum, 1988; Pitt-Rivers, 1977). Toplulukçu kültür içerisinde yer alan namus kültürlerinde (Namus-temelli toplulukçuluk için bakınız, Uskul, Oyserman ve Schwarz, 2010) namus, sadece kisinin kendi bireysel namusunu degil aynı zamanda ait oldugu grubun da (Örnegin, aile, vatan vb.) namusunu, yani kolektif namusu da içerebilir. Köken itibariyle namus, kanun ve kural anlamındaki Latince köklü “nomos”dan gelmektedir. Dolayısıyla namus kavramı çerçevesinde ilgili sosyal kurallara uymak kisinin ve grubunun saygınlıgını arttırırken, bu kurallara uymamak utanç, rezil olma gibi durumlara yol açarak saygınlıga zarar verir ve böyle bir duruma düsüldügünde, gereken karsılık verilmelidir. Bu baglamda, karsılıklılık namus kültüründe çok önemlidir, çünkü küçük düsürülmeye yani hakarete karsılık verilmemesi, ilgili kisi veya grubun zayıf olarak algılanmasına ve bu sebeple gelecekte benzer veya baska hakaretlere maruz kalabilmesine yol açabilir. Namus kültürünün, onur kültürü ve görünüm kültürü gibi diger kültürel sendromlardan ayırt edici özelligi namusun ilgili toplumlarda baskın bir kavram olması ve insanların çogu davranıslarını etkilemesidir (Uskul, Cross, Sunbay, Gercek-Swing ve Ataca, 2012). Namus kültürünün diger kültürel sendromlardan farklılıgı baglamında esas ölçü kisinin “degeri” kavramıdır. Diger bir deyisle, kisinin “degeri” yani kisinin kendi benlik degerini dogustan ve degismez olarak mı algıladıgı yoksa baskalarının ona verdigi deger ölçüsünde mi kendini degerli hissettigidir (Kim ve Cohen, 2010; Leung ve Cohen, 2011). Genellikle Kuzey Amerika ve Kuzey Avrupa’da görülen onur kültürü, namus kültüründen farklı olarak kisinin degerini sadece dogustan, içsel ve kisinin elinden alınamaz olarak görür (Kim ve Cohen, 2010; Kim, Cohen ve Au, 2010; Leung ve Cohen, 2011). Bu sebeple, baskaları tarafından yapılan olumsuz degerlendirmeler, onur kültürlerinde kisinin algılanan degerliligini etkilemez. Dogu Asya ülkelerinde görülen uyum ve hiyerarsiye büyük önem veren görünüm kültürü, namus kültürü gibi hem sosyal saygınlıga hem prestije büyük önem verir. Diger taraftan namus kültüründen farklı olarak görünüm kültüründe, uyum ve hiyerarsi göz önüne alınarak (iç)grup içerisinde direkt çatısmalar yasanmazken, yanlıs yapanlara cezaları (iç) gruptaki üstler tarafından verilir ve kisi (iç)grubun kendisiyle ilgili verdigi yargıyı kabul eder (Kim ve Cohen, 2010; Kim, Cohen ve Au, 2010; Leung ve Cohen, 2011). Yapılan çalısmalar, bahsedilen birçok namus kültürü özelliginin Akdeniz ülkeleri olan talya, spanya, Yunanistan, Türkiye ve Mısır’da (Brögger, 1968; Rodriquez Mosquera ve ark., 2002; Campbell, 1964; Uskul ve ark., 2012; Baron, 2006), Pakistan’da (Mandelbaum, 1988) ve aynı zamanda Amerika Birlesik Devletleri’nin güneyinde (Cohen ve Nisbett, 1994, 1997; Cohen, Nisbett, Bowdle ve Schwarz, 1996; Nisbett ve Cohen, 1996) görüldügünü ortaya koymaktadır. V. M. Elgin - N. Mamatoglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014 9 Türkiye’de namus; çok merkezi bir öneme sahiptir (Isık, 2008; Isık ve Sakallı-Ugurlu, 2009; Sev’er ve Yurdakul, 2001). Toplum içinde sıkça duyulan, “namusum için yasarım” cümlesinde oldugu gibi, zaman zaman Türkiye’de insanların namusu yasam amaçları olarak gördükleri (Kardam, 2005) ortadadır. Namus kapsamlı bir olgudur ve bazı insanların öncelikle aklına gelebilecek “kadın cinselligi”nden daha fazlasını içerir. Bununla ilgili, kelime anlamı olarak Türk Dil Kurumu Sözlügü’ne (2013) bakıldıgında, namus kültürünün boyutlarına uyum gösterecek sekilde, namus su tanımlarla ifade edilmektedir: 1. Bir toplum içinde ahlak kurallarına ve toplumsal degerlere baglılık, iffet. 2. Dürüstlük, dogruluk. Son dönemde Türkiye’de yapılan kimi çalısmalar Türkiye’nin namus kültürü özelliklerini gösterdigine isaret etmektedir (Isık, 2008; Isık ve Sakallı-Ugurlu, 2009; Öner-Özkan ve Gençöz, 2006; Uskul, Oyserman ve Schwarz, 2010; Uskul, Cross, Sunbay, Gercek-Swing ve Ataca, 2012). Kültür ve degerler arasında güçlü bir iliski oldugu bilinmektedir (Fiske, 2002). Yapılan kültürlerarası deger çalısmaları ısıgında Türkiye ilk olarak sıkı sosyal iliskiler, saygı, iyilige karsılık verme, sosyal imajı koruma vb. sekilde kendini gösteren iç içelik temel deger yönelimine sahiptir (Schwartz, 2006). Türkiye’de ikinci olarak hiyerarsi temel deger yönelimi gözlenmektedir. Hiyerarsi kavramı kisilere verilen roller, sosyal kurallara ve yükümlülüklere uymak vb. ile örneklenebilir (Schwartz, 2006). Bundan baska Inglehart ve Welzel (2013) Türkiye’de, aile degerleri, otoriteye saygı ve baglılık gibi geleneksel degerlerin ve güvenlik arayısı ile örneklenebilen hayatta kalma degerinin varlıgına isaret etmektedir. Yukarıda ifade edilen; iç içelik, hiyerarsi, geleneksellik ve hayatta kalma degerleri genel itibariyle namus kültürünü tanımlayan özellikler ile tutarlıdır. Namus Kültürünün Dört Boyutu Namus kültürü, Fiske ve arkadaslarının (1998) kapsayıcı tanımlamalarından hareketle, dört ana boyutta ele alınabilir (bakınız, Elgin, 2013). Bunlar, 1) Sosyal saygınlıga verilen büyük önem, 2) Kadının saflıgı ve erkeklik, 3) Hakarete karsı siddetli tepki ve 4) Olumlu (sosyal) izlenim bırakmadır. Birazdan detaylarıyla ele alınacak boyutlarla ilgili olarak, namus kültüründe sosyal saygınlıga verilen büyük önem ve kadının saflıgı ve erkeklik boyutları bilissel boyutlar olarak degerlendirilebilirken; hakarete karsı siddetli tepki ve olumlu izlenim bırakma davranıssal boyut olarak degerlendirilebilir. Namus kültüründe sosyal saygınlıga verilen büyük önem merkezi bir yer kaplamaktadır ve aynı zamanda dogruluk, dürüstlük, bütünlük, prestij ve ahlaklılık olgularını içermektedir. Bu baglamda, namus kültürünün diger boyutları da ister istemez bu boyut ile güçlü bir iliski içerisindedir. Türkiye örneginde, özellikle sıklıkla kullanılan “namusum için yasarım” sözü, sosyal saygınlık baglamında namusun yasamdaki hayati yerini ortaya koymaktadır. AP gezi parkı olayları kinci boyut olarak kadının saflıgı ve erkeklik boyutu, bir yandan ataerkilligi, erkegin sert, koruyucu ve kollayıcı olması beklentilerini içerirken, diger yandan kadının evlilik öncesi ve evlilik sonrası cinsel iliskiler konusu ile kadının toplum içindeki, özellikle erkeklerin oldugu ortamlardaki davranıslarında ilgili sosyal normlara uymasını içerir. Burada vurgulanması ve akılda tutulması gereken en önemli nokta, kadının saflıgı olgusu (Örnegin, bekâret) Türkiye’de namus kültürü deyince her ne kadar ilk akla gelebilecekler arasında yer alsa da; kadının saflıgı olgusunun namus kültürünün kendisi olmadıgı, sadece namus kültürünün bilesenlerinden biri oldugu gerçegidir. Bununla ilgili olarak, içerik itibariyle kadının saflıgı olgusu, Gezi Parkı Olayları’nı namus kültürü penceresinden degerlendiren bu çalısmada kullanılan asıl boyut olmayacaktır. Namus kültürünün bir diger boyutu, olumlu (sosyal) izlenim bırakma, asıl itibariyle kisinin baskaları tarafından olumlu algılanması ve degerlendirilmesinin, kisinin kendi benlik degerliligi üzerindeki önemli etkisi ile ilgilidir. Bu baglamda, misafirperverlik, bonkörlük gibi fedakârca davranıslar kisilerin veya grupların saygınlıklarını, prestijlerini ve dolayısıyla namuslarını toplum içinde aktif bir sekilde saglamlastırmayı ve gelistirmeyi amaçlar. Türkiye’nin özellikle uluslararası üne sahip misafirperverligi, olumlu sosyal izlenim bırakma boyutunda namus kültürünün Türkiye’deki varlıgını ve agırlıgını ortaya koymaktadır. Gezi Parkı Olayları sırasında, göstericilerin birbirlerine karsı karsılıksız yardımları (karsılıksız yemek vb.) da bu boyuta giren davranıslara örnek olarak verilebilir. Bununla birlikte bu çalısmanın asıl arastırma alanını, Gezi Parkı Olayları’nın ortaya çıkması ve gelismesi olusturdugundan bu boyut da çalısmada kullanılan asıl boyut olmayacaktır. Arastırmacılar, Gezi Parkı Olayları’nın ortaya çıkısını ve gelismesini namus kültürü çerçevesinde açıklayabilen en önemli ve anahtar boyutun, hakarete karsı siddetli tepki boyutu oldugunu düsünmektedirler. Hakarete karsı siddetli tepki namus kültürlerinde çok önemlidir çünkü kisinin bireysel veya kolektif (Örnegin, aile) namusu - saygınlıgı, prestiji- yapılan hakaret karsısında zarar görüp kaybedilebilir ve bu sebeple hakaret karsısında namus korunmalıdır. Aksi takdirde hakarete ugrayan kisiler zayıf, bu hakarete cevap veremedigine göre hakareti hak etmis veya suçlu olarak algılanabilirler, dahası mevcut sosyal gruplarından dıslanabilirler (Pitt-Rivers, 1977). Dolayısıyla algılanan bir hakarete karsı, namusu korumak için siddetli tepki verilmelidir. Bu noktada hakaretin ne oldugu, ne olabilecegi yani içerigi üzerinde durmakta yarar vardır. Hakaret, sadece küfür gibi sözel veya yumruk atmak gibi fiziksel davranısları içermez. Hakaret, her türlü asagılayıcı, küçümseyici, küçük düsürücü, alay edici ve itibarsızlastırıcı eylemleri içerir. Her ne kadar bu boyutta asıl vurgu hakarete karsı verilen davranıssal tepki olsa da, bu süreçte kızgınlık ve utanç gibi hakaretin kiside yarattıgı duygular da namus kültürünün önemli V. M. Elgin - N. Mamatoglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014 11 özelliklerindendir (Rodriguez Mosquera, Manstead ve Fischer 2002; Rodriguez Mosquera, Fischer, Manstead ve Zaalberg, 2008). Türkiye’de hakarete karsı siddetli tepki ve hassasiyetin en önemli örnekleri trafikte yasananlardan verilebilir. Örnegin, trafikte korna çalmanın, korna çalınan sürücü tarafından namusuna yönelik bir hakaret olarak algılanabildigi; bu hakaret algısına tepki olarak zaman zaman fiziksel siddete varan durumların ortaya çıkabildigi, hatta ölümlerin olabildigi bilinmektedir. 2. ÇATISMA ÇÖZÜM TARZLARI Bu çalısmada, Gezi Parkı Olayları tartısılırken namus kültürü ile birlikte çatısma çözüm tarzları üzerinde durulmaktadır. Çatısmayı söyle tanımlamak mümkündür; “bireyler, gruplar ve örgütler amaçlarını gerçeklestirirken, bir diger birey, grup ve örgüt ile etkilesim içine girer, bu etkilesim sırasında uyusmazlıklar ve tutarsızlıklar baglamında  tarafların kıt olan kaynagı bir digerine ragmen elde etmeye çalısması, birbirlerine ve kaynaga karsı farklı bakıs açılarının olması, farklı degerlere, tutumlara ve inançlara sahip olmaları durumunda çatısma (Karaip 2000; bakınız Puritt ve Kim 2004) ortaya çıkar.” Çözüm odaklı çatısma çalısmaları içinde çatısma çözüm tarzları önemli bir yere sahiptir. Çatısma çözüm tarzları ile ilgili olarak; isimleri zaman zaman degismekle birlikte bes basa çıkma tarzından söz edilir (Blake ve Mouton, 1964; Rahim, 1983; Rahim ve Blum, 1994). Thomas (1992) tarafından gelistirilen çatısma çözüm modeli; temel olarak çatısma çözüm tarzlarını, kisinin kendi çıkarlarını ne kadar tatmin etmeye çabaladıgını ifade eden “iddialılık” (assertiveness) ve kisinin digerlerinin çıkarlarını tatmin etmeye ne kadar çabaladıgını ifade eden "isbirligi” (cooperativeness) boyutları üzerinde tanımlamaktadır. Thomas bu iki eksen üzerinde bes çatısma çözüm tarzını su sekilde tanımlamaktadır. “Rekabetçi” çatısma çözüm stili iddialılık boyutunda yüksek ve isbirlikçi olmayan tarzı ifade etmektedir; bu tarza sahip kisi digerlerinin nasıl etkilenecegini hesaba katmadan, kendi çıkarları için çalısır. Bu stil sonuçta bir kazanan bir kaybeden ortaya çıkarır. Ayrıca, Thomas (1992) rekabetçi çatısma çözüm tarzının daha çok, taraflar kesinlikle kendi haklılıklarına inandıklarında, acil çözüm beklendiginde ve kısa süre içinde karar vermek gerektiginde, karsı tarafın kendisini ezme niyetinde olduguna inanıldıgında ortaya çıktıgını ifade etmektedir. “sbirlikçi” çatısma çözüm tarzı, hem iddialılık hem de isbirligi boyutlarında yüksek olmayı ifade eder; bu tarzı sergileyen kisi dayanısma halinde karsı tarafın çıkarlarını tam anlamıyla karsılama istegi duyar, uyumludur, birlikte kazanma bakıs açısıyla çalısır. Bu tarzla yapılan müzakerelerin sonunda, tüm tarafların kazanması hedeflenir. “Kaçınmacı” çatısma çözüm tarzı, hem iddialılıkta hem isbirliginde düsük olmayı anlatır. Kaçınmacı tarza sahip kisi çatısmalı durumun olumsuzluklarını AP gezi parkı olayları yasamamak için, durumu görmezden gelerek ya da yok sayarak davranısta bulunur. “Uyumlu” çatısma çözüm tarzı, iddialılıkta düsük isbirliginde yüksek olmayı ifade eder. Uyumlu tarza sahip kisi, karsı tarafın gönlünü almak için onun isteklerini yerine getirerek çatısmalı durumu çözüme kavusturmak üzere davranısta bulunur. “Uzlasmacı” çatısma çözüm tarzı, hem iddialılık hem de isbirliginde orta seviyede olmayı ifade eder. Uzlasmacı tarza sahip kisi, kazan - kaybet yaklasımından ziyade, çatısmanın odagındaki nesneyi (para, güç vb.) taraflar arasında paylastırarak çatısmayı çözmeye çalısır. Bu durumda iki tarafın da bir seylerden feragat edecegini biliyor olması gerekir. Gezi Parkı Olayları içinde yer alan tarafların, durumun olumsuzluklarını yasamamak için çatısmadan kaçınma, problemli durumu yok sayma ve görmezden gelme gibi davranıslar göstererek kaçınmacı çatısma çözüm tarzı kullanmadıkları açıktır. Benzer sekilde, bir tarafın diger tarafın isteklerini karsılamaya çalısarak uyum göstermesinden de söz edilemez. Ayrıca, birlikte kazanmak ya da bir seylerden karsılıklı vazgeçerek karsılıklı baska seyler kazanmak beklentilerini içeren isbirlikçi ve uzlasmacı çatısma çözüm tarzlarının da - her ne kadar görüsme, uzlası arama denemeleri yapılsa da Gezi Parkı Olayları’nda tarafların benimsedigi temel çatısma çözüm yaklasımları olmadıgı açıktır. Öte yandan her iki tarafın geri adım atmayan yaklasımı, bu çalısmada Gezi Parkı Olayları’nı degerlendirirken kullanılacak temel boyut olan rekabetçi çatısma çözüm tarzına isaret etmektedir. Gezi Parkı Olayları özelinde mevcut çatısmalı durumda tarafların, durumu nasıl ele aldıklarına bakıldıgında, her iki tarafın da karsı tarafın haksız ve kendisini ezmeye ve yok etmeye yönelik bir tutumla hareket ettigine inandıgı düsünülebilir. Medyaya yansıyan sekliyle, hükümet yetkilileri tarafında “Basbakanı yedirmeyiz”, göstericiler tarafında “Yasam tarzlarımız tehdit altında” söylemleri, tarafların karsılıklı olarak ezilme tehdidi altında olduklarını hissettiklerine isaret etmektedir. Bu baglamda her iki taraf da kendini haklı görmektedir. Ayrıca tarafların davranısları gözlendiginde, her iki tarafın karsılıklı olarak kazanacagı sonuçlar elde etme beklentisinden uzak oldukları, daha çok kendi kazançlarını artırmak yoluna gittikleri izlenimi edinilmektedir. Göstericiler tarafında “Gezi Parkı’nın oldugu gibi kalması”, “hükümet yetkililerinin özür dilemesi”, hükümet tarafında ise “bir an önce eylemlere son verilmesi” beklentisi her iki tarafın da sonuçta ne olursa olsun kazançlı çıkmak istediklerinin bir ifadesi olarak degerlendirilebilir. Bu dogrudan ve tek taraflı kazanç beklentisi daha çok rekabetçi çatısma çözüm tarzının bir ifadesidir. Böylece, Gezi Parkı Olayları’nda tarafların daha çok rekabetçi çatısma çözüm tarzını benimsedikleri ve kullandıklarını söylemek mümkündür. V. M. Elgin - N. Mamatoglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014 13 Çatısma Çözüm Tarzları ve Kültür   lgili yazın, kültürün çatısma çözüm yaklasımı açısından kisiler üzerinde etkili oldugunu göstermektedir. Örnegin romantik iliskilerde yasanan çatısmalarda toplulukçu Asyalı-Amerikalıların, bireyci Kafkasyalı-Amerikalılara göre daha çok zorlama, kaçınma ve bütünleyici çatısma çözüm stillerini benimsedikleri görülmektedir. Buna karsılık, Kafkasyalı-Amerikalıların daha çok hükmedici çatısma çözüm tarzını benimsedikleri görülmüstür (Kim ve Kitani, 1998). Benzer çalısmalarda, toplulukçu kültürlerden -Brezilya- müzakerecilerin, bireyci kültürlerden gelen ve rekabeti tercih eden müzakerecilere -Amerika- göre daha çok uyma, isbirligi ve geri çekilme tarzlarını tercih ettikleri görülmektedir (Pearson ve Stephan, 1998). Kültürlerarası karsılastırma çalısmalarına bakıldıgında; Türk ve Amerikalı yöneticilerin müzakere tarzlarını karsılastıran bir tez çalısmasında (Özel, 2008), Türk yöneticilerin, Amerikalı yöneticilere göre daha rekabetçi ve uzlasmacı olmakla birlikte daha az kaçınmacı çatısma çözüm tarzına sahip oldukları tespit edilmistir. Türk kadın yöneticiler Amerikalı kadın yöneticilere göre daha rekabetçi ve uzlasmacı iken daha az kaçınmacıdırlar. Ayrıca, Türk erkek yöneticilerin Amerikalı erkek yöneticilere göre daha rekabetçi oldukları görülmüstür. Bir baska Türkiye çalısmasında ise Türklerin Kuzey Amerikalılara göre bireysel hedeflerine ulasmak için daha az rekabetçi ve saldırgan davranıs gösterdikleri ortaya konulmustur (Kozan 1989, Ergin, 1999). Ayrıca, Türkler çatısma çözümünde daha çok arabuluculugu tercih etmektedirler (Kozan ve Ergin, 1998). Bundan baska, Türklerin, is arkadaslarıyla daha çok kaçınmacı (Kozan, 1989), üst yönetimle uyma, astlarla zorlama çatısma çözüm tarzını benimsedikleri görülmüstür. Bu bulgular Türkiye’nin toplulukçu ve güç mesafesi yüksek bir kültüre sahip olmasıyla açıklanabilir. Öte yandan toplulukçuluk içinde yer alan ve Türkiye’de varlıgına isaret edilen namus kültürü ve çatısma çözüm tarzları arasındaki iliskiyi ele alan bir çalısma bulunmamaktadır. Benzer sekilde dünya yazını da kültür çalısmalarında yeni çerçevelerden, onur, namus ve görünüm kültürleri ile çatısma çözüm tarzları arasındaki iliskiyi yakın zamanda yeni yeni çalısmaya baslamıstır (Örnegin; Beersma, Harinck ve Gerts, 2003). lgili yazındaki kısıtlı sayıda çalısmaya bakıldıgında; görünüm, onur ve namus kültürü arasında çatısma çözüm yaklasımı açısından farklılıklar oldugu görülmektedir. Örnegin, görünüm kültüründe kisilerarası çatısma karsısında kisiler, uyumu korumak adına daha dolaylı tepkiler verir ya da toplum yapısı hatırlatılarak hosa gitmeyen davranıs ve bu davranısı yapan kisi ayıplanır (Tinsley, 1997; Tinsley ve Weldon, 2003). Dolayısıyla daha kapalı bir iletisim, sorunların açıkça konusulmadıgı bir yapı ortaya çıkar. Bu durumu görünüm kültürüne sahip topluluklarda daha kaçınmacı çatısma çözüm tarzlarının ortaya AP gezi parkı olayları çıkabilecegi seklinde yorumlamak mümkündür. Öte yandan, onur kültüründe, tepkiler çatısmayı çözüme kavusturmak adına daha dogrudan ortaya çıkar (Tinsley ve Weldon, 2003). Böylece, onur kültüründe sorunu açıkça konusmanın ve hak aramanın daha dogal karsılandıgı söylenebilir. Bu durumda da rekabetçi, uzlasmacı ve is birligi içeren çatısma çözüm tarzlarıyla daha çok karsılasılabilecegi yorumu yapılabilir. Son olarak namus kültüründe, çatısma karsısında tepkiler, zayıf görünmemek, avantajı karsı tarafa geçirmemek, namusu korumak için dogrudan ve saldırganca ortaya çıkar (Nisbett ve Cohen, 1996). Bu durumda, namus kültüründe açık iletisimden çok üste çıkmayı hedefleyen bir iletisim tarzının ortaya çıktıgı yorumunu yapmak mümkündür. Yapılan arastırmalar, namus kültüründe, rekabete dayalı, daha paylastırıcı çatısma çözüm taktiklerinin kullanıldıgını ortaya koymaktadır (Beersma, Harinck ve Gerts, 2003). Bu durumda namus kültüründe, çatısma taraflarının karsılıklı menfaatlerinin gözetildigi her iki tarafın da, bir seyler kazanıp karsılıgında bazı seylerden feragat ettigi bir orta yoldan çok, tarafların kendi isteklerini kabul ettirmeye çalıstıkları ya da alana kadar geri adım atmadıkları, kimi zaman bu dayatmacı tutumu sözel ve fiziksel siddete dönüstürdükleri bir çatısma çözüm yaklasımından söz etmek mümkündür. Daha önce de ifade edildigi gibi, bu çalısmada Gezi Parkı Olayları namus kültürü ve çatısma çözüm tarzları açısından tartısılmaktadır. Türkiye’de hem namus kültürü hem de çatısma çözüm tarzları ile ilgili ayrı ayrı çalısmalar bulunmakla birlikte; bu iki kavramı birlikte ele alan herhangi bir çalısma bulunmamaktadır. Ayrıca, yine farklı çalısmalar namus kültürünün Türkiye’de varlıgına (Örnegin, Özkan ve Gençöz, 2006; Uskul, Cross, Sunbay, Gercek- Swing ve Ataca, 2012) ve bir çatısma çözüm tarzı olan rekabetin diger çatısma çözüm türlerine göre daha çok ortaya çıktıgına (Kozan, 1989; Kozan ve Ergin, 1998) isaret etmektedir. Burada temel konulardan biri, rekabetçi çatısma çözüm tarzının, namus kültürünün bir islevi ve sonucu olarak ortaya çıkıp çıkmadıgıdır. Bu çalısma, Gezi Parkı Olayları çerçevesinde bu soruya da cevap aramaya çalısmaktadır. 3. AMAÇ, YÖNTEM, VER TOPLAMA, ÖRNEKLEM VE BULGULAR Amaç ve Yöntem Bu çalısmanın temel amacı, 2013 Mayıs ayının sonunda baslayan Gezi Parkı Olayları'nın ilk 15 gününde olayların üniversite ögrencileri arasında genel olarak nasıl algılandıgının betimlenmesi ve bu betimlemenin namus kültürü ve çatısma çözüm tarzları kavramlarıyla ele almak; hakarete karsı siddetli tepki ve rekabetçi çatısma çözüm tarzı özelinde namus kültürü ve çatısma çözüm tarzları arasındaki iliskilere kuramsal bir çerçeve sunmaktır. Bu amaca yönelik olarak V. M. Elgin - N. Mamatoglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014 15 mevcut çalısma, nitel arastırma yöntemleri kullanılacak sekilde tasarlanmıs ve çalısmanın temel sorusu "Gezi Parkı Olayları, ilk 15 gün içinde üniversite ögrencileri arasında nasıl algılandı?" seklinde belirlenmistir. Veri Toplama Teknigi Bu arastırmada, nitel bir veri toplama teknigi olan odak grup çalısması tercih edilmistir. Odak grup çalısmalarının temel amacı, bir konu, ürün veya hizmet hakkında insanların ne düsündügünü ne hissettigini anlamaktır. Bu baglamda, Gezi Parkı Olayları’nın ilk 15 gününü inceleyen bu arastırmada veri toplama teknigi olarak kısa zamanda hızlı ve derinlemesine bilgi saglayan odak grup çalısmasının kullanılması arastırmanın hedeflerini gerçeklestirmek için en uygun teknik olarak degerlendirilmistir. Diger yandan, örnegin birebir mülakat daha derinlikli veriler saglama imkânına sahip olsa da; öncelikle incelenen konunun 15 gün ile sınırlanmıs olması, çalısmanın üniversite ögretim döneminin sonu olan final dönemine denk gelmesi, ögrencilerin ulasılabilir oldugu gün ve zamanlarının oldukça kısıtlı olması gibi durumlar göz önünde bulundurularak bu teknik tercih edilmemistir. Sonuç olarak, odak grup çalısmasının, zaman sınırı nedeniyle bu çalısma için uygun veri toplama teknigi oldugu düsünülmüstür. Örneklem Odak grup çalısması her biri sekiz katılımcıdan olusan üç odak grubu üzerinden toplam 24 kisiyle gerçeklestirilmistir. Katılımcıların hepsi Abant zzet Baysal Üniversitesi’nde ögrenim gören lisans ögrencileridir. Odak grupları olusturulurken, sınıflarda duyuru yapılmıs ve bu duyuruda Gezi Parkı Olayları’ndan bahsedilmemis, sadece “Güncel konular hakkında odak grubunda tartısmaların yapılacagı bir sosyal psikoloji arastırmasına gönüllü olarak katılabilecek ögrencilerin bilgi vermeleri” istenmistir. Çalısmaya katılabilecek katılımcılara her üç odak grubunun hangi gün ve saat aralıklarında (Örnegin, 7 Haziran sabah, 7 Haziran ögleden sonra, 12 Haziran ögleden sonra) yapılabilecegi bilgisi verildikten sonra, katılımcılar hangi çalısmaya katılabileceklerini bildirmislerdir. Böylece; süre kısıtlılıgı, konunun hassasiyeti, katılımcıların afise edilme veya etiketlenme kaygısı, bu kaygının düsüncelerin sansürlenmesi gibi veri kalitesini etkileme olasılıgı göz önünde bulundurularak; gruplar herhangi bir faktör gözetilmeden çalısmaya katılmayı kabul eden ögrencilerden olusturulmustur. Böylece, katılımcıların gösterilere katılıp katılmama durumları, gösterilerin yanında ya da karsısında yer alıp almadıkları, gruplardaki cinsiyet dagılımları vb. konularda bir düzenleme yapılmamıstır. Bununla birlikte, odak grubu tartısmaları boyunca, hem Gezi Parkı Olayları’na aktif olarak katılan hem aktif olarak katılmayan, hem Gezi Parkı Olayları’na olumlu bakan hem olumsuz bakan birbirinden farklı tutumlara sahip ögrencilere ulasılabildigi gözlenmistir. Tüm katılımcıların dörtte biri (altı kisi) erkeklerden AP gezi parkı olayları olusurken, tüm katılımcıların yasları 21 ile 25 arasında degismektedir. Örnegin ilk odak grubunda yasları 21 ile 23 arasında degisen 2 erkek ve 6 kadın, toplam 8 kisi; ikinci odak grubunda yasları 21 ile 25 arasında degisen 4 erkek ve 4 kadın, toplam 8 kisi; ve son odak grubunda ise yasları 21 ile 22 arasında degisen toplam 8 kadın katılımcı yer almıstır. Veri Toplama Araçları ve slem Bu arastırmada veri toplama islemi, temel arastırma sorusunu odagına alan toplam 17 açık-uçlu sorunun sorulmasıyla gerçeklestirilmistir (tüm sorular için bakınız Ek’1). Odak grup çalısmaları, Psikoloji Bölümü laboratuvar katında yer alan laboratuvar odasında, gürültüden uzak, toplantı düzeneginde hazırlanmıs, çay-kahve ve yiyecek ikramının yapıldıgı olabildigince rahat bir ortamda gerçeklestirilmistir. Hem hitap etmede hem de katılımcıların ifadelerinin not edilmesinde yardımcı olmak amacıyla her katılımcının isminin yazılı oldugu isimlikler toplantı baslamadan önce toplantı masasında yerlestirilmistir. Her çalısmada aynı arastırmacı arastırma yürütücülügü (moderatörlük) yaparken, diger arastırmacı da ortamda bulunup aynı zamanda diger gözlem ve görüsme teknikleri konusunda egitimli ve deneyimli iki ögrenci ile birlikte not almıstır. Her bir odak grubu aynı sekilde ve standartlarda, odak grubu çalısmalarında izlenen usuller dogrultusunda (bakınız, Yıldırım ve Simsek, 2008) gerçeklestirilmistir. Daha sonra, iki arastırmacı bir araya gelerek, tüm verilerin toplanmasından sonraki bes gün içerisinde desifre çalısmaları (Örnegin, tüm soruların cevaplarının sırayla okunması, ortak temaların çıkarılması, ilgili yerlerde kullanılabilecek örnek ifadelerin tespit edilmesi, vb.) tamamlanmıstır. Bu süreçte ayrıca arastırmanın geçerlik ve güvenirligine iliskin olarak gerekli önlemler (nitel çalısmalarda geçerlik ve güvenirlik için bakınız, Yıldırım ve Simsek, 2008), arastırmacılar tarafından saglanmıstır. Ayrıca, süreç boyunca, sosyoloji bölümünden odak grup çalısmalarında deneyimli bir akademisyenin danısmanlıgına da basvurulmustur. Bulgular ve Tartısma Açıklayıcı rolü göz önünde bulunduruldugunda, namus kültürü Türkiye’deki sosyal olayları ele almak ve yorumlamak için önemli bir kaynak islevi görebilir (Elgin, 2013). Bu baglamda, çalısmanın bu kısmında Gezi Parkı Olayları, namus kültürü özelinde hakarete karsı siddetli tepki boyutu ve rekabetçi çatısma çözüm tarzı perspektifinden incelenmektedir. Daha önce açıklandıgı gibi, namus kültüründe insanlar her türlü asagılayıcı, küçümseyici, küçük düsürücü, alay edici, itibarsızlastırıcı eyleme, bir baska deyisle hakarete karsı çok hassastırlar. Bu durumlarda kızgınlık, utanma, küçük düsürülme, rezil V. M. Elgin - N. Mamatoglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014 17 olma gibi duygulara kapılabilirler. Hakaret algısı kisileri, bireysel ve/veya kolektif saygınlıklarını ve itibarlarını yani namuslarını korumaya yöneltir. Bunu yaparken, hakaret eden tarafa karsı fiziksel ve/veya sözel olarak siddetli tepkide bulunabilirler. Sözel ya da fiziksel olarak siddetli tepkide bulunmanın temel hedefinde kendilerine hakaret eden tarafa ve bulundukları çevreye hakareti hak ediyor gözükmemek, zayıf görünmemek, ileride tekrar hakarete maruz kalmamak, dıslanmamak olguları yatmaktadır. Buna ek olarak bu kültürde daha sık ortaya çıktıgı bilinen rekabetçi çatısma çözüm tarzı, çatısma sonunda daha çok bir kazan-kaybet durumu elde etmenin beklendigi sürece isaret eder. Çatısma tarafları karsı tarafın ihtiyaçlarını ve beklentilerini göz ardı ederek, kendi isteklerini dayatırlar. Burada amaçlanan, karsılıklı herkesin bir seyler kazandıgı ve karsılıgında herkesin bir seylerden feragat ettigi bir çözümden çok, tarafların sadece kendi çıkarlarına sahip olmasıdır. Bu yaklasım “ya hep ya hiç” yaklasımıdır ve kazananın tek taraf olması beklenmektedir. Bunun anlamı bir kazanan ve bir kaybeden olmasıdır. Rekabetçi çatısma çözüm tarzı daha çok kisiler kendilerini haklı gördügünde, karsı tarafın kendini ezme niyeti tasıdıgına inandıgında, acil çözüm bekleyen problemler ve alınması gereken kararlar oldugunda ortaya çıkmaktadır (Thomas, 1992). Gezi Parkı Olayları’nın Dinamik Bir Sekilde Tartısılması Bu çalısmada odak grubu katılımcılarından elde edilen veriler dinamik bir sekilde degerlendirilmistir. Bu degerlendirmelerde, Gezi Parkı Olayları’nın temel aktörleri olan yetkililerin ve göstericilerin davranıslarının, odak grup katılımcıları tarafından nasıl algılandıgı üzerinde durulurken, namus kültürü parametreleri ve çatısma çözüm tarzı yaklasımları kullanılarak yorumlamalar yapılmıstır. Bu baglamda, arastırma verileri degerlendirildiginde hem yetkililer –hükümet yetkilileri ile kolluk kuvvetleri - hem de göstericiler kanadında en temel yaklasım olarak algılandıgı gözlenen namus kültürünün hakarete karsı siddetli tepki boyutu ve rekabetçi çatısma çözüm tarzı, Gezi Parkı Olayları’nın ele alınmasında temel olacaktır. Arastırmacılar odak grubu katılımcılarının verdigi cevaplardan, yetkililerin göstericilere karsı davranıs ve tutumlarının hakaret (Örnegin, asagılama, degersizlestirilme) olarak algılanıldıgı; göstericilerin sosyal saygınlıklarına zarar veren bu durum karsısında, sosyal saygınlıklarını korumak amacıyla, yetkililere karsı toplu ve güçlü bir sekilde direnmeleri ve mizah ögelerini kullanmalarının ise hakarete karsı siddetli tepki olarak degerlendirildigi sonucuna varmıslardır. Öte yandan, bu durumun dinamik bir sekilde karsılık buldugu söylenebilir. Söyle ki, katılımcılardan elde edilen veriler degerlendirildiginde, göstericilerin alanlarda ve sosyal medyada kapsamlı ve yogun bir sekilde yetkililerle ilgili mizah ögeleri kullanmalarının ve Taksim’in isgal edilmesinin, yetkililer tarafından alay edici, asagılayıcı, özetle kendilerine karsı bir hakaret olarak AP gezi parkı olayları degerlendirildigi yorumu yapılabilir. Yetkililer bu hakaret karsısında çok önem verdikleri sosyal saygınlıklarının zedelenmis oldugunu düsünmüs olabilirler. Yine verilen cevaplardan, yetkililerin sosyal saygınlıklarını korumak için, bu hakarete karsı göstericilere orantısız güç kullanımı ile siddetli tepki vermis olabilecekleri yorumu yapılabilir. Bunlarla ilgili olarak, verilen cevaplar dogrultusunda her iki aktör grubun, yani hem göstericilerin hem de yetkililerin, olayları ve yaptıklarını (Örnegin, verilen siddetli tepkileri) kendi psikolojik süreçlerinde mesrulastırabilmeleri ve kendilerini haklı görebilmeleri için, kendilerine hakaret edildigini düsünmüs olabilecekleri yorumu yapılabilir. Ayrıca, odak grubu katılımcılarından elde edilen veriler degerlendirildiginde odak grubu katılımcılarının, hem yetkilileri hem de göstericileri geri adım atmamak, çatısma sonunda kendi isteklerini kabul ettirerek kazançlı çıkmak motivasyonuna sahip olarak algıladıkları görülmüstür. Bir baska deyisle rekabetçi çatısma çözüm tarzının diger çatısma çözüm tarzlarına göre daha çok tercih edildigi gözlenmistir. 4. NAMUS KÜLTÜRÜ VE HAKARETE KARSI SDDETL TEPK Odak grubu katılımcılarının arastırma sorularına verdigi cevaplar, namus kültürü özelinde hakarete karsı siddetli tepki boyutu ve rekabetçi çatısma çözüm tarzı üzerinden, “kolluk kuvvetleri ve göstericiler arasındaki dinamik süreç” ve “hükümet yetkilileri ve göstericiler arasındaki dinamik süreç” alt baslıkları altında asagıdaki gibi ele alınabilir. Kolluk kuvvetleri ve Göstericiler Arasındaki Dinamik Süreç Katılımcılar tarafından verilen cevaplar degerlendirildiginde, Gezi Parkı Olayları’nın ortaya çıkmasında temel nedenin, kolluk kuvvetlerinin herhangi bir siddet içermeyen eylemleriyle Gezi Parkı içinde bulunan çevreci gruba sabahın ilk saatlerinde sert, orantısız, dolayısı ile haksız fiziksel müdahalesinin sonucu olarak görüldügünü ortaya koymaktadır. Örnegin, katılımcılara “Sizce, Gezi Parkı gösterilerinin bu sekilde ortaya çıkmasının sebepleri nelerdi?” diye sorulmustur. Katılımcılar bu soruya “kolluk kuvvetlerinin park gibi nötr bir konuda ve barısçıl bir eyleme, ilk olarak sabahın çok erken saatlerinde orantısız bir güçle müdahale edilmesi”, devamında “asırı biber gazı kullanımı”, “gaz bombası”, “tazyikli su”, “cop kullanımı”, gibi orantısız müdahalelerinin sürdürülmesi seklinde ifadelerle cevap vermislerdir. Bununla birlikte, katılımcılara “Yetkililerin süreç boyunca olumlu ve olumsuz buldugunuz tüm tutumları ve davranısları nelerdi?” sorusu soruldugunda ise, kolluk kuvvetlerinin olumsuz bulunan davranısları yine orantısız müdahale olarak belirtilmistir. Odak grubu katılımcılarının bu soruya verdikleri cevaplara su ifadeler örnek olarak verilebilir: “Polis bayanlara bile siddet uyguladı”, “Hasta insanlara biber gazı atıldı”, “Tekerlekli sandalyedeki bir vatandasa su sıkıldı”, ve V. M. Elgin - N. Mamatoglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014 19 “Kafaya nisan alınarak gaz tabancası kullanıldı.” Tüm bu degerlendirmeler, kolluk kuvvetlerinin göstericilere karsı tutumunun göstericiler tarafından, degersizlestirici, saygınlıga zarar verici ciddi fiziksel sonuçları olan hakaret dolu bir tutum olarak algılanmasına neden olabilecegini ortaya koymaktadır. Benzer sekilde, kolluk kuvvetlerinin baslangıçta çevreci, küçük bir gruba ve sonrasında göstericilere siddetli müdahalede bulunmasının, katılımcılar tarafından, kolluk kuvvetlerinin isteklerini kabul ettirmek, küçük grubu ve sonrasında göstericileri ezmek, onları hiçe saymak niyeti olarak algılandıgı söylenebilir. Bu durumda hissedilen ezme ve ezilme algısının, göstericilerin bu durumla rekabet eder bir tutum sergilemesine; bir baska deyisle çatısmayı kendilerine güç uygulayan tarafa karsı, rekabet ederek çözme yoluna gitmesine neden oldugu yorumu yapılabilir. Buna göre, gösterilere katılımın baska sehirlere yayılması ve boyutlarının büyümesinin temel nedeni, sosyal saygınlıgı konusunda hassas bir kültürden –namus kültüründen- gelen göstericilerin, bu hakaret dolu algılanan tutuma karsı siddetli tepki vererek sosyal saygınlıklarını korumak istemeleri, haklılıgına sonuna kadar inandıkları çevreci hareketin maruz kaldıgı ezici olarak algılanan güç kullanımına karsı daha fazla güçle cevap vermek ihtiyacı duydukları söylenebilir. Özetle göstericiler, rekabetçi tarzda çatısmayı ele alarak çözmeye yönelmislerdir denilebilir. Ayrıca verilen cevaplara bakıldıgında, odak grubu katılımcılarının sadece göstericiler ve yetkililer pencerelerinden hakaret algısını dile getirmedikleri, kendilerinin de duygusal olarak olaylardan nasıl etkilendiklerini ortaya koydukları görülmüstür. Örnegin, “Genel olarak, Gezi Parkı ile ilgili gelisen olaylar sizde hangi duyguların ortaya çıkmasına yol açtı?” sorusuna, “üzüntü”, “kaygı”, “gerginlik”, “bölünmüslük”, “çaresizlik”, “acıma” gibi cevaplar verilmistir. Bir katılımcının verdigi, “çim burkuldu eylemcilere karsı; hükümete karsı öfke vardı” seklindeki cevap, hakaret karsısında ortaya çıkan duygu yogunluguna örnek olarak verilebilir. Odak grup katılımcılarının bu tür ifadelerinden, katılımcıların olayların ortaya çıkmasında ve gelismesinde kolluk kuvvetlerinin göstericilere karsı ezici ve haksız güç kullandıkları algısının etkili oldugunu, yine katılımcıların bu durumun göstericiler tarafından hakaret seklinde algılanmıs olabilecegini düsündükleri seklinde yorumlar yapılabilir. Ayrıca odak grup katılımcılarının, göstericilerin bu durumla hakarete karsı siddetli tepki ve rekabetçi çatısma çözüm tarzını kullanarak basa çıkmaya çalıstıklarını ve karsı koyma ve toplu direnme seklinde siddetli tepki formlarına yöneldiklerini düsündükleri yorumu yapılabilir. Diger taraftan, odak grup katılımcıları kolluk kuvvetlerine karsı göstericilerin tutumunu degerlendirirken özellikle asırı uçta yer alan siyasi grupların provokasyonuna dikkat çekmislerdir. Örnegin bazı odak grup katılımcıları, “Sizce gösteriler Türkiye’nin diger bölgelerine nasıl/neden yayıldı?” AP gezi parkı olayları sorusuna cevap verirken “Eylemi organize edenler karsıt görüslü kisilerdi. Sivil toplum örgütleri de olayı provoke ettiler”, “Her zaman karsı olanlar saptırdılar” ifadelerini kullanmıslardır. Bu noktada katılımcıların bir kısmı tarafından, kimi göstericilerin daha önce de haksız güç gösterisine yönelen, ortamı provoke etmek gibi hiç de iyi niyetli davranmayan grup ve kisiler olarak algılandıgı görülmüstür. Bu bakımdan, olayların yayılmasının ve kimi provakatif eylemlerin, kolluk kuvvetlerini ortaya konan provakatif güç gösterisiyle rekabet eder tarzda mevcut çatısmalı durumu mutlaka kazanarak çözmeye yönelttiginin düsünüldügü söylenebilir. Bu sekilde göstericiler ve kolluk kuvvetleri arasında yasanan karsılıklı haksızlık ve hakaret algıları, devamında hakarete karsı siddetli tepkiyle kendini gösteren rekabetçi çatısma çözme davranısları, iki taraf arasındaki karsılıklılık dinamigini tamamlar gözükmektedir. Benzer sekilde, “Sizce gösterilere katılmayanların, gösterilere katılmama nedenleri neler olabilir?” sorusuna, odak grup katılımcılarının verdigi cevaplara bakıldıgında, vatandasın devlete duydugu güvenin (Örnegin, “Devlet her zaman haklıdır. Devlete karsı gelinmez”) nedenler arasında sayıldıgı görülmekte, bu cevabın devamında, zaten kolluk kuvvetlerinin kendilerine saldırıldıgı için siddetli tepki vermis olabilecegi “Halk bir sey yapmazsa, polis bir sey yapmaz” seklinde ifade edilmistir. Bu ifadelerden odak grup katılımcılarının, gösterilere katılmayan kimi kisileri, devlet kurumları ve kolluk kuvvetlerini her zaman ve dogal olarak haklı algılayan kisiler olabilecegini düsündükleri seklinde yorumlamak mümkündür. Buna göre katılımcılar, bu yaklasıma sahip kisilerin özellikle gösterilere katılmayabilecegini vurgulamakta ve buna baglı olarak göstericilerin davranıslarının, haksız bir güç gösterisi, devlet otoritesini ve saygınlıgını sarsıcı, görevlilerin sosyal statülerine zarar verici, kolluk kuvvetlerini güç kullanmaya zorlayan bir yaklasım olarak algılamıs olabilecegine isaret etmektedir. Böylece, kolluk kuvvetlerinin göstericilere karsı takındıgı tutum, sosyal saygınlık hassasiyeti nedeniyle saygınlıgı korumak için hakarete karsı verilmis asırı tepki ve göstericilerin güç dayatmasıyla rekabet eder tarzda çözüm arama davranısları olarak degerlendirilebilir. Bu düsünceyi, “Yetkililerin tutum ve davranısları nasıl açıklanabilir?” sorusuna verilen cevapların destekler nitelikte oldugu söylenebilir. Örnegin bir odak grup katılımcısı bu soruya “Polis göstericiler tarafından kıskırtılmıs olabilir” seklinde cevap vermistir. Yine bir diger soru olan, “Göstericilerin süreç boyunca olumlu ve olumsuz buldugunuz tüm tutumları ve davranısları nelerdi?” sorusuna, olumsuz davranıslarla ilgili olarak verilen cevaplar arasında, gösterilerde “taskınlık yapılması”, “provokatif eylemler” ve “vandalizm” örnekleri yer almaktadır. Bu cevaplar asayisi saglamakla görevli kolluk kuvvetlerinin isini layıkıyla yapmasına engel olan göstericilerin, kolluk kuvvetlerini zor duruma düsürdügünün düsünüldügü seklinde yorumlanabilir. Ayrıca, yine katılımcılar tarafından provakatif davranısların, kolluk kuvvetlerinin isini ve saygınlıgını tehdit ettiginin düsünüldügü; kolluk kuvvetlerinin V. M. Elgin - N. Mamatoglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014 21 saygınlıklarına gösterdikleri hassasiyet nedeniyle, göstericilerin hakaret seklinde algılanan davranıslarına karsı siddetli tepki verdikleri ve haksız güce karsı güçle rekabet ederek karsılık verdiklerinin algılandıgı seklinde yorumlanabilir. Hükümet Yetkilileri ve Göstericiler Arasındaki Dinamik Süreç Odak grup katılımcılarının verdigi cevaplar degerlendirildiginde, olayların devamında özellikle hükümet liderinin göstericilere karsı söyleminin, göstericiler tarafından, göstericilerin saygınlıgına, benlik degerine kısaca namusuna karsı asagılama, küçümseme ve degersizlestirme içeren hakaret olarak, haksızlık ve ezme niyeti olarak algılanmıs olabilecegi; bunun sonucunda göstericilerin verdigi tepkinin siddetinin artmıs olabilecegi seklinde yorumlanabilir. Öyle ki, odak grubu katılımcıları Gezi Parkı Olayları’nın büyümesinde ve polisin orantısız güç kullanımındaki asıl sorumlulugun hükümete (ve özelinde hükümet liderine) ait oldugunu ifade etmislerdir; çünkü odak grup katılımcılarının ifadesiyle polisler “emir kulu”dur. Bu baglamda her ne kadar bazı yetkililerin (Örnegin, Cumhurbaskanı) olaylarla ilgili kimi tutumları ve söylemlerinin odak grup katılımcıları tarafından olumlu algılandıgı ifade edilse de, hükümet liderinin üslup ve söyleminin olaylarda belirleyici oldugu algısı öne çıkmıstır. Örnegin “Sizce, Gezi Parkı gösterilerinin bu sekilde ortaya çıkmasının sebepleri nelerdi?” sorusuna, katılımcıların verdigi cevaplar degerlendirildiginde, yetkililerin (özellikle de hükümet liderinin) göstericiler tarafından hakaret (asagılama, görmezden gelme, degersizlestirmeye çalısma vb.) olarak algınmıs olabilecek üslup ve söyleminin etkili olabilecegini belirttikleri yorumunu yapmak mümkündür. Bu söyleme, “çapulcu”, “tencere tava hep aynı hava” tanımlamaları örnek olarak verilmistir. Bu durumu destekler sekilde, verilen cevapların bir kısmı da su sekilde olmustur: “Hükümetin adımları buraya getirdi”, “Erdogan’ın tavırları olayı büyüttü”, "Degersizlestirilmeye çalısıldı ancak bu iyi oldu. Halk davaya sarıldı”. Ayrıca diger bir soru olan, “Yetkililerin süreç boyunca olumlu ve olumsuz buldugunuz tüm tutumları ve davranısları nelerdi?” sorusunda, yetkilerin gösterilerden kaynaklı maddi kayıpları ve zararları (Örnegin, “çisleri Bakanı, önce kırılan dökülen maddi kayıpları anlattı sonra bir de ‘bu var, bir ölü’ gibi açıklamalar yaptı”) öne çıkarması; bu zararların ölümlerden daha önemliymis gibi sunuldugu izlenimi yaratmıs, katılımcılar tarafından olumsuz olarak algılanmıs ve kıskırtıcı bulunmustur. Yetkililerin bu söylemi de göstericiler tarafından haksızlık ve hakaret seklinde algılanmıs olabilecek davranıslar arasında degerlendirilebilir. Buna ek olarak, “Sizce yetkililer olumsuz olarak algılanan tutum ve davranıslar dısında nasıl davranabilirlerdi?” sorusunda, göstericilerden özür dilenmesi (Örnegin, “Özür dilenebilirdi”) seklinde cevaplar verilmistir. Ancak, bir sonraki soru olan “Sizce, yetkililer neden bu sekilde davranmamıs olabilirler?” sorusuna AP gezi parkı olayları verilen cevaplar, yetkililerin dogrusunun özür dilemek oldugunu düsünseler bile; bunu saygınlıklarını zedelememek, sosyal statülerine zarar vermemek için yapmak istemeyecekleri seklinde ifade edilmistir. Örnegin verilen cevaplar arasında; “Kimse saygınlıgını ve statüsünü kaybetmek istemiyor”, “Özür dilemeyi kendilerine yediremediler”, “Özür dilemek hatayı kabul etmektir ve kisisel otoriteyi sarsar” seklinde ifadelere rastlanmıstır. Aslında bu ifadeler tam da namus kültüründe açıklandıgı sekilde özür dilemenin yani bir nevi geri adım atmanın, namusa yani benlik degerine ve sosyal statüye zarar verebilecek ve zayıflık olarak algılanabilecek bir davranıs oldugu düsüncesiyle tutarlıdır. Benzer sekilde, katılımcılara “Yetkililerin tutum ve davranısları nasıl açıklanabilir?” sorusu soruldugunda odak grup katılımcılarının, yetkililerin göstericiler karsısında onların isteklerine boyun egici görünmek istememelerinin yattıgı seklinde yorumlamaların yapıldıgı görülmüstür. Özellikle burada yetkililerin, gücü kaybetmek ve karsı tarafın zorlayıcı tutumuna direnmek anlamında rekabetçi çatısma çözüm tarzını benimsedikleri yorumu yapılabilir. Yine bu örnekler odak grup katılımcıları tarafından hükümet yetkililerinin, sosyal saygınlıkları konusunda çok hassas oldukları ve sosyal statü ve saygınlıklarını sarsmaya yönelik davranıslara maruz kaldıklarını düsündükleri seklinde algılanmıstır. Ayrıca, odak grup katılımcılarının verdigi cevaplar degerlendirildiginde, Gezi Parkı Olayları’nın bir bakıma belli bir yasam tarzını benimsemis ve sosyal statüsünü böyle ortaya koymakta olan kisiler için sosyal saygınlıklarını zedeleyici ve hakaret olarak algılanan hükümetin önceki bazı icraatlarına karsı birikmis bir nevi tepki ve öfke bosalması olarak degerlendirildigi görülmüstür. Bu noktada haksızlıga ugramak, ezilmeye çalısılmak karsısında ugranılan hakarete karsı siddetli ve rekabetçi tepki verme yaklasımının etkisi görülmektedir. Örnegin “Sizce, gösteriler Türkiye’nin diger bölgelerine nasıl, neden yayıldı?” sorusuna odak grup katılımcılarının verdigi cevapların basında hükümete karsı birikmislik, hükümetin bugüne kadar yasam tarzı (Örnegin, üç çocuk, alkol yasası vb.) ile ilgili müdahale algısının yarattıgı öfke patlaması yer almaktadır. Örnegin, “Bardagı tasıran son damlaydı. Hükümet insanların hayatına fazla müdahalede bulundu” cevabı bu algıyı vurgular niteliktedir. Özetle Gezi Parkı Olayları, göstericilerin sosyal saygınlıklarına ve benlik degerlerine hakaret seklinde algıladıkları önceki müdahaleler karsısında yasadıgı birikmisligin bir sonucu olarak, siddetli karsılık verme ve hesaplasma tepkisi olarak da yorumlanabilir. Burada yine katılımcıların göstericilerin yasam tarzı ile ilgili olarak, haksız ve ezici güç kullanımı algısı karsısında bu çatısmalı durumu çözmek için rekabetçi çatısma çözüm tarzının benimsendigini düsündükleri yorumu yapılabilir. Hakarete karsı siddetli tepki, bir tür karsılıklılık ve cezalandırma/cezalandırılma beklentisini kendi içinde barındırmaktadır. Bu beklentiyi odak grup katılımcılarının “Sizce gösterilere katılmayanların, gösterilere V. M. Elgin - N. Mamatoglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014 23 katılmama nedenleri neler olabilir?” sorusuna verilen cevaplarda görmek mümkündür. Bu baglamda, gösterilere ilgisizlik, gösterilerin karsısında tavır almak gibi genel degerlendirmelerin dısında verilen cevaplar ise, gösterilere katılma durumunda bunun karsılıgının hükümet tarafından mutlaka verilecegi seklinde düsünülmüs olabilecegi ve bu nedenle gösterileri destekledikleri halde bazı kisilerin gösterilere katılmamıs olabilecegi seklinde ifade edilmistir. Örnegin katılımcılar “mimlenme”, “fislenme”, “kamuda ise girememek” gibi gelecek kaygılarını dile getirmis, hükümet/sistem tarafından cezalandırılma korkusunun üzerinde durmuslardır. Katılımcılara göre bu cezalandırılma durumu göstericiler dısında, beklendigi sekilde emir ve temayüllere uygun davranmayan hükümet görevlilerini de kapsamaktadır. Söyle ki, “Yetkililerin tutum ve davranısları nasıl açıklanabilir?” sorusuna, diger hükümet görevlilerinin de hükümet lideri tarafından cezalandırılma korkusu yasamıs olabilecegi, bu nedenle olaylara haklılık verme seklinde algılanabilecek hiçbir açıklama yapamamıs olabilecekleri vurgulanmıstır. Katılımcılar bu durumu su sekilde ifade etmislerdir: “Basbakan dısında hükümetteki siyasiler, basbakandan çekindigi için açıklama yapamıyor.” Son olarak, burada vurgulanması gereken çok önemli bir nokta, odak grubu katılımcılarının, hükümetin ve hükümet liderinin Gezi Parkı Olayları’nda önemli etkileri oldugunu ifade etmekle birlikte, gerçekte olayları bir yönüyle bu aktörlerin kisiliklerinden bagımsız olarak Türkiye’deki mevcut kültürel atmosferin –namus kültürünün- varlıgına ve güçlü etkisine de dayandırdıkları gözlenmistir. Örnegin, “Yetkililerin tutum ve davranısları nasıl açıklanabilir?” sorusuyla ilgili olarak; mevcut hükümetten ve siyasi olusumdan bagımsız olarak iktidar olan her hükümetin benzer durumlarda benzer sekilde davrandıgına ve davranacagına deginilmis ve bu durum su ifadelerle örneklendirilmistir: “Bu bir devlet refleksi ve hastalıklı bir refleks”, “Su anki iktidarın tutumu da geçmisteki iktidarların tutumu da aynıdır”, “Geri adım atmak istemiyor siyasiler”. Bu ifadeler odak grup katılımcılarının mevcut durumu kisilerden (örnegin; hükümet lideri) bagımsız olarak, Türkiye’de olumsuz ve kanıksanmıs bir kültürel özellik olarak gördüklerini ortaya koymaktadır. Sözü edilen temel yapı, namus kültürünün hatayı kabul etmeme, geri adım atmama, saygınlıgı zedelememe vb. özellikleri ile kendini göstermesi seklinde yorumlanabilir. Diger taraftan, öncesinde kolluk kuvvetleri ile göstericiler arasında ifade edilen dinamik sürecin bir benzerinin hükümet yetkilileri ile göstericiler arasında oldugu da iddia edilebilir. Bu baglamda, her ne kadar bu çalısmada katılımcıların bu yönde bir ifadesi ortaya çıkmamıs olsa da, örnegin özellikle hükümet lideri de kendisine göstericiler tarafından hakaret edildigini iddia edebilir ve bunun sonucunda yetkilerini kullanarak göstericilere siddetli tepki verdigi savunulabilir. Bununla ilgili olarak, hükümet lideri göstericiler tarafından kendisine karsı yapılan kitlesel eylemleri, bazı agır ifadeleri, küfürleri ve mizah AP gezi parkı olayları uygulamalarını (Örnegin, “Tayyip istifa”) kendi namusuna, yani saygınlıgına, itibarına, otoritesine karsı bir alaya alınma, asagılanma, dolayısı ile hakaret, haksızlık ve ezme niyeti olarak algılayıp, siddetli tepkiyi rekabet eder tarzda vermis (Örnegin, kolluk kuvvetlerine bizzat kendisi tarafından gösterilere müdahale emri verilmesi) olarak degerlendirilebilir. 5. SONUÇ VE DEGERLENDRME Bu çalısmada Gezi Parkı Olayları, odak grubu katılımcılarından elde edilen veriler yardımıyla hem namus kültürünün hakarete karsı siddetli tepki boyutu ve hem de rekabetçi çatısma çözüm tarzıyla dinamik bir biçimde ele alınarak açıklanmaya çalısılmıstır. Böylece Gezi Parkı Olayları özelinde Türkiye'de daha önce ayrı ayrı çalısılan namus kültürü ve çatısma çözüm tarzları ilk kez birlikte çalısılmıs ve hakarete karsı siddetli tepki boyutu ile rekabetçi çatısma çözüm tarzı arasındaki iliski örnekleriyle ortaya konulmustur. Burada ele alınan degerlendirmeler, bundan sonra namus kültürü ve çatısma çözüm tarzları ile ilgili olarak yapılacak çalısmalara kuramsal bir alt yapı olusturabilir. Gezi Parkı Olayları namus kültürü çerçevesinde ele alınırken açıklamalar daha çok hakarete karsı siddetli tepki boyutu üzerinden yapılmıstır; çünkü bu çalısma, Gezi Parkı Olayları’nın baslaması ve büyümesi asamasını odagına almıstır. Bu çalısmada, tartısmalar arasında yer verilmeyen diger namus kültürü boyutları ile ilgili olarak su sekilde veri ve yorumlamalardan söz etmek mümkün olabilir. Arastırma verisi içinde göstericilerin olumlu tutumları olarak verilen kimi örnekler (Örnegin, göstericilerin tanımadıkları insanların evlerinde, isyerlerinde, Gezi Parkı içerisinde misafir edilmeleri ve bonkörce davranıslar; ücretsiz ve fedakârca yapılan gıda, saglık ve güvenlik destekleri), bir diger namus kültürü boyutu olan olumlu izlenim bırakma boyutunun olaylardaki varlıgına isaret etmektedir. Bununla birlikte, namus kültüründe merkezi öneme sahip olan sosyal saygınlıga verilen büyük önem boyutu, aslında verilen tüm cevapların içerisinde varlıgını ister istemez göstermektedir. Çünkü gerek hakarete karsı siddetli tepki boyutu gerekse olumlu izlenim bırakma boyutunun altında yatan temel motivasyon, sosyal saygınlıga yani namusa büyük önem verilmesi sebebiyle sosyal saygınlıgı korumak ve desteklemektir. Öte yandan, göstericiler arasında önemli miktarda kadın ve LGBT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Transgender) grubuna ait göstericinin bulunmasına ragmen kadının saflıgı ve erkeklik boyutunun farklı bir sekilde, belki bir baskaldırı ile ortaya çıktıgı görülmektedir. Ayrıca hem göstericiler hem de kolluk kuvvetleri ve hükümet liderinin bu olayların basından beri karsılıklı “sert” üslup ve tavırları ve geri adım atmamalarının, kadının saflıgı ve erkeklik boyutunun erkeklik kısmıyla örtüstügü söylenebilir. Ayrıca, göstericilerin ilk zamanlar duvar yazılarında zaman zaman yer alan cinsiyetçi küfürleri -her ne kadar bu küfürler göstericiler tarafından sonradan tepki V. M. Elgin - N. Mamatoglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014 25 gösterilip silinmis olsa da- kadının saflıgı ve erkeklik boyutunun kadının saflıgı kısmının cinsiyetçi bir dille ifadesine örnek olarak verilebilir. Ayrıca bu çalısma, yetkililer ve göstericilerin bu çatısmalı durum karsısında verdikleri tepkiler degerlendirildiginde, tarafların geri adım atmamaları, karsılıklı sözel, fiziksel siddet eylemlerinin varlıgı çatısma çözümü anlamında daha çok birbiriyle rekabet eden bir duruma isaret etmektedir. Hakarete karsı siddetli tepkiyi ve rekabetçi çatısma çözüm tarzını ortaya çıkaran motivasyonlar (Örnegin, saygınlıgı koruma), ve elde edilmek istenen sonuçlar (Örnegin, hakkını korumak), rekabetçi çatısma çözüm tarzının namus kültürünün bir islevi ve sonucu olarak ortaya çıktıgı seklinde ifade edilebilir. Bu çalısma sadece namus kültürünün hakarete karsı siddetli tepki boyutu ve rekabetçi çatısma çözüm tarzı arasındaki iliskiyi açıklamakla birlikte; bu iki kavram arasında ortaya konan islevsel iliski, ileriki çalısmalarda namus kültürünün diger boyutlarının incelenmesi durumunda hangi çatısma çözüm tarzı ile ne gibi islevsel iliskiler ortaya çıkacagına dair arastırmacılara fikir de verebilecektir. Bunun yanında, yapılan bu çalısmanın genellenebilirligini destekler sekilde, çalısmanın bulgularının Gezi Parkı ile ilgili yapılan diger çalısmalarla örtüsmesi önemli bir noktadır. Örnegin, Kongar ve Küçükkaya (2013) olayların ortaya çıkısında kolluk kuvvetlerinin göstericilere karsı sert ve siddetli müdahalesinden bahsederken, sürecin gelismesinde hükümet liderinin bu olaylarda (ve geçmiste de sergilediklerini ifade ettikleri) hakaret seklinde algılanan sert, buyurgan söylem ve tutumlarını sorumlu tutmaktadırlar. Baysu (2013) tarafından internet üzerinden veri toplanarak yapılan bir psikoloji çalısmasında da, kolluk kuvvetlerinin müdahalesinin ve siyasilerin tutumlarının Gezi Parkı Olayları’nda önemli bir yere sahip oldugu ortaya çıkarken; katılımcıların en çok kolluk kuvvetlerinin siddeti ve otoriterlik konularında kaygıları oldugu bulgularına ulasılmıstır. Çalısmanın sınırlılıkları ile ilgili olarak; yöntem kısmında belirtildigi üzere, çalısmanın ögrencilerin final döneminde yapılması ve gönüllü olarak katılmayı tercih eden ögrencilerin kendilerine uyan gün ve zamanki odak grubuna katılmaları, örneklem olusturulurken odak gruplarının belli bir faktöre (Örnegin, gösterilere katılma-katılmama, kadın-erkek dagılım, vb.) baglı olarak olusturulmasını mümkün kılmamıstır. Bununla birlikte, odak gruplarındaki katılımcılar arasında gösterileri aktif olarak veya düsünsel boyutta destekleyendesteklemeyen katılımcılara rastlanılmıstır. Odak grubu katılımcılarının seçiminin katılımcıların Gezi Parkı Olayları’na katılıp katılmamalarından bagımsız olması ve asıl olarak olaylardaki göstericilerle ilgili katılımcıların algılarının sorulmus olması, cevapların genellenebilirligi bakımından bir sınırlılık olarak görülebilirse de; odak grup çalısmasına baslarken katılımcıların hepsinin Gezi Parkı Olayları’nı yakından takip ettigi bilgisi alınmıs ve ilk iki hafta göz AP gezi parkı olayları önüne alındıgında katılımcıların bazılarının yasadıkları çevrede bir sekilde gösterilere katıldıkları (Örnegin, yürüyüse katılma, sosyal medyada olaylarla ilgili paylasımlar yapılması, vb.) bilgisi alınmıstır. Bir kısım katılımcının özellikle bu olaylardan uzak durdugu ya da olaylara tavır aldıgı da ifadelerinden ögrenilmistir. Sonuç olarak, katılımcılar, gösteri ve göstericilerle ilgili cevapları verirken aslında bir bakıma kendi yasanmıslık süzgecinden de geçirmislerdir ve bu durum verilen cevapların geçerliligini destekleyen önemli bir nokta olmustur. Bununla birlikte çalısmanın örneklemini Bolu’da okuyan üniversite lisans ögrencileri olusturmaktadır. Dolayısı ile her ne kadar olaylarda yer alan kilit gruplardan biri üniversite ögrencileri olsa da, elde edilen sonuçların olaylarda yer alan tüm gençleri ya da göstericileri yansıtması mümkün olamayacagı gibi stanbul’daki üniversite ögrencilerinin görüslerini birebir yansıtabilecegi iddiası da bulunmamaktadır. Ayrıca, mevcut çalısmadaki sonuçlar sadece odak grubu verilerine dayanmaktadır. Arastırmacıların her ne kadar bulguların geçerliligini ve genellenebilirligini desteklemek adına dogal gözlem yapma ve hem gösterici hem de yetkililerle derinlemesine görüsmeler yapma istegi olsa da; sartlar geregi (Örnegin, akademisyen olan arastırmacıların Bolu’da yasamaları, akademik dönem devam ettigi için olayların asıl gerçeklestigi stanbul’a gidememeleri, vb.) bu mümkün olamamıstır. Bu çalısma Gezi Parkı Olayları devam ederken, sadece ilk iki haftalık dönemde ele alınmıstır. Dolayısı ile bu tarz büyük bir sosyal olayın ilerleyen dönemlerde pek çok degisiklige ugrayabilecegi söylenebilir. Bu sebeple gelecekte olayları geriye dönük bir bakıs açısıyla ele alan çalısmaların yapılmasının, olayların daha kapsamlı anlasılması adına faydalı ve gerekli oldugu düsünülmektedir. Son olarak, her ne kadar bu çalısmada Gezi Parkı Olayları sosyal psikoloji çerçevesinden incelense de; namus kültürü ve çatısma çözüm tarzları ile ilgili bulguların ve olusan kuramsal alt yapının, Gezi Parkı Olayları’nın psikoloji dısında diger bilimsel alanlarda (Örnegin, siyaset bilimi, sosyoloji) çalısılması durumunda da destekleyici ve açıklayıcı olabilecegi düsünülmektedir. V. M. Elgin - N. Mamatoglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014 27 KAYNAKÇA BARON, B. (2006), “Women, Honour and the State: Evidence from Egypt”, Middle Eastern Studies, 42, ss. 1-20. BAYSU, G. (2013), “The Profiles of Gezi Park Protesters and Their Attitudes Towards Democracy”, ODTÜ Psikoloji Bölümü Semineri, Ankara. BEERSMA, B., HARINCK, F., ve GERTS, M. (2003), “Bound in Honor: How Honor Values and Insults Affect the Experience and Management of Conflicts”, International Journal for Conflict Management, 14(2), ss. 75-94. BLAKE, R., ve MOUTON, J. (1964), “The Managerial Grid: The Key to Leadership Excellence”, Gulf Publishing Company. BRÖGGER, J. (1968), “Conflict Resolution and the Role of the Bandit in Peasant Society”, Anthropological Quarterly, 41, ss. 228-240. CAMPBELL, J. K. (1964), “Honour, Family and Patronage: A study of Institutions and Moral Values in a Greek Mountain Community”, New York: Oxford University Press. COHEN, D., ve NISBETT, R. E. (1994), “Self-Protection and the Culture of Honor: Explaining Southern Violence”, Personality and Social Psychology Bulletin, 20, ss. 551-567. COHEN, D., ve NISBETT, R. E. (1997), “Field Experiments Examining the Culture of Honor: The Role of Institutions in Perpetuating Norms about Violence”, Personality and Social Psychology Bulletin, 23, ss. 1188-1199. COHEN, D., NISBETT, R. E., BOWDLE, B. F., ve SCHWARZ, N. (1996), “Insult, Aggression, and The Southern Culture of Honor: An “Experimental Ethnography”, Journal of Personality and Social Psychology, 70, ss. 945–960. ELGN, V. M. (2013), “Namus Kültürü ve Türkiye”, H. Coskun (Ed.), Sosyal Psikoloji (2. Baskı), ss. 345-355, stanbul: Lisans Yayıncılık. FISKE, A. P. (2002), “Using Individualism and Collectivism to Compare Cultures—A Critique of the Validity and Measurement of the Constructs: Comment on Oyserman et al. 2002)”, Psychological Bulletin, 128, ss. 78–88. FISKE, A. P., KITAYAMA, S., MARKUS, H. R., ve NISBETT, R. E. (1998), “The Cultural Matrix of Social Psychology”, In D. T. Gilbert, S. T. Fiske, ve G. Lindzey (Eds.), Handbook of social psychology (4th ed.), ss. 915–981, New York: McGraw-Hill. HOFSTEDE, G. H. (1968), “The Game of Budget Control”. HOFSTEDE, G. (1972), “The Colors of Collars”, Columbia Journal of World Business, 7, ss. 72-80. AP gezi parkı olayları HOFSTEDE, G. (2001), “Culture’s Consequences, Second Edition: Comparing Values, Behaviors, Institutions and Organizations Across Nations”, Thousand Oaks CA: Sage. INGLEHART, R. F., ve WELZEL, C. (2013), “The WVS Cultural Map of the World”, http://www.worldvaluessurvey.org/wvs/articles/folder_published/article_base_54. ISIK, R. (2008), “The Predictors of Understanding of Honor and Attitudes toward Honor Related Violence: Ambivalent Sexism and System Justification”, Master thesis, Middle East Technical University. ISIK, R., ve SAKALLI-UGURLU, N. (2009), “Namus ve Namus Adına Kadına Uygulanan Siddete Iliskin Tutumlar Ölçeklerinin Gelistirilmesi”, Türk Psikoloji Yazıları, 12, ss. 1-9. KARAYP, E. (2000), “Çatısma Yönetimi”, Ankara: Pegem Yayıncılık. KARDAM, F. (2005), “The dynamics of honor killings in Turkey”, UNDP. KIM, M. S., ve KITANI, K. (1998), ”Conflict Management Styles of Asian- and Caucasian-Americans in Romantic Relationships in Hawaii”, Journal of Asian Pacific Communication, 8(1), ss. 51–68. KIM, Y.-H., ve COHEN, D. (2010), “Information, Perspective, and Judgments about the Self in Face and Dignity Cultures”, Personality and Social Psychology Bulletin, 36, ss. 537–550. KIM, Y.-H., COHEN, D., ve AU, W. (2010), “The Jury and Abjury of My Peers: The Self in Face and Dignity Cultures”, Journal of Personality and Social Psychology, 98, ss. 904–916. KONGAR, E., ve KÜÇÜKKAYA, A. (2013), “Gezi Direnisi“, stanbul: Cumhuriyet Kitapları. KOZAN, M. S. (1989), “Cultural Influences on Styles of Handling Interpersonal Conflicts: Comparisons Among Jordanian, Turkish and U.S. Managers”, Human Relations, 42, ss. 787-789. KOZAN, M. K., ve ERGN, C. (1998), “Preference for Third Party Help in Conflict Management in the United States and Turkey An Experimental Study”, Journal of Conflict Management, 29(4), ss. 249-267. LEUNG, A. K. Y., ve COHEN, D. (2011), “Within-and Between-Culture Variation: Individual Differences and the Cultural Logics of Honor, Face, and Dignity Cultures”, Journal of Personality and Social Psychology, 100(3), ss. 507–526. MANDELBAUM, D. G. (1988), “Women’s Seclusion and Men’s Honour: Sex Roles in North India, Bangladesh and Pakistan”, Tucson: University of Arizona Press. V. M. Elgin - N. Mamatoglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014 29 NISBETT, R. E., ve COHEN, D. (1996), “Culture of Honor: The Psychology of Violence in the South”, Boulder, CO: Westview. ÖNER-ÖZKAN, B., ve GENÇÖZ, T. (2006), “Gurur Toplumu Bakıs Açısıyla Türk Kültürünün ncelenmesinin Önemi”, Kriz Dergisi, 14 (3), ss. 19-25. ÖZEL, E. (2008), “Farklı Kültürlerden Yöneticilerin Müzakere Tarzlarının Karsılastırılması (Türk ve Amerikan Yöneticilerinin Karsılastırılması)”, Yayınlanmamıs Yüksek Lisans Tezi, Ankara: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. PEARSON, V. M., ve STEPHAN, W. G. (1998), “Preferences for Styles of Negotiation: A Comparison of Brazil and the US”, International Journal of Intercultural Relations, 22(1), ss. 67–83. PERISTIANY, J. G. (Ed.), (1965), “Honour and Shame: The Values of Mediterranean Society”, London: Weidenfeld and Nicolson. PITT-RIVERS, J. (1977), “The Fate of Shechem or the Politics of Sex: Essays in the Anthropology of the Mediterranean”, Cambridge, UK: Cambridge University Press. PRUITT, D. G., ve KIM, S. H. (2004), “Social Conflict: Escalation, stalemate, and settlement”, 3rd edition, New York: McGraw-Hill. RAHIM, M. A. (1983), “A Measure of Styles of Handling Interpersonal Conflict”, Academy of Management Journal, 26, ss. 268-376. RAHIM, M. A., ve BLUM A. A. (1994), “Global Perspective on Organizational Conflict”, London:Prager. RODRIGUEZ MOSQUERA, P. M., MANSTEAD, A. S. R., ve FISCHER, A. H. (2002), The role of Honor Concerns in Emotional Reactions to Offences”, Cognition & Emotion, 16, ss. 143-163. RODRIGUEZ MOSQUERA, P. M., FISCHER, A., MANSTEAD, A., ve ZAALBERG, R. (2008), “Attack, Disapproval, or Withdrawal? The Role of Honour in Anger and Shame Responses to Being Insulted”, Cognition & Emotion, 22, ss. 1471–1498. SCHWARTZ, S. H. (2006), “A Theory of Cultural Value Orientations: Explications and Applications”, Comparative Sociology, 5, ss. 137–182. SEV'ER, A., ve YURDAKUL, G. (2001), “Culture of Honor, Culture of Change: A Feminist Analysis of Honor Killings in Rural Turkey”, Violence against Women, 7, ss. 964-998. THOMAS, K. W. (1992), “Conflict and Negotiation Process in Organizations”, Dannette M. D. ve Hough L. M. (ed.), Handbook of Industrial and Organizational Psychology, Palo Alto, CA: Consulting Psychology Press. (3), 2. edition, ss. 652-717. AP gezi parkı olayları TINSLEY, C.H. (1997), "Understanding Conflict in a Chinese Cultural Context", Research on Negotiations in Organizations, B. Bies., R. Lewicki., ve B. Sheppard (ed.), Beverly Hills: Sage, ss. 209-225. TINSLEY, C. H., ve WELDON, E. (2003), “Responses to a Normative Conflict Among American and Chinese Managers”, International Journal of Cross Cultural Management, 3(2), ss. 183-194. TRIANDIS, H. C. (1994), “Culture and Social Behaviour”, New York: McGraw-Hill. TROMPENAARS, F. (1993). “Riding the Waves of Culture: Understanding Cultural Diversity in Business”, London: The Economist Books. TÜRK DL KURUMU (2013), “Çevirimiçi Güncel Türkçe Sözlük”, Namus, http://tdk.org.tr/TR/Genel/SozBul.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA84981 6B2EF4376734BED947CDE&Kelime=namus USKUL, A. K., OYSERMAN, D., ve SCHWARZ, N. (2010), “Cultural Emphasis on Honor, Modesty or Self-Enhancement: Implications for the Survey Response Process”, J. Harkness et al. (Eds.), Survey methods in multinational, multiregional and multicultural contexts, ss. 191-201, New York: Wiley. USKUL, A. K., CROSS, S. E., SUNBAY, Z., GERCEK-SWING, B., ve ATACA, B. (2012), “Honor Bound: The Cultural Construction of Honor in Turkey and the Northern US”, Journal of Cross-Cultural Psychology, 43, ss. 1131-1151. YILDIRIM, A. ve SMSEK, H. (2008), “Sosyal Bilimlerde Nitel Arastırma Yöntemleri”, (6. Basım), Ankara, Seçkin Yayıncılık.   V. M. Elgin - N. Mamatoglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014 31 EK 1: Odak Grup Soruları 1) Gezi Parkı Olayları ile ilgili ilk ne zaman ve nasıl haberdar oldunuz? 2) Sizce, Gezi Parkı gösterilerinin bu sekilde ortaya çıkmasının sebepleri nelerdi? 3) Sizce, gösteriler Türkiye’nin diger bölgelerine nasıl, neden yayıldı? 4) Sizce gösterilere katılmayanların, gösterilere katılmama nedenleri neler olabilir? 5) Göstericilerin süreç boyunca olumlu ve olumsuz buldugunuz tüm tutumları ve davranısları nelerdi? Ve bu davranısları genel olarak nasıl degerlendiriyorsunuz? 6) Diger taraftan, yetkililerin süreç boyunca olumlu ve olumsuz buldugunuz tüm tutumları ve davranısları nelerdi? 7) Yetkililerin [soru 6’da verilen cevaplar dogrultusunda] tutum ve davranısları nasıl açıklanabilir? 8) Sizce yetkililer olumsuz olarak algılanan tutum ve davranıslar dısında nasıl davranabilirlerdi? 9) Sizce, yetkililer [soru 8’de verilen cevaplar dogrultusunda] neden bu sekilde davranmamıs olabilirler? 10) Bu olaylar sırasında farklı basın-yayın kaynaklarının performansını, nedenleriyle birlikte degerlendirebilir misiniz? 11) Sosyal medyanın (twitter, facebook) bu olaylardaki yerini (etkisini) nasıl degerlendiriyorsunuz? 12) Genel olarak, gezi parkı ile ilgili gelisen olaylar sizde hangi duyguların ortaya çıkmasına yol açtı? 13) Genel olarak, gezi parkı ile ilgili gelisen olaylar sizde hangi düsüncelerin ortaya çıkmasına yol açtı? 14) Gezi parkı ile ilgili gelisen olaylar sizde herhangi bir davranısın ortaya çıkmasına yol açtı mı? Açtıysa nasıl? 15) Sizce Gezi Parkı Olayları, sizde kisisel olarak, daha önce olmayan herhangi bir düsünsel ve davranıssal degisiklige yol açtı mı? 16) Tüm bu Gezi Parkı Olayları sürecini tek bir kelime veya çok kısa bir tamlamayla nasıl tanımlayabilirsiniz? 17) Sizce bu gösterilerden sonra Türkiye’de neler olur?