Cilt 4, Sayı 1, Şubat 2012
       

Gökhan TELATAR

Barack Obama'nın Dış Politikasında Demokrasinin Yayılması Misyonu

Çoğu Amerikan siyasetçi gibi Barack Obama da Amerikan ulusal kimliğinde oldukça
derin köklere sahip olan demokrasinin yayılması misyonuna önem vermektedir. Obama,
tarihsel tecrübelerin liberal demokrasinin şimdiye kadar denenmiş en iyi yönetim biçimi
olduğunu gösterdiğini pek çok kez vurgulamıştır. Ancak George W. Bush’un demokrasinin
yayılmasına yönelik politikalarının iç ve uluslararası kamuoyundan büyük tepkiler alması
nedeniyle bu misyonu yerine getirirken farklı bir perspektif benimsemiştir. Bu bağlamda
demokrasinin yayılması misyonunun Amerikan dış politika söylemindeki merkezi konumunu
zayıflatmış, Bush yönetiminin iddialı özgürlük gündemini benimsemekten kaçınmış, aktivist
korumacı yaklaşım yerine model oluşturma yaklaşımını benimsemiştir. Bütün bunlar
Obama’nın demokrasinin yayılması misyonunu terk ederek güvenlik ve istikrara ilişkin
çıkarlara öncelik verdiği iddialarına neden olmuştur. Ayrıca dünya genelinde
demokratikleşme bağlamındaki gelişmeler karşısında izlediği politikaları da demokrasi
yanlılarını tatmin etmekten uzak kalmıştır.
Anahtar Kelimeler: Amerikan Dış Politikası, Demokrasinin Yayılması Misyonu,
Özgürlük Gündemi, Model Oluşturma Yaklaşımı, Arap Baharı
MISSION OF DEMOCRACY PROMOTION IN BARACK OBAMA’S FOREIGN
POLICY
ABSTRACT
Like many American politicians, Barack Obama gives importance to mission of
democracy promotion which has deep roots in American national identity. Obama stressed
many times that historical experiences show us that liberal democracy is the best government
pattern which has been tried so far. Due to the fact that George W. Bush’s policies for
democracy promotion got enormous reaction from domestic and international public opinion,
Obama followed a different way to implement this mission. He has weakened the central
place of democracy promotion in American foreign policy discourse, has not ambraced Bush
administration’s assertive freedom agenda, favored exemplarism over vindicationism. All of
55 Gökhan Telatar
these provoked arguments that Obama left the mission of democracy promotion and gave
priority to security and stability. Moreover Obama’s policies toward democratic events in the
world could not satisfy democracy advocates.
Keywords: American Foreign Policy, Mission of Democracy Promotion, Freedom
Agenda, Exemplarist Approach, Arab Spring
Giriş
ABD oldukça farklı etnik gruplardan oluşan bir halka sahip olmasına rağmen,
demokratikleşmenin dünya genelinde desteklenmesi konusunda ülke içinde bir konsensüs
mevcuttur. Bunun nedeni, dünyada demokrasinin yayılması düşüncesinin Amerikan ulusal
kimliğinin şekillenme aşamalarına kadar geri gitmesi ve Amerikan dış politikasında yerine
getirilmesi gereken bir misyon olarak görülmesidir. Kökenleri toprakta, etnisitede veya dilde
yatan pek çok kimliğin aksine, Amerikan ulusal kimliğinin kökenleri liberal felsefeye
dayanmaktadır (Moss, 1995: 189-190). Nitekim büyük çoğunluğu İngiltere’den gelerek
koloniler halinde yaşayan göçmenler İngilizlerin özgürlük için mücadele geleneğine bağlı
kalmış, kişisel özgürlüklerin tam bir garantiye kavuşması için mücadeleden geri kalmayarak
kısa sürede demokratik yönetim geliştirmiştir (Nevins ve Commager, 2005: 29, 40-41).
Kapitalizm, bireysel özgürlük ve insan ilerlemesi bu siyasal kültürün temel özelliklerini
oluşturmuştur. Amerikalılar bu değerleri evrensel olarak görmekte ve tüm dünyanın
benimsemesi gerektiğine inanmaktadır (Moss, 1995: 190).
Dolayısıyla demokrasinin yayılması misyonu, Amerikan halkının tüm insanlık için iyi
olduğuna inanılan liberal demokratik ilkeleri ve insanlık tarihi boyunca denenmiş en iyi
yönetim biçimi olan liberal demokrasiyi tüm dünyaya yaymak ve böylece dünyadaki diğer
ulusları kurtarmak için Tanrı tarafından seçilmiş bir ulus olduğu yönündeki güçlü inanca
dayanmaktadır. Bu inanca göre, Amerikalılar kendilerine düşen sorumlulukları yerine
getirirse bütün dünya ABD’nin rehberliğinde barış ve sevgi içinde tek bir toplum halinde
uyumlu bir şekilde birleşip kenetlenecek, böylece ABD şeytanın gücüne son verip insanlığın
toplu kurtuluşunu ve Yaratıcı ile barışmasını sağlayacaktır (Ataç ve Gürsel, 2005: 76, 80).
Diğer uluslardan farklı olarak ABD’nin liberal demokratik değerleri yayma misyonuna uygun
bir şekilde dünya genelindeki gücünü ve prestijini artırmasının haklı olduğu düşüncesine
dayanan ve “Amerikan istisnacılığı” (American exceptionalism) olarak da nitelendirilen
(McCartney, 2004: 403, 407) bu vizyon Amerikan siyasal kültürüne “ABD’nin davası tüm
insanlığın davasıdır” anlayışı biçiminde yansımıştır (Ataç ve Gürsel, 2005: 81). Bu inanç
günümüze kadar varlığını korumuş ve Amerikan dış politikası üzerinde etkili olmuştur.
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 54-83, Şubat 2012 56
“Dünyayı demokrasi için güvenli hale getirme” parolasıyla hareket eden Woodrow
Wilson’un başkanlığı döneminde demokrasinin yayılması misyonunun Amerikan dış
politikasındaki yeri güçlenmeye başlamıştır. Bu misyon anlayışı I. Dünya Savaşı’nın
yaşandığı ve dünyanın büyük bir yıkımla karşı karşıya olduğu bu dönemde Avrupa’da
demokrasiyi koruma sorumluluğu olarak ortaya çıkmış, bu bağlamda ABD’nin savaşa
girmesinde ve savaş sonrasında liberal demokratik değerlere dayanan bir uluslararası düzen
oluşturulması için aktif çaba sarfetmesinde etkili olmuştur (Merk, 1966: 263-264; Schmitt,
1959: 328-329). Bu nedenledir ki günümüzde demokrasinin yayılması misyonu Wilsoncu
geleneğin bir parçası olarak anılmaktadır.
Demokrasinin yayılması misyonu Soğuk Savaş döneminde ABD’nin komünizme karşı
“özgür dünyanın” savunuculuğunu yapmasıyla kendini göstermiştir. Nitekim ABD’nin II.
Dünya Savaşı’ndan sonra barışın hakim olacağı bir dünya düzeni oluşturulması konusunda
kararlı adımlar atmasında idealist amaçlar etkili olmuştur. Bu amaç cercevesinde ABD,
Truman Doktrini ve Marshall Planı ile Avrupa’nın yeniden inşasına, NATO ve diğer askeri
ittifaklar aracılığıyla da Batı Bloku’nun savunulmasına yönelik adımlar atarak komünizmin
özgür dünya karşısında oluşturduğu tehdit ile mücadele etmiştir. Soğuk Savaş’ın sona ererek
komünizmin bir tehdit olmaktan çıkması liberal demokrasinin zaferi olarak yorumlanmış,
Francis Fukuyama tarafından ortaya atılan “tarihin sonu” tezi1 bunun en açık yansıması
olmuştur. Bu düşünceden hareketle liberal demokratik değerlerin komünizmin çekildiği
alanlarda hakim kılınması için harekete geçilmiş, bu bağlamda eski Sovyet coğrafyası ve
Doğu Bloku ülkelerinin liberal demokrasi ve serbest piyasa ekonomisini benimseyerek
uluslararası sisteme entegre edilmesi için yoğun çaba sarfedilmiştir.
Demokrasinin yayılması misyonu 11 Eylül sonrası dönemde ise daha büyük önem
kazanmış ve askeri güç kullanma yoluyla yerine getirilmeye çalışılmıştır. Aslında dış
politikaya bakış açısında bu misyona özel bir önem vermeyen George W. Bush, yönetim
içindeki yeni muhafazakârların da etkisiyle, 11 Eylül saldırılarından sonra demokrasinin
yayılması için aktif çaba sarf etmeye başlamış ve terörizmin kaynağının kurutulmasının ve
saldırılarla ortaya çıkan ABD’nin güvenlik zafiyetinin ancak Ortadoğu’nun
demokratikleştirilmesi yoluyla giderilebileceğini düşünmüştür. Bu amaçla aktif bir politika
izleyen ve pek çok resmi inisiyatife girişen Bush yönetimi, Irak’ta askeri müdahale yoluyla
Saddam Hüseyin rejimini devirmiş, İran ve Suriye gibi devletler üzerinde büyük bir baskı
uygulamaya başlamış, Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan’daki halk ayaklanmaları sonucu
gerçekleşen rejim değişikliklerine dolaylı destek vermiştir.
57 Gökhan Telatar
Amerikan dış politikasında merkezi yere sahip olması ve pek çok siyasi ve askeri
inisiyatife girişilmesi nedeniyle Bush’un başkanlık yaptığı dönem demokrasinin yayılması
misyonunun “altın çağı” olmuştur. Ancak bu amaçla gerçekleştirilen rejim değişiklikleri,
özellikle de 2003 yılındaki Irak savaşı uluslararası toplumun büyük tepkisini çekmiş, bu
misyonun imajı üzerinde derin hasarlara neden olmuştur. Bu durumu telafi etme görevi ise
yeni başkana, yani Barack Obama’ya kalmıştır. Selefinden oldukça olumsuz bir miras
devralan Obama, dış politikasını ABD’nin uluslararası imajını düzeltmek ve Bush
yönetiminin politikalarının neden olduğu sorunları çözmek üzerine oturtmuştur. ABD’nin
uluslararası imajını olumsuz yönde etkileyen en önemli faktörlerden biri de demokrasinin
yayılmasının dayatmacı bir şekilde ve askeri güç yoluyla sağlanmaya çalışılmasıydı.
Dolayısıyla Obama’nın demokrasinin yayılması konusunda attığı adımlarda oldukça dikkatli
olması gerekiyordu. Bu bilinçle hareket ederek temkinli bir yaklaşım benimseyen ve
demokrasinin yayılmasına ilişkin demeçler verirken ve politikalar belirlerken oldukça dikkatli
davranan Obama, bu sefer de demokrasinin yayılmasına yeterince ağırlık vermediği
yönündeki eleştirilere göğüs germek zorunda kalmıştır.
Obama yönetiminin demokrasinin yayılmasına yönelik politikasını analiz etmeyi
amaçlayan bu çalışmada önce Obama’nın izlediği dış politikaya kısaca değinilecek ve
demokrasinin yayılması misyonunun buradaki yeri ortaya konulacaktır. Bu bağlamda Obama
yönetiminin dış politika söyleminde demokrasinin yayılmasına verdiği ağırlık incelenecek,
demokrasinin yayılması fonlarına tahsis ettiği maddi kaynaktan bahsedilecek, ardından
demokrasinin yayılması konusundaki yaklaşımının temel unsurları ortaya konulacaktır. Son
olarak ise, Obama yönetiminin dünyada demokratikleşme bağlamında yaşanan gelişmeler
karşısındaki politikaları somut olaylar üzerinden analiz edilecektir.
Obama Yönetimi’nin Dış Politikasına Kısa Bir Bakış
Obama, oldukça zor bir dönemde başkanlığa gelmişti. Bir yandan küresel finansal
krizin en şiddetli olduğu evre yaşanırken ve tüm dünya yeni Amerikan başkanından küresel
ekonomiyi rahatlatacak önlemler almasını beklerken, diğer yandan da selefi Bush’tan
sorunlarla dolu bir dış politika mirası devralmıştı. Obama göreve geldiğinde El-Kaide’ye karşı
yıllardır süren mücadelede çok fazla mesafe alınamamış, örgütün lideri Usame Bin Ladin
yakalanamamış, Afganistan’da El-Kaide yeniden örgütlenmeye ve Taliban da yeniden güç
kazanmaya başlamış, ulus inşası anlamında oldukça az mesafe kaydedilebilmişti. Irak kısmen
istikrara kavuşsa da, ABD için askeri anlamda bir an önce içinden çıkılması gereken bir batak
olmaya devam etmekteydi. İran’ın nükleer sorunu konusunda Bush’un ikinci döneminde
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 54-83, Şubat 2012 58
diplomasiye rol verilmekle birlikte, pek fazla mesafe alınamamıştı. Bush döneminde oldukça
sorunlu bir nitelik arz eden müttefiklerle ilişkilerin tamir edilmesi gerekmekteydi. Hepsinden
önemlisi ise, Bush’un tek taraflı ve askeri gücü ön plana çıkaran politikalarıyla sarsılan
ABD’nin uluslararası imajının düzeltilmesi, yani yumuşak gücünün yeniden artırılması
gerekmekteydi.
Amerikan halkının dış politika konusundaki rahatsızlıklarının farkına varan Obama,
Bush’un dünya görüşünün temel ilkelerini reddederek başkanlığa soyunmuştur. Bu düşünceye
göre, Bush küreselleşmenin dünya politikası üzerindeki etkilerini kavrayamamış, yeni
tehditler yarattığını ve terörizmin de bunlardan biri olduğunu görememiş, bu tehdidin sınırları
aştığını, büyük askeri gücün bu koşullarda etkili olamayacağını, ABD’nin yalnız başına
hareket edemeyeceğini, bu sorunlarla mücadele etmek ve çıkarlarını korumak için
müttefiklerle birlikte hareket edilmesi gerektiğini anlayamamış (Lindsay, 2011: 765), 11
Eylül saldırılarına sorunları devlet merkezli gören ve askeri çözümlere öncelik veren
geleneksel yöntemlerle karşılık vermiş, bu bakış açısı ABD’yi Irak savaşına götürmüş, Irak’ta
yaşananların ertesinde dünya ABD’nin amaçlarına ve prensiplerine olan güvenini
kaybetmiştir (Obama, 2007).
Obama’nın Bush’a eleştirisi aslında aktif bir dış politika izlenmesine yönelik değildi
(Lindsay, 2011: 771). Obama da ABD’nin küresel liderliğini yeniden canlandırmak amacıyla
yola çıkmıştır. Nitekim 2007 yılındaki bir makalesinde, kitle imha silahlarından terörizme
kadar 21. yüzyılın tehditlerinin de geçmiştekiler gibi tehlikeli olduğunu, bu tehditlerin yeni bir
vizyona dayalı liderliği gerektirdiğini belirtmişti (Obama, 2007). Obama’nın Bush’tan
ayrıldığı nokta ise, bunun nasıl gerçekleştirileceğiydi. Bu bağlamda Obama’nın dış politika ve
ulusal güvenlik konularında George H. W. Bush ve Bill Clinton’dan esinlendiğini söylemek
mümkündür. Zira bu iki başkan ABD’nin hegemon konumunun Soğuk Savaş sonrası
dönemde de devam ettirilmesi için gerektiğinde askeri güç kullanılmasına da sıcak bakmakla
birlikte, George W. Bush’un yaptığı gibi Irak’ın veya Ortadoğu’nun özgürleştirilmesi gibi
idealist bir amaç benimsememekte, dolayısıyla dış politikaya pragmatik bir şekilde
yaklaşmaktaydı. Nitekim Obama, George H. W. Bush’un reelpolitiğe dayanan diplomasisine
saygı duyduğunu pek çok kez dile getirmişti (Hadar, 2009). Hatta Wall Street Journal’ın
haberine göre, George H. W. Bush’un Ulusal Güvenlik Danışmanı Brent Scowcroft ile kendi
başkanlığındaki yönetimin dış politika seçenekleri hakkında görüşmüştü (Dreazen and
Gorman, 2008) .
ABD’nin küresel liderliğini yeniden canlandırmak amacıyla aktif bir dış politika
izlenmesinden yana olan Obama’ya göre, bu amaçla yapılması gereken, dünyanın ortak
59 Gökhan Telatar
güvenliği paylaştığı anlayışına dayalı bir küresel liderlik sergilenmesiydi. Obama, Amerikan
liderliğini yenilemek için de Irak savaşının sonlandırılması ve dikkatlerin Ortadoğu ve İslam
dünyasındaki diğer sorunlar üzerine yoğunlaştırılması, nükleer silahların yayılmasının
engellenmesi, terörizme karşı daha etkili bir küresel strateji geliştirilmesi, ortak tehditlerle
mücadele etmek ve ortak güvenliği sağlamak için ittifakların, işbirliklerinin ve kurumların
yeniden inşa edilmesi, adil, güvenli ve demokratik toplumların desteklenmesi gerektiğini
vurgulamıştır (Obama, 2007).
Görüldüğü gibi Obama yönetiminin dış politika gündeminde çoğunluğu Bush
döneminden miras kalan pek çok sorun ve konu vardı. Dolayısıyla Obama, göreve gelir
gelmez bu konularla meşgul olmaya başlamıştır. Bu bağlamda başkanlığının daha üçüncü
gününde İsrail-Filistin barış sürecini yeniden başlatmak için eski senatör George Mitchell’i
Ortadoğu özel temsilcisi olarak atamış (Hadar, 2009) ve Guantanamo esir kampının
kapatılması emrini vermiş2, Şubat ortasında Afganistan’a 17.000 asker daha (mevcut
Amerikan askerlerinin sayısı 36.000 idi) gönderilmesi ve Şubat sonunda Amerikan
askerlerinin Irak’tan çekilmesi emrini vermiş, Mart’ta İran Yeni Yılı nedeniyle bir mesaj
göndermiş ve daha sonra İran’ın nükleer sorunu konusunda diplomatik görüşmelere
başlanmış, Mayıs’ta İsrail’i Yahudi yerleşimlerini durdurmaya çağırmış, Haziran başlarında
Kahire’de yaptığı konuşmayla İslam dünyası ile ilişkilerini yeni bir çerçeveye oturtmuş
(Lindsay, 2011: 773-774), daha göreve geldiği ilk yılda Rusya ile ilişkileri yeniden
düzeltmeye çalışmış, Çin’i ziyaret etmiş, Avrupa’nın güvenini yeniden kazanmak için çaba
sarfetmiş, ekonomik iyileşmeye ve iklim değişikliği ile enerji bağımlılığı gibi sorunlara
ağırlık vermiştir. Böylece Obama pragmatik bir dış politika izlemeye çalışmıştır (Nau, 2010).
Böyle bir pragmatist dış politikada demokrasinin yayılmasının yerinin Bush dönemi
ile benzerlik arz etmesi beklenemezdi. Nitekim Obama, Bush yönetiminin iddialı özgürlük
gündemini benimsemekten kaçınmıştır. Bush, 11 Eylül sonrası dönemden itibaren dış
politikasını dünyada, özellikle de Ortadoğu’da zorba yönetimleri sona erdirmek üzerine
oturtmuştu (Nau, 2010). Ancak Irak savaşı demokrasinin yayılması misyonunu hem ülke
içinde hem de uluslararası alanda tartışmalı hale getirmişti. Dış politikaya bakışını pragmatist
olarak nitelendiren Obama ise, ideoloji tarafından yönlendirilen bir dış politika izlemek
istemediğini, İslam dünyasına yönelik Amerikan ulusal çıkarlarını temel alan realist bir
politika izlenmesi gerektiğini belirtmiştir (Lindsay, 2011: 773). Dolayısıyla Obama’nın
başkanlığı devralmasıyla artık terörizmin kaynağının kurutulması için toplumların
dönüştürülmesi ve demokratik ulusların inşa edilmesi yerine, El-Kaide’nin ve diğer radikal ve
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 54-83, Şubat 2012 60
terörist örgütlerin bu ülkelerde yeniden güç kazanmasının ve ABD’ye karşı yeni saldırılar
düzenlemesinin önlenmesine ağırlık verilmiştir (Nau, 2010).
Nitekim Obama, 11 Eylül sonrası dönemde demokrasinin yayılması politikasının
öncelikle yöneldiği ülkeler olan Afganistan ve Irak ile ilgili stratejilerini açıklarken bunu açık
bir biçimde ortaya koymuştur. Mart 2009’da yeni Afganistan ve Pakistan stratejisinin
amacının bu iki ülkede El-Kaide’yi parçalamak, dağıtmak, yenmek ve bir daha başka bir
ülkede güç kazanmasını engellemek olduğunu belirtmiş, Aralık 2009’da stratejiyi
güncellerken bu amacı daha da daraltarak El-Kaide’yi sığınacak yer bulmaktan mahrum
etmek ve Taliban’ın geri dönerek yönetimi devirmesini engellemek olarak ifade etmiştir (Nau,
2010). Obama 27 Şubat 2009’da Irak’tan çekilme stratejisinin amacını ise bağımsız, istikrarlı
ve kendine güvenen bir Irak oluşturmak olarak açıklamış, bu amaca ulaşmak için güvenlik
yönü ağır basan politikalar ve tedbirlerden bahsetmiştir (The White House, 2009). Görüldüğü
gibi Bush yönetiminin demokrasinin yayılması ve rejim değişikliği politikalarının uygulama
alanları olan Afganistan ve Irak’a yönelik politikalarda Obama döneminde güvenliğin tesis
edilmesi ve istikrarın sağlanmasına ağırlık verilmiş, demokratik uluslar inşa ederek bu
ülkeleri dönüştürmek gibi iddialı amaçlar benimsenmemiştir. Dolayısıyla Obama yönetimi dış
politikasında güvenlik çıkarlarına demokrasi ve insan hakları gibi değerlerin yayılmasına
oranla daha büyük öncelik vermiş, bunu hem dış politika söylemine hem de dış politika
pratiğine yansıtmıştır.
Obama Yönetiminin Dış Politika Söyleminde Demokrasinin Yayılması
Amerikan ulusal kimliğinin bir unsuru ve partiler üstü bir misyon olan demokrasinin
yayılmasına ABD’deki pek çok siyasetçi gibi Obama da önem vermekteydi. Nitekim 2005
yılında Kongre’ye sunulup ancak 2007 yılında yeni versiyonuyla kanunlaşan Demokrasiyi
Geliştirme Yasası’nın en önemli destekçilerindendi. Aynı yıl Senato’da Kongo Yardım,
Güvenlik ve Demokrasinin Desteklenmesi Yasası’nı önermiş ve bu yasa 2006’da
kanunlaşmıştır (Bouchet,2011:574). Başkanlık seçimi çalışmaları sırasında ise demokrasilerin
en iyi ticari partnerleri ve müttefikleri olduğunu, demokratik devletlerin terörizm ve kitle
imha silahları gibi tehditlerle daha iyi mücadele ettiğini belirterek demokrasinin önemine
vurgu yapmıştır (Lappin, 2010). Ayrıca ABD’nin demokratikleşme ve yönetim reformu
yardımlarının 2010’a kadar her yıl 50 milyon dolar artırılmasını savunmuştur. Obama, Ulusal
Demokrasi Fonu’na (National Endowment for Democracy) ve demokrasi konusundaki sivil
toplum kuruluşlarına aktarılan kaynağın da artırılacağını vaad etmekteydi (Bouchet, 2011:
574) .
61 Gökhan Telatar
Bunların yanında, Obama, demokrasinin yayılmasına önem veren bir ekip ile yola
çıkmıştı. BM Büyükelçisi Susan Rice, Dışişleri Bakanlığı Politika Planlama Direktörü Anne
Marie Slaughter, Ulusal Güvenlik Konseyi Çok Taraflı İlişkiler Kıdemli Direktörü Samantha
Power, NATO Büyükelçisi Ivo Daalder gibi Obama’nın önde gelen danışmanları ve
yönetimde kilit noktalara atadığı bazı isimler demokrasinin yayılmasına büyük önem
vermekteydi. Ayrıca seçim çalışmaları sırasında Obama’nın dış politika ekibini yöneten
Anthony Lake, Bill Clinton döneminde demokratik genişleme stratejisinin mimarıydı
(Bouchet, 2010).
Ancak Obama, başkanlığının ilk yılında hem Amerikan hem de uluslararası
kamuoyuna yeni yönetimin Bush’tan farklı olduğunu göstermeye çalışmıştır (Muravchik,
2009). Bu bağlamda özellikle göreve geldikten sonraki ilk aylarda, seçim çalışmaları
sırasındaki beyanlarına uygun olarak, kendisini Bush yönetiminin bazı kilit konulardaki
politikalarından ve uygulamalarından uzaklaştırmaya başlamıştır. Bunların en önemlilerinden
biri de demokrasinin yayılmasının Amerikan dış politikasındaki yeri konusudur (Glen, 2011:
1-2). Obama’nın göreve geldikten sonra izleyeceği dış politikayı belirlerken karşı karşıya
kaldığı en önemli sorun ABD’nin demokrasinin yayılmasına yönelik politikasının yeniden
formüle edilmesiydi. Bush yönetimi demokrasinin yayılmasının dış politikadaki önemini
artırmış, ancak bunun rejim değişikliği ile birlikte yürütülmesi ve özellikle Irak savaşı bu
misyonun imajını lekelemiş, tüm dünyada demokrasinin yayılmasının aslında ABD’nin
güvenlik gereksinimleri çerçevesinde girişeceği eylemlerin üzerini örten bir gerekçe olduğu
düşüncesi hakim olmuştu (Carothers, 2009: 1). Ayrıca Bush yönetiminin bir yandan
demokrasinin yayılmasına yönelik aktif bir politika izlerken bir yandan da ittifak içinde
olduğu bazı anti-demokratik yönetimlerle ilişkilerini olumlu bir zeminde sürdürmeye
çalışması bir çelişki olarak görülmekteydi (Lappin, 2010). Bush yönetiminin demokratikleşme
politikalarının oldukça büyük tepki çekmesi ve demokrasinin yayılması misyonunun olumsuz
bir anlam kazanması nedeniyle Obama yönetimi bu misyonun imajını düzeltme ve dış politika
söyleminde bu konuya yapılan vurguyu değiştirme ihtiyacı hissetmiştir (Bouchet, 2011: 575) .
Nitekim Obama gerek göreve başlama konuşmasında gerekse göreve geldiği ilk
aylarda demokrasinin yayılması konusundan nadiren söz etmiştir (Carothers, 2009: 2). Bu
bağlamda göreve başlama konuşmasında demokrasi sözcüğünü hiç kullanmamış, özgürlük
sözcüğünü ise sadece 3 defa kullanmıştı. Oysa selefi Bush 2005 yılındaki göreve başlama
konuşmasında demokrasiye büyük ağırlık vermişti. Ayrıca Ronald Reagan’dan bu yana ilk
kez bir başkan göreve başlama konuşmasında demokrasiye değinmiyordu (Bouchet, 2011:
572; Lappin, 2010; Carothers, 2009:2). Hillary Clinton da Senato’daki Dışişleri Bakanı olarak
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 54-83, Şubat 2012 62
atanmasının onaylanmasına ilişkin toplantıda yaptığı konuşmada Amerikan dış politikasının
üç ayağını savunma, diplomasi ve kalkınmadan oluşan “üç D” olarak açıklarken dördüncü
olarak demokrasiden bahsetmemiş (Clinton, 2009-a), bu Obama yönetiminin demokrasinin
yayılmasına verdiği önemin azaldığı yorumlarına neden olmuştur.
Obama yönetiminin demokrasinin yayılması konusunda selefinden daha mütevazı bir
yaklaşım benimseyeceğinin en önemli işaretlerinden biri de, Başkan Yardımcısı Joseph
Biden’ın 7 Şubat 2009’da Münih Güvenlik Konferansı’nda yönetimlerinin amacının
demokrasiyi dışarıdan zorlama yoluyla geliştirmek yerine, sivil toplum ve yabancı
yönetimlerin içindeki ılımlı kesimler ile özgürlükleri koruyacak kurumları inşa etmek için
çalışmak suretiyle geliştirmek olduğuna yönelik açıklaması olmuştur. Biden’ın bu açıklaması,
Obama yönetiminin demokrasinin yayılmasına ilişkin Bush yönetiminin yabancı yönetimler
üzerinde baskı uygulanmasına yönelik tavandan tabana doğru politikasından farklı olarak sivil
toplumun desteklenmesine ve kurumların inşa edilmesine yönelik tabandan tavana bir politika
izleyeceğini göstermekteydi (Singh, 2011).
Dış politika söyleminde demokrasinin yayılmasına zayıf vurguda bulunan Obama
yönetimi zamanla bu konuya daha büyük ağırlık vermeye başlamıştır. Obama’nın
demokrasinin yayılması konusundaki ilk önemli çıkışı 4 Haziran 2009’da Kahire’de
gerçekleştirdiği konuşma olmuştur (Poppe, 2010: 27). Obama konuşmasında düşüncelerini
özgürce açıklama, istediği yönetim biçimini dile getirebilme, hukukun üstünlüğü, adalet
önünde eşitlik, istediği şekilde yaşama özgürlüğü gibi haklar ile şeffaf ve yolsuzluk yapmayan
yönetimlerin her halk tarafından arzu edildiğini ifade etmiş, bunların Amerikan fikirleri değil
birer insan hakkı olduğuna dikkat çekmiş, bu hakları kendilerinin de insan hakları olması
nedeniyle desteklediklerini belirtmiştir. Obama ayrıca, seçimlerin tek başına yeterli
olmadığını, yönetimlerin seçildikten sonra da halkın çıkarlarını siyasi çıkarlarının üstüne
koymaları, iktidar gücünü zorlama yoluyla değil rıza yoluyla kullanmaları gerektiğinin altını
çizmiştir (The New York Times, 2009). Obama, 23 Eylül 2009’da BM Genel Kurulu’nda
yaptığı konuşmada ise uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması, nükleer silahların
yayılmasının engellenmesi, küresel ekonomik kalkınma gibi amaçlara ulaşılmasında
demokrasi ve insan haklarının zorunlu olduğunu ifade etmiştir (Obama, 2009-b). Obama
ayrıca, 10 Aralık 2009’da Nobel barış ödülünü alırken yaptığı konuşmada da insan haklarına
vurguda bulunmuş, insan haklarının korunmaması durumunda bir barıştan söz
edilemeyeceğine dikkat çekmiş (Obama, 2009-a), böylece Amerikan dış politikasından
bahsedilirken sık sık kullanılan demokrasi kavramına seçimlerden ve dar anlamdaki siyasal
kurumlardan daha geniş bir anlam yüklemiş, bu kavramı ekonomik ve sosyal hakları da
63 Gökhan Telatar
içerecek şekilde kullanmış (Bouchet, 2011: 575), demokrasi konusunu daha az tartışmalı olan
insan hakları konusunun içine yerleştirmiştir.
Demokrasinin yayılması Obama yönetimi tarafından 2010 yılında yayınlanan Ulusal
Güvenlik Stratejisi’nde de yer almıştır. Stratejide ABD’nin hiçbir ülkeye herhangi bir yönetim
sistemi empoze etmeyeceği vurgulanmakla birlikte, uzun vadeli güvenliğinin ve refahının
evrensel değerleri desteklemelerine bağlı olduğu, dolayısıyla bunu evrensel hakları dile
getirerek, zayıf demokrasileri ve sivil toplumları destekleyerek, insan onurunun korunmasını
destekleyerek yapacakları belirtilmiştir. Bu bağlamda tüm barışçıl, kanunlara uygun hareket
eden ve şiddete başvurmayan demokratik hareketleri destekleyecekleri ifade edilmiştir (The
White House, 2010-a: 36, 38).
Görüldüğü gibi Obama yönetimi demokratik değerlerin yayılmasına olan taahhüdünün
altını her fırsatta çizmiş, ancak bu konuya yapılan vurguyu zayıflatmıştır. Nitekim Obama
gerek BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında gerekse Nobel Barış Ödülü’nü alırken yaptığı
konuşmada demokrasinin yayılmasına ilişkin genel ifadeler kullanmış, belli bir ülkeye veya
belli bir olaya ilişkin bir görüş belirtmekten kaçınmıştır. Ayrıca Mısır’da yaptığı konuşmada
da Kahire yönetimini demokratikleşme konusundaki isteksizliği nedeniyle açıkça
eleştirmekten kaçınmıştır. Bu zayıflama, demokrasinin yayılmasının Amerikan dış
politikasındaki yerinin yeniden şekillenmesi ile ilişkilidir. Başkanlığının ilk aylarında
demokrasinin yayılması konusuna öncelik vermekten kaçınan Obama, demokrasinin
yayılması konusundaki retoriğini oldukça yavaş bir şekilde geliştirmiş, ilerleyen satırlarda da
değinileceği gibi bunu da oldukça geniş bir çerçeveye oturtarak insan hakları ve kalkınma ile
birlikte değerlendirmiştir (Poppe, 2010: 28).
Obama Yönetiminin Demokrasinin Yayılması Konusundaki Yaklaşımının Temel
Unsurları
Demokrasinin yayılmasının Amerikan dış politikasındaki yerini yeniden tanımlayan
Obama’nın bu konudaki yaklaşımının temel unsurları dört noktada özetlenebilir. Öncelikle,
Obama yönetiminin demokrasinin yayılmasına ilişkin politikasını genel olarak dış
politikasında benimsediği dünya ile yeniden angajman ve işbirliği çabaları çerçevesinde
değerlendirmek gerekmektedir. Bu bağlamda Obama yönetiminin demokrasi ve insan hakları
konusunda sert bir tutum takınması, İran ve Kuzey Kore gibi anti-demokratik rejimlerle
diyalog ve işbirliği geliştirme ve Rusya ve Çin gibi küresel aktörlerle ilişkileri yeni bir zemine
oturtarak varolan işbirliğini daha da güçlendirme çabalarını başarısızlığa uğratabilirdi
(Katulis, 2009: 3-6; Barker, 2010; Lappin, 2010; Sharp, 2009: 1-2). Anti-demokratik rejimlere
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 54-83, Şubat 2012 64
karşı “sınırlı angajman” politikası izlemeye başlayan ve Bush yönetiminin bu devletleri
nitelendirmek için sık sık kullandığı “haydut devlet” ya da “şer ekseni” gibi uluslararası
toplumun tepkisini çeken kavramları terk eden Obama yönetimine göre, bir yandan terörizmle
mücadele, kitle imha silahlarının yayılmasının engellenmesi ya da ekonomik bağların
güçlendirilmesi gibi çıkarlar üzerinde yoğunlaşılırken bir yandan da bireysel hakların ve
fırsatların genişletilmesine çalışılacak, yani bu rejimlerle bu çıkarlar konusunda yürütülen
siyasi diyalog insan haklarını geliştirmek için de kullanılacaktı (The White House, 2010-a:
38). Ayrıca Obama yönetimi, Çin ve Rusya gibi kilit ülkelere yönelik insan hakları
yaklaşımını “ilkeli pragmatizm” olarak tanımlamış, bu ülkelerle işbirliğinin küresel
ekonominin sağlığı, nükleer silahların yayılmasını engelleme çabalarının geleceği, Kuzey
Kore ve İran’ın nükleer faaliyetleri gibi güvenlik konuları ve iklim değişikliği gibi küresel
sorunların yönetilmesi açısından kritik önem arz ettiğini ifade etmiştir. (Clinton, 2009-b)
Dolayısıyla Obama yönetimi demokrasinin yayılması çerçevesindeki politikaların bu
sorunların çözümüne yönelik inisiyatiflere ve küresel işbirliği çabalarına zarar vermemesine
çalışmıştır.
Görüldüğü gibi Obama yönetimi, anti-demokratik haydut devletler üzerinde
yoğunlaşan Bush yönetiminden farklı olarak, demokrasinin yayılması konusunda devletler ile
karşı karşıya gelmemeye dayanan bir politika benimsemiştir (Poppe, 2010: ii). Dolayısıyla
demokrasinin yayılması misyonunun karşılıklı anlayış, işbirliği ve zorlamaya başvurmama
ilkelerine dayalı bir şekilde yürütülmesine çalışmıştır. Obama’nın demokrasinin dünyada
başarılı olmasının ABD’nin dayatması ile değil, bireylerin nasıl yönetileceklerini talep
etmesiyle gerçekleşeceğini ifade etmesi bunu göstermektedir (The White House, 2010-b).
Obama yönetiminin bu politikası, demokrasinin yayılmasını Amerikan dış politikasının
önemli bir amacı olarak görmekle birlikte Bush yönetiminin askeri güç kullanmasını ve rejim
değişikliğine başvurmasını eleştiren kesimlerin görmeyi umduğu şeydi. Bu kesim,
demokrasinin yayılması misyonunun hem ABD içinde hem de uluslararası alanda sarsılan
itibarının gelecek yönetim tarafından onarılması ve ABD’nin kredibilitesinin yükseltilmesini
istemekteydi (Poppe, 2010: 38).
Obama yönetiminin demokrasinin yayılması konusundaki yaklaşımının ikinci unsuru,
model oluşturma3 görüşüne öncelik verilmesidir. Demokrasinin hiçbir ulusa dışarıdan empoze
edilemeyeceğini açıkça ifade ederek ve her toplumun kendisi için en iyi olan ve kendi
kültüründe ve geleneklerinde yer alan yolu izlemesi gerektiğini belirterek Bush dönemindeki
aktivist korumacı yaklaşımı eleştiren Obama (Obama, 2009-b), Amerikan demokratik
modelinin güçlendirilmesinin demokrasinin yayılmasındaki öneminden bahsederek model
65 Gökhan Telatar
oluşturma görüşüne verdiği önemi ortaya koymuştur. Buna göre, Amerikan örneğinin gücü
özgürlük ve demokrasinin dünya genelinde yayılmasına yardım edecekti. Bu nedenle
demokratik değerlerin ve insan haklarının benimsenmeye devam edilmesi, bu çerçevede
ABD’nin kendi ülkesinde işkenceye hiçbir istisna söz konusu olmaksızın engel olması,
terörizm ile mücadele ederken anayasaya ve vatandaşlık haklarına uygun hareket etmesi,
ulusal güvenliğini sağlarken mahremiyet ile şeffaflık arasında iyi bir denge kurması,
vatandaşlık haklarını koruması, hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalması, farklılıklara saygı
duyması ve bu farklılıklardan güç alması gerekmekteydi (The White House, 2010-a: 36-37).
Obama’nın aktif olarak demokrasinin yayılması yoluyla değil de model oluşturma
yoluyla demokrasinin yayılmasına öncülük yapmaya yönelik bir yaklaşım benimsemesi
dikkate değerdir. Çünkü model oluşturma görüşü Bush yönetimi tarafından benimsenmemiş,
Bill Clinton yönetimi tarafından ise nadiren dile getirilmiştir (Poppe, 2010: 31). Böylece
demokrasinin yayılması konusunda Bush döneminde yapılan hatalardan ders alan Obama, bu
konudaki sözcüklerini seçerken dikkatli davranmakta, model oluşturma yoluyla liderlik
yapmanın demokrasinin yayılmasının en etkili yolu olarak altını çizmekte, demokrasinin
yayılması politikasının yürütülmesi sırasında her halkın demokratikleşme konusunda kendi
yolunu seçme hakkına saygı duyulmasına vurgu yapmaktadır (Atlantic Review, 2007; Obama,
2009-b).
Üçüncüsü, Bush’tan farklı olarak, Obama’nın demokrasi konusunu daha az tartışmalı
olan insan hakları konusunun içine yerleştirmesidir. Nitekim 2010 yılındaki stratejide
demokrasi ve insan haklarının yayılması aynı başlık içinde yer almış ve bu başlık altında da
daha çok insan haklarına ağırlık verilmiştir. Stratejide düşünceleri ifade etme, toplantı yapma,
ibadet etme, liderleri seçme özgürlükleri ile insan onuru, hoşgörü, eşitlik, adalet gibi
Amerikan ulusunun üzerine kurulu olduğu değerlerin aynı zamanda evrensel olduğuna
inandıkları, bu değerleri benimseyen ulusların daha başarılı ve ABD’ye karşı daha barışçı
oldukları, ABD’nin de bu değerler üzerine kurulduğu, bu değerleri dünya genelinde yaymak
için çalışacakları ifade edilmiştir. Görüldüğü gibi stratejide bahsedilen değerler hem
demokratik değerleri hem de insan haklarını içermektedir. Stratejide bu değerleri benimseyen
devletlerin daha adil, daha barışçıl ve daha meşru olması nedeniyle ABD’nin bu değerlerin
yayılmasını destekleyeceği, evrensel haklara olan desteklerinin Amerikan liderliği için temel
olduğu ve dünyadaki güçlerinin kaynağını oluşturduğu ifade edilmiştir (The White House,
2010-a: ii, 35, 37-38).
Dördüncü ise, Obama yönetiminin demokrasinin yayılması çabalarını kalkınma
konusundaki çabalar ile ilişkilendirmesidir. Buna göre, savunuculuğu yapılan demokratik
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 54-83, Şubat 2012 66
değerlerin dünyada kabul görmesi için halkların günlük yaşamlarında ilerlemeler olması
gerekmekte, zira dünya nüfusunun yarısı ekonomik, siyasal, yasal ve sosyal açıdan baskı
altında bulunup marjinalleşmeye maruz kalıyorsa demokrasiyi geliştirmenin de tehlikeye
girmesi söz konusu olmaktaydı (Clinton, 2009-a). Nitekim 2010 yılındaki stratejide, temel
insan haklarından bahsedildikten sonra, insan onurunun korunmasına olan taahhütlerinin
kalkınmayı da içerdiği, bu nedenle yoksullukla mücadele edecekleri belirtilmiş; bu bağlamda
küresel sağlık stratejisi geliştirilmesi, gıda güvenliğinin sağlanması, insani krizlere müdahale
edilmesi yoluyla temel ihtiyaçların karşılanarak insanların daha iyi bir yaşam standardına
kavuşturulması, böylece insan onurunun korunması ve yüceltilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Böylece Obama yönetiminin demokrasinin yayılması konusundaki yaklaşımını oldukça geniş
bir çerçeveye oturtarak insan hakları ve kalkınma ile birlikte değerlendirmiş, bunların
birbirlerini güçlendireceğine inanmıştır (The White House, 2010-a: ii, 37, 39-40).
Demokrasinin Yayılması Fonları ve Obama Yönetimi
Çalışmanın buraya kadar olan bölümünde Obama yönetiminin demokrasinin
yayılmasını dış politika gündeminden kaldırmadığı, sadece bu misyonun Amerikan dış
politikasındaki yerini kendi stratejik öncelikleri çerçevesinde yeniden tanımlama çabası içinde
olduğu anlatılmaya çalışılmıştır. Bu durum demokrasinin yayılması çerçevesindeki
programlara ve fonlara ayırdığı bütçeden de anlaşılmaktadır. Nitekim Obama yönetiminin,
günümüzde de etkisini devam ettiren küresel finansal krizin en şiddetli hissedildiği bir
dönemde göreve gelmesine rağmen, demokrasinin yayılmasına ayrılan kaynakta kesintiye
gitmemesi, tam aksine bazı fonlara daha fazla kaynak aktarması oldukça önemlidir.
Bu bağlamda göreve geldikten çok kısa bir süre sonra yaptığı 2010 yılı bütçe
önerisinde, Dışişleri Bakanlığı ve Dış Operasyonlar bölümü kapsamındaki Adil ve
Demokratik Yönetim başlığı4 için tahsis edilen miktarın %9.1 artışla 2.81 milyar dolara
yükseltilmesini istemiştir. Bunun önemli bir kısmını Afganistan’a (%28.46’sı), Irak’a
(%11.7’si) ve Pakistan’a (%6.8’i) ayırmıştır (Freedom House, 2009: 1, 7). Obama yönetimi
bu oranlarda 2011 yılı bütçe önerisinde de artışa gitmiş, bu bağlamda bu başlığa aktarılan
kaynağın %18 artırılmasını önermiştir. Bu miktarın önemli bir kısmı yine Afganistan’a
(önceki yıla göre %73 artış), Irak’a (önceki yıla göre %47 azalış) ve Pakistan’a (önceki yıl ile
aynı) gitmiştir (Freedom House, 2010: 9, 14). Obama yönetimi 2012 yılı bütçe önerisinde ise,
Adil ve Demokratik Yönetim başlığına ayrılan kaynakta ilk bütçe önerisi olan 2010 yılına
göre %7.35 oranında düşüşe gitmiştir5. Bu kaynağın %37’sini Afganistan (önceki yıla göre
67 Gökhan Telatar
%20 düşüş), %5’ini Pakistan (önceki yıla göre %13.42 düşüş), %10’unu Irak (önceki yıla
göre %63.3 artış) almıştır.
Afganistan, Pakistan ve Irak için ayrılan kaynağın büyüklüğü, Obama yönetiminin
demokratikleşmeye kaynak tahsis ederken güvenlik çıkarları açısından büyük önem atfettiği
ülkelere öncelik verdiğini, dolayısıyla demokrasinin yayılmasına yönelik politikasını genel
olarak dış politikasındaki öncelikleri çerçevesinde belirlediğini göstermektedir. Zira Obama
seçim çalışmaları sırasında dış politika konuları içinde en büyük ağırlığı Afganistan’da
güvenlik ve istikrarın sağlanmasına vermişti. Pakistan ise bu ülkeye komşu olması nedeniyle
yine güvenlik çıkarları açısından önem arz etmekteydi. Obama Irak’a nispeten daha az önem
verse ve Amerikan askerlerinin çekilmesini amaçlasa da, yarım kalan misyonun
tamamlanması açısından bu ülkeye de kaynak ayırmak zorundaydı. Dolayısıyla Obama
yönetimi bu ülkelerde güvenlik konuları üzerinde yoğunlaşırken demokratikleşmeyi göz ardı
etmemiş, demokratikleşmenin güvenliğin sağlanmasına katkıda bulunacağına inanmıştır.
Nitekim Obama yönetiminin Mart 2009’da açıkladığı Afganistan ve Pakistan’a
yönelik stratejide6, demokrasi ve iyi yönetimi tesis etmek için sivil çabalara ağırlık verilmesi
öngörülmekteydi. Obama ayrıca, 15 Temmuz 2008’de Bush yönetimi tarafından önerilip
ancak Ekim 2009’da kendi başkanlığında yürürlüğe giren ve Pakistan’a yapılan askeri
olmayan yardımların üç kat artırılmasını ve Washington’un bu ülkede demokrasinin
güçlendirilmesi için çaba sarfetmesini öngören Pakistan İle Geliştirilmiş Ortaklık Yasası’nın7
güçlü bir destekçisiydi. Obama’nın Nisan 2009’daki Irak ve Afganistan savaşları için ek bütçe
önerisi Ekonomik Destek Fonu (Economic Support Fund) ve ABD Uluslararası Kalkınma
Ajansı (United States Agency for International Development – USAID) bünyesinde
demokrasi ve yönetim faaliyetlerinde ilave çaba sarfedilmesini isteyerek Afganistan için 295,
Irak için 292 milyon dolar tahsis edilmesini içermiştir (Bouchet, 2010).
Obama yönetimi demokrasinin yayılması konusunda faaliyet gösteren ve bir kısmı
Bush döneminde oluşturulan Yakın Doğu Bölgesel Demokrasi Bürosu, Dışişleri Bakanlığı
Demokrasi, İnsan Hakları ve İşgücü Bürosu, USAID Demokrasi, Çatışma ve İnsani Yardım
Bürosu, Ulusal Demokrasi Fonu, Millenium Challenge Corporation, Ortadoğu Ortaklık
İnisiyatifi gibi pek çok kurum ve fona da kaynak tahsis ederek demokrasinin yayılmasına
verdiği desteği ortaya koymuştur8. Bunlar içinden özellikle Ortadoğu Ortaklık İnisiyatifi
(Middle East Partnership Initiative – MEPI) için ayrılan kaynakta artış önerisinde bulunması
ise oldukça dikkat çekicidir. Nitekim Bush yönetimi tarafından başlatılan bu inisiyatifin
Obama dönemindeki geleceği hakkında kuşkular söz konusuydu. MEPI’ye desteği sürdürerek
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 54-83, Şubat 2012 68
tahsis edilen kaynakta artışa gidilmesi konusunda ısrarcı olması Obama yönetiminin
demokrasinin yayılmasına verdiği önemi göstermektedir9.
Tüm bu sayısal veriler, Obama yönetiminin demokrasinin yayılması konusunda selefi
Bush yönetimine göre daha zayıf bir retorik kullanmasına rağmen, bu konuya önem verdiğini
açıkça göstermektedir. Bu veriler ayrıca, Obama yönetiminin demokrasinin yayılması
misyonunu önceki sayfalarda bahsedilen dış politika öncelikleri çerçevesinde yürüttüğünü
ortaya koymaktadır. Nitekim ülkeler bazında en büyük yardımın Afganistan ve Pakistan’a
yapılması, demokrasinin yayılmasına ayrılan kaynağın ağırlıklı olarak iyi yönetim ve
kalkınma konularına tahsis edilmesi bu saptamayı desteklemektedir.
Obama Yönetiminin Dış Politika Pratiğinde Demokrasinin Yayılması
Obama yönetiminin demokrasinin yayılmasına yönelik yaklaşımını daha iyi analiz
edebilmek için dünya genelinde demokratikleşme bağlamında yaşanan gelişmeler karşısında
nasıl bir tepki verdiğine bakmak gerekmektedir. Dış politika söyleminde demokratikleşmeye
merkezi yer vermemesi nedeniyle eleştiriler alan ancak demokrasinin yayılması için tahsis
edilen kaynaklarda artışa giderek bu eleştirileri boşa çıkaran Obama yönetiminin dünyada
demokrasi konusunda yaşanan gelişmeler karşısındaki politikaları ise bu eleştirileri yeniden
şiddetlendirmiştir. Uluslararası alanda demokrasinin yayılmasına yönelik ilk önemli çıkışı
olan 4 Haziran 2009’daki Kahire konuşmasından itibaren Obama bu konuda aktif bir politika
izlememiş, dünyadaki bazı anti-demokratik uygulamaları eleştirmekte isteksiz davranmıştır.
Obama’nın demokrasinin yayılmasına ilişkin politikası, başkanlığının ilk yılında üç
önemli gelişme ile sınanmıştır. Öncelikle, İran’da 12 Haziran 2009’da gerçekleşen tartışmalı
seçimlerden sonra Tahran ve diğer büyük şehirlerde başlayan protesto hareketleri ve
yönetimin bunları sert müdahalelerle bastırması karşısında temkinli bir politika izlemiş ve
İran muhalefetinin seçimlerin demokratik niteliği konusundaki iddialarını kabul etmekte
isteksiz davranmıştır (Poppe, 2010: 30). George W. Bush, 2005 yılındaki seçimlerde
Ahmedinejat galip gelince, daha resmi sonuçların açıklanmasını beklemeden seçimleri
kınamıştı (Beale, 2009). İran’a karşı izlediği angajman politikası çerçevesinde Tahran ile
iletişim kanallarını açık tutmaya ve bu ülkenin iç işlerine karışmamaya özen gösteren Obama
yönetimi ise (Akbarzadeh, 2011: 481), seçimleri eleştirmesi ve muhalif aday Hüseyin
Musevi’yi desteklemesinin İran’da radikallerin güç kazanmasını sağlayacağını, ABD
hakkındaki olumsuz imajı güçlendireceğini ve bu ülkenin nükleer faaliyetlerine yönelik olarak
yürütülen diplomatik çabaları olumsuz etkileyeceğini düşünmüş (Solomon, & Spiegel, 2009),
dolayısıyla İran’ın nükleer programı konusunda bir çözüme varılmasını demokratikleşme
69 Gökhan Telatar
konusundan daha ivedi bir sorun olarak görerek pragmatist bir politika izlemiştir (Bouchet,
2011: 583). Başkan Yardımcısı Joseph Biden’ın çıkarlarının seçimlerden önce olduğu gibi
İran’ın nükleer silah elde etmesini durdurmak ve terörizme desteğini kesmesini sağlamak
olduğunu açıklaması bunun en iyi kanıtıdır (Wilson, 2009).
Obama yönetiminin karşılaştığı bir diğer gelişme, Honduras’ta seçimlerle iş başına
gelen Devlet Başkanı Manuel Zeleya’ya karşı 28 Haziran 2009’da gerçekleştirilen askeri
darbe olmuştur. Darbeye verilen uluslararası tepkinin büyük olmasına rağmen, Obama
yönetiminin darbeyi kınaması ve Zeleya’nın görevine dönmesi çağrısında bulunması oldukça
geç olmuştur (Weisbrot, 2009). Bunun da ötesinde, Amerikan Devletleri Örgütü’nün
Honduras’a ekonomik yaptırım uygulanmasına ve Zeleya’nın ülkeye dönmesi için hazırlanan
plana, istikrarsızlığa neden olacağı gerekçesiyle karşı çıkmıştır. Darbe yönetiminin antidemokratik
uygulamalarına ve insan hakları ihlallerine de oldukça geç ve zayıf bir tepki veren
Obama yönetimi, darbe yönetimine ekonomik yaptırım uygulamaya sıcak bakmamıştır (North
American Congress on Latin America, 2010: 18-19). 29 Kasım 2009’da Porfirio Lobo’nun
galibiyetiyle sonuçlanan ve pek çok insan hakları ihlallerinin gölgesinde gerçekleşen seçimler
çoğu Latin Amerika ülkesi tarafından tanınmamasına rağmen, Obama yönetimi seçimleri
ileriye yönelik bir adım olarak tanımlamıştır (Perez, 2009). Obama yönetiminin bu tavrı,
ABD’nin Latin Amerika’da otoriter yönetimleri desteklediği yılları anımsatmıştır.
Obama yönetimi ayrıca, Afganistan’da 20 Ağustos 2009’da gerçekleşen tartışmalı
devlet başkanlığı ve 2010’da gerçekleşen parlamento seçimlerinden sonra da, bu ülkede
istikrarın sağlanmasında Hamit Karzai’nin işbirliğine duyduğu ihtiyaç nedeniyle, yüksek sesle
eleştiride bulunmayı tercih etmemiştir10(Poppe, 2010: 30). Washington’un Karzai yönetimine
kapalı kapılar ardında baskı yaptığı yönünde haberler gelmiş, fakat ne Obama’dan ne de üst
düzey bir yetkili tarafından yaşananları kınayan bir açıklama gelmemiştir. Obama yönetiminin
bu tavrı, Bush’un Afganistan’ın demokratikleştirilmesi amacını terk ederek ABD’nin bu
ülkeye yönelik politikasının hedefini güvenliğin sağlanması olarak sınırlandırmasından
kaynaklanmaktaydı (Bouchet, 2010; Bouchet, 2011: 583).
Obama, başkanlığının daha ilk yılında karşı karşıya kaldığı bu üç gelişmeye yönelik
politikalarında demokratikleşmeden ziyade güvenlik ve istikrara öncelik vermesi nedeniyle
pek çok çevreden eleştiri almıştır. Bu politikalar Obama’nın dış politika söyleminde
demokrasinin yayılmasının merkezi konumunu zayıflatması ile birlikte değerlendirilmiş ve
ABD’nin demokrasinin yayılması misyonuna eskisi kadar önem vermediği iddialarının ortaya
atılmasına neden olmuştur. Dolayısıyla demokrasinin yayılmasına yeterince önem vermediği
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 54-83, Şubat 2012 70
eleştirilerini boşa çıkarmak için çaba sarf eden Obama’nın bu demokrasi sınavlarında başarılı
bir performans gösterememesi, bu çabalarını sonuçsuz bırakmıştır.
Obama yönetiminin demokrasinin yayılmasına yönelik politikasının test edildiği asıl
gelişme ise “Arap baharı” olarak nitelendirilen ve pek çok Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkesini
etkisi altına alan halk ayaklanmaları olmuştur. Obama yönetimin 17 Aralık 2010’da Tunus’ta
başlayan ve daha sonra pek çok ülkeye sıçrayarak Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’de liderlerin
devrilmesine neden olan halk ayaklanmaları karşısındaki politikasını netleştirmesi oldukça zor
olmuştur. Zira Obama yönetimi, selefinin demokrasinin yayılması misyonu üzerinde bıraktığı
olumsuz imajı düzeltmek ile Arap dünyasında yaşanan demokratik ayaklanmalara ABD’nin
tarihsel misyonunun bilincinde olarak destek vermek gibi bir ikilemle karşı karşıya kalmıştır.
Ayrıca bazı ülkelerde ABD’nin müttefiki olan liderlere yönelik gösterilerin düzenlenmesi
Obama yönetiminin pozisyonunu netleştirmesini daha da zorlaştırmıştır. Obama yönetiminin
ayaklanmalar karşısındaki politikalarında, karşı karşıya bulunduğu bu çıkmazın neden olduğu
kafa karışıklığının izlerini görmek mümkündür.
17 Aralık 2010’da Muhammed Bouazizi isminde bir gencin kendini yakmasıyla Tunus
lideri Zeynel Abidin Bin Ali’ye karşı başlayıp halktaki öfkenin sokaklara taşmasıyla iyice
büyüyen ve nihayetinde Bin Ali’nin 14 Ocak 2011’de 23 yıllık otoriter yönetimini bırakarak
ülkeyi terk etmek zorunda kalmasıyla sonuçlanan ayaklanmalara tüm dünya gibi ABD de
hazırlıksız yakalanmıştı11. Ayaklanmalar tüm Tunus’a yayılırken, Obama yönetimi Bin
Ali’nin ülkesini terk etmesine kadar oldukça sessiz kalmıştır. Tunus yönetiminin göstericilere
yönelik aşırı güç kullanması ancak 11 Ocak’ta Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklama
ile eleştirilmiş (AFP, 2011), Obama ise bu konu hakkında ilk kez 14 Ocak 2011’de
konuşmuştur (The White House, 2011-b). Oysa Bin Ali aynı gün, bu konuşmadan önce
ülkesini terk etmişti. Obama’nın ayaklanmanın bu aşamasına kadar sessiz kalması ABD’nin
bölgede bir kez daha istikrarı demokrasiye tercih ettiği yorumlarına neden olmuştur (Bazzi,
2011).
Ayaklanmalar bölgede İran’a karşı ABD’nin desteklediği Sünni ılımlı İslam ittifakının
en güçlü üyelerinden biri olan, İsrail ile yakın ilişkileri bulunan, bu nedenle de Amerikan
yardımlarını en fazla alan ikinci ülke olan Mısır’a sıçrayınca Obama yönetiminin pozisyonunu
netleştirmesi daha da zorlaşmıştır (Fakeeh, 2011: 263). Özellikle Irak savaşından sonra
Amerikan karşıtlığının arttığı Ortadoğu’da demokratik yollardan seçilecek yönetimlerin
geçmiş politikaları devam ettirmesinin oldukça zor olması nedeniyle (The Atlantic, 2011)
Obama yönetimi Mısır’da 25 Ocak 2011’de başlayan ayaklanmalar karşısında oldukça yavaş
hareket etmiş, siyasi reform sürecinin hızlandırılarak Mübarek rejimine karşı yürütülen
71 Gökhan Telatar
protestoların hafiflemesini sağlamaya çalışmıştır. Ancak muhaliflerin bu seçeneği kabul
etmemesi üzerine, Mübarek’in 9 ay sonra yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday
olmaktan vazgeçmesi için ikna çabaları yürütmüştür. Ne muhaliflerin ne de Mübarek’in bunu
kabul etmemesi üzerine Mısır’da yönetim değişikliğinin engellenmesi iyice zorlaşmıştır
(Lynch 2010: 36; Petras, 2011: 484-485).
Obama yönetimi de bu durumu fırsata dönüştürmek için çaba sarf etmiş, Arap
halkından yana bir tutum alarak ülkesinin bölgedeki imajını düzeltmeye çalışmıştır. Bu
bağlamda Mübarek’in gitmesini sağlamak için Mısır ordusu ile işbirliği yapmış (Lynch 2010:
36-37) ve Mübarek sonrası geçiş sürecini ordu aracılığıyla kontrol etmeye çalışmıştır.
Mısır’daki ayrıcalıklı konumunu kaybetmemek için siyasi süreci kontrolünde tutmak isteyen
ordu da Mübarek’e verdiği desteği geri çekmiş, bunun üzerine Mübarek 11 Şubat’ta istifa
etmek zorunda kalmıştır (Lynch, 2010: 31; Petras, 2011: 487, 489). Mısır’da yaşanan
olaylarda öncelikli amacı halkın demokratik taleplerinin desteklenmesinden ziyade mevcut
rejimin korunması olan ABD12 bunu önce Mübarek’in de koltuğunu koruyacağı bir şekilde
sağlamaya çalışmış, bu mümkün olmayınca da Mısır’da rejimin temelini oluşturan ve
Washington’un ülkedeki asıl müttefiki olan ordu aracılığıyla bu amacını gerçekleştirmiştir.
Ayaklanmalar uzun zaman geçmeden Libya’ya da sıçramış, Muammer Kaddafi’nin 15
Şubat 2011’de başlayan gösterileri güç kullanarak bastırmaya çalışması karşısında pek çok
ülkeden tepki gelirken politikasını belirlemekte zorlanan Obama yönetimi belli bir süre
hareketsiz kalmıştır. İlk etapta öncelikli amacını Amerikan vatandaşlarını korumak ve güvenli
bir şekilde tahliye etmek olarak belirleyen ve Libya’daki insan hakları ihlallerini ise
kınamakla yetinen (The White House, 2011-a) Obama yönetiminden Kaddafi’nin görevi
bırakması gerektiğine ilişkin ilk açıklama ise 26 Şubat’ta gelmiştir (Clinton, 2011).
Muhaliflerin kararlı mücadelesi ve koltuğunu bırakmamakta ısrarcı olan Kaddafi’nin güç
kullanmaya devam etmesi üzerine krizin siyasal yollarla çözümü imkânsız hale gelmiş,
dolayısıyla askeri müdahale seçeneğinin gündeme alınması gerekmiştir. Ancak Irak’ta
yaşanan olumsuz tecrübe nedeniyle Obama yönetimi herhangi bir İslam ülkesine karşı bir
askeri müdahalede bulunmaktan yana değildi. Bu durumda en iyi alternatif, gerçekleştirilecek
müdahalenin uluslararası bir müdahale olduğu görüntüsü yaratmak ve operasyonda sınırlı bir
rol alarak ABD’yi geri planda tutmaktı (Fakeeh, 2011: 266).
Nitekim Güvenlik Konseyi’nin kuvvet kullanılmasına izin veren 1973 sayılı
kararının13 ardından 19 Mart’ta başlatılan “Şafak Yolculuğu” operasyonunda ilk bombayı
Fransa atmış, Washington operasyonun komutasını çabucak (31 Mart’ta) NATO’ya
devrederek askeri operasyonun ABD’nin öncülüğünde yürütüldüğü görüntüsü oluşmasını
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 54-83, Şubat 2012 72
engellemek istemiştir (CNN Türk, 2011). Bunda büyük ölçüde başarılı da olmuş, hem
ABD’nin Libya halkının demokratik mücadelesine destek olduğu imajı yaratmış hem de bu
askeri müdahale iç ve uluslararası kamuoyundan fazla tepki çekmemiştir. ABD’nin Kaddafi
rejimi ile uzun yıllar oldukça kötü olan ilişkileri 2003 sonlarından itibaren belli ölçüde
düzelmiş olsa da, Kaddafi gibi istikrarsız bir liderin devrilmesinin Amerikan çıkarları
açısından faydalı olacağının düşünülmesi Obama’nın operasyona destek vermesinde etkili
olmuştur. Ayrıca Fransa’nın başı çektiği Avrupa ülkeleri ile Ortadoğu ülkelerinin büyük
desteği söz konusu olmasaydı Obama’nın Libya halkının demokratik taleplerine destek
vermekte muhtemelen bu kadar istekli davranmayacağı söylenebilir.
Arap dünyasını etkisi altına alan ayaklanmalar 27 Ocak 2011’de, El-Kaide’nin
Ortadoğu’da en güçlü olduğu ülkelerden biri olan Yemen’de de başlamıştır. Obama,
ayaklanmalar sonucunda Ali Abdullah Salih’in devrilmesi halinde bu ülkenin Washington’un
El-Kaide ile mücadelesine verdiği desteğin kesilebileceği endişesiyle, olası bir rejim
değişikliğini engellemek için büyük çaba sarfetmiştir (Filkins, 2011). Ayaklanmalar giderek
şiddetlendikçe ve El-Kaide bu durumdan avantaj sağladıkça Obama yönetimi kendi
kontrolünde gerçekleşecek bir lider değişikliğinin en iyi çözüm olacağını düşünmüş (Boucek,
2011-a; Boucek, 2011-b), bu bağlamda Körfez İşbirliği Konseyi’nin anlaşma çabalarını
desteklemiştir (Stuster, 2011). Nitekim aylar süren çabaların sonunda, 23 Kasım 2011’de
Salih yönetimi yardımcısı Abed Rabbo Mansour Hadi’ye devretmesini öngören anlaşmayı
imzalamıştır (News One, 2011). Yemen’de Salih’ten bağımsız olarak hareket edebilecek
kamu kurumları bulunmadığı için rejimin devrilmesi durumunda anarşi ortamının oluşacağı
ve El-Kaide’nin bundan fayda sağlayacağı endişesiyle (Filkins, 2011), Obama yönetimi
rejimin korunup muhalefeti yatıştırmak için sadece devlet başkanının değiştirilmesine yönelik
bir politika izlemiştir (Sharqieh, 2011).
Nüfusunun %70’ini Şiiler oluşturmakla birlikte yönetimin Sünni olduğu Bahreyn’de
14 Şubat 2011’de başlayan ayaklanmalar ise, Obama’yı, ABD’nin Ortadoğu’daki deniz
kuvvetlerine ev sahipliği yapan ülkede Şii bir yönetimin başa gelmesi durumunda bu
işbirliğinin ortadan kalkacağı ve bölgedeki güç dengesinin İran lehine değişeceği endişesine
sokmuştur (Reifer, 2011). Bu nedenle rejim ile muhalifler arasındaki iplerin kopmasının
engellenmesi için büyük çaba sarfeden Obama, ayaklanmaları güç kullanarak bastırmaya
çalışan Bahreyn yönetimini eleştirerek şiddete başvurmaması için baskı uygulamış
(Birnbaum, 2011; Warrick, 2011), Körfez İşbirliği Konseyi’nin askeri yardım göndermesini
eleştirmiştir (Fox News, 2011). Nitekim Washington’un büyük teşvikiyle, Kral Hamad bin
Isa Al Khalifah Temmuz ayında ulusal diyalog çağrısı yapmış (BBC, 2011), gösteriler
73 Gökhan Telatar
sırasında yaşananları araştırmak için komisyon kurmuştur (Al Jazeera, 2011). Dolayısıyla
Bahreyn’de yaşanan ayaklanmalarda öncelikli amacı statükonun bozulmasına izin
verilmemesi olan Obama, Manama’ya yaptırım uygulamamış, Al Khalifah’a görevi bırakma
çağrısında bulunmamış, hatta Bahreyn’e silah satışına devam etmiştir (Katzman, 2011: 13).
Suriye’de 26 Ocak 2011’de başlayıp Mart ortalarında iyice şiddetlenen ve halen
devam eden ayaklanmalarda muhalifler uzun süredir direnmelerine rağmen henüz bir netice
alamamış, Esad yönetimi göstericilere karşı şiddet uygulamış, ABD’nin çabaları ise şiddet
eylemlerini durdurma konusunda yetersiz görülmüştür. Bu nedenle Obama yönetiminin
Suriye’deki ayaklanmalara yönelik politikası, diğer örneklerden daha büyük eleştiri almıştır.
Ayaklanmalar ABD için, Esad rejiminin devrilmesi ve Sünni bir yönetimin iş başına gelmesi
durumunda İran ve Hamas önemli bir müttefikini kaybedeceği için fırsat, yeni yönetim
döneminde Suriye’nin İsrail ve Irak’taki Şii hakimiyetindeki yönetim ile ilişkileri
bozulabileceği için de risk oluşturmaktaydı (Miller, 2011-a). Bu nedenle Obama yönetimi
uzun bir süre Esad rejiminin devrilmesini destekleme konusunda çekingen davranmış (Silence
to Syrian Unrest, 2011), Esad’ın görevden ayrılması çağrısı ise ancak 18 Ağustos’ta gelmiştir
(Cooper, 2011). Bu süre içinde Suriye’ye göstericilere karşı şiddet kullanılmaması uyarısında
bulunmuş (Smith, 2011: 10) ve Esad rejimi üzerinde baskı uygulamak için ekonomik
yaptırımlar uygulamıştır (The White House, 2011-c).
Obama’nın bu adımlarının işe yaramaması Libya’da yapıldığı gibi askeri seçeneğin
neden gündeme alınmadığı eleştirilerini gündeme getirmiştir. Ancak Rusya ve Çin’in
muhalefeti nedeniyle BM Güvenlik Konseyi’nin izninin mümkün olmaması (De Alwis,
2011), Suriye’nin Libya’dan daha güçlü bir orduya sahip olması (Achar, 2011), muhaliflerin
yönetime karşı savaşacak yeterli silahlı güce sahip olmaması, Irak ve İran gibi Suriye’nin
yakın komşularının askeri müdahaleye karşı olmasından dolayı yeterli bölgesel destekten
yoksun olunması (Miller, 2011-b) gibi nedenlerle Washington askeri müdahalede
bulunmaktan kaçınmıştır. Fakat yaptırımların etkili olmaması nedeniyle, Obama yönetimi,
Esad üzerindeki baskıyı artırmak ve görevi bırakmaya zorlamak için Avrupa Birliği, Arap
Birliği ve bölge ülkeleriyle birlikte çalışmaktadır (The Telegraph, 2011). Bir yandan da Esad
sonrası dönemde Irak’ta olduğu gibi bir iç savaş yaşanmaması için muhaliflere birlik olmaları
yönünde baskı yapmakta, bu nedenle tüm güvenlik sorunlarına rağmen büyükelçisini geri
çekmemektedir (Cooper, 2011). Görüldüğü üzere Obama yönetimi Suriye halkının
demokratik taleplerine destek olmak için çaba sarf etmekle birlikte, bu yöndeki adımlarını
atarken oldukça dikkatli davranmakta ve ülkesini Irak’ta olduğu gibi bir çıkmazın içine
sokmamaya büyük özen göstermektedir.
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 54-83, Şubat 2012 74
Bütün bunların sonucunda, başkanlığının ilk yılında karşı karşıya kaldığı İran,
Honduras ve Afganistan’daki anti-demokratik gelişmeler karşısında demokrasinin yayılması
misyonu açısından başarılı bir performans sergileyemeyen Obama yönetiminin son bir yıldır
devam etmekte olan Arap baharı sırasındaki politikasının da hegemon olmanın
sorumluluklarının yerine getirilmesi açısından çok fazla tatmin edici olmadığını söylemek
mümkündür. Bunun en önemli nedeni, Obama yönetiminin Arap ayaklanmalarına yönelik
politikasında demokrasinin yayılması misyonundan ziyade Amerikan ulusal çıkarlarını
koruma amacının daha baskın olmasıdır. Obama her seferinde Ortadoğu halklarının
demokratik taleplerinin destekçisi olduklarını ifade etmesine rağmen, bu desteğin yerine
getirilmesi konusunda çok fazla çaba sarf etmemiştir. Mısır ve Yemen’de liderlerin görevi
bırakmalarını sağlamak için yürüttüğü çabalar, Libya’ya düzenlenen askeri müdahalede yer
alması, Suriye’deki ayaklanmalarda Esad rejiminin devrilmesi için bölge ülkelerinin
çabalarını teşvik etmesi Obama yönetiminin bu süreçteki somut adımları olarak
sayılabilecekken, burada öncelikli amaç mevcut krizlerin Amerikan çıkarları açısından
mümkünse kazanç ile, mümkün olmaması halinde ise en az zarar ile sonuçlanmasının
sağlanması olmuştur.
Sonuç
Demokrasinin yayılması misyonu, Amerikan ulusal kimliğinin bir unsuru ve Amerikan
siyasetinde partiler üstü bir misyon olması nedeniyle, dış politikada her zaman önemli bir yere
sahip olmuştur. Ancak bu önemin derecesi iç politik ve uluslararası konjonktüre göre
değişiklik göstermektedir. Başkan veya yönetim içindeki üst düzey karar vericiler veya
danışmanların demokrasinin yayılması misyonuna özel ilgi duymaları durumunda bu
misyonun Amerikan dış politikasındaki ağırlığı artmaktadır. Buna en iyi örnek, 11 Eylül
sonrası dönemde demokrasinin yayılmasına büyük önem veren yönetim içindeki yeni
muhafazakârların etkisiyle George W. Bush’un bu amaçla inisiyatifler almasıdır. Ayrıca
uluslararası alanda demokratikleşme bağlamında önemli gelişmelerin yaşanması durumunda,
demokrasinin yayılmasının Amerikan ulusuna verilmiş bir misyon olduğu inancı nedeniyle
ABD içinde hassasiyetler artmakta ve karar vericiler harekete geçme ihtiyacı hissetmektedir.
Buna halen devam eden Ortadoğu’daki halk ayaklanmaları karşısında kamuo yunun ABD’nin
halkların demokratik taleplerine kayıtsız kalmaması yönünde baskıları nedeniyle Barack
Obama yönetiminin harekete geçmek zorunda kalması örnek verilebilir. Bunların yanında,
dünyada demokratikleşme bağlamında gelişmeler yaşandığında demokrasinin yayılması adına
hareket edilerek başka amaçlara ulaşmak veya çıkarları korumak için bir fırsat doğmaktadır.
75 Gökhan Telatar
George W. Bush’un demokrasinin yayılması gerekçesiyle askeri güç kullanma ve rejim
değişikliği eylemlerine girişmesi, Obama’nın Libya’ya askeri müdahaleye katılması buna
örnek verilebilir.
Konuşmalarında tarihsel tecrübelerin liberal demokrasinin şimdiye kadar denenmiş en
iyi yönetim biçimi olduğunu gösterdiğini vurgulayan Obama da tüm Amerikan başkanları gibi
demokrasinin yayılmasının ABD’nin bir misyonu olduğu bilinciyle hareket etmiştir. Ancak
selefinin demokrasinin yayılmasına ilişkin politikalarının Amerikan kamuoyundan ve
uluslararası toplumdan büyük tepkiler alması nedeniyle bu misyonu yerine getirirken farklı bir
perspektif benimsemiştir. Bu bağlamda demokrasinin yayılması misyonunun Amerikan dış
politika söylemindeki merkezi konumunu zayıflatmış, Bush yönetiminin iddialı özgürlük
gündemini benimsemekten kaçınmış, Bush’un tepki çeken aktivist korumacı yaklaşımı yerine
model oluşturma yaklaşımını benimsemiştir. Nitekim terörizmin kaynağının kurutulması için
Bush’un yaptığı gibi demokratik ulusların inşa edilmesi yerine artık terörist örgütlerin bu
ülkelerde yeniden güç kazanmasının ve ABD’ye karşı yeni saldırılar düzenlemesinin
önlenmesine ağırlık vermiştir.
Bir yandan böyle bir çaba içinde olan Obama yönetimi, öte yandan demokrasinin
yayılması misyonunu terk ettiği yönündeki eleştirilere göğüs germeye çalışmaktaydı. Bunun
en önemli nedeni, dış politika söyleminde demokrasinin yayılmasına Bush’a göre daha zayıf
vurguda bulunmasıdır. Ayrıca dünya genelinde demokratikleşme bağlamında yaşanan
gelişmeler karşısındaki politikaları da demokrasi yanlılarını tatmin etmekten uzak kalmıştır.
Bütün bunlar Obama’nın istikrarı ve güvenlik çıkarlarını demokrasiye tercih ettiği iddialarına
neden olmuştur. Arap baharı olarak nitelendirilen Ortadoğu’daki halk ayaklanmalarının
başlaması ise Obama yönetimini iyice zora sokmuştur. Demokrasinin yayılması misyonunun
imajını düzeltmek ile Arap halkının demokratik taleplerine destek vermek gibi bir ikilemle
karşı karşıya kalan Obama yönetimi, ayrıca ayaklanmaların ABD’nin müttefiki olan liderleri
hedef alması nedeniyle politikasını belirlemekte zorlanmıştır.
Başkanlıktaki görev süresinin son yılına girmek üzere olan Obama’nın üç yıllık dış
politikası değerlendirildiğinde, demokrasinin yayılması misyonunun yerine getirilmesi
açısından başarılı bir performans sergilediğini söylemek zordur. Bunun en önemli nedeni, dış
politika öncelikleri çerçevesinde izlemek zorunda olduğu politikaların kimi zaman
demokratikleşmeden taviz vermeyi gerektirmesidir. Nitekim İran, Suriye ve Kuzey Kore gibi
anti-demokratik rejimlerle diyalog geliştirip var olan sorunları diplomatik yöntemlerle
çözmeye ve Rusya ve Çin gibi küresel aktörlerle ilişkileri yeni bir zemine oturtmaya çalışan
Obama yönetimi, bu çabaların başarısızlığa uğramaması için demokratikleşme ve insan
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 54-83, Şubat 2012 76
hakları konusunda daha yumuşak bir tavır takınmıştır. Ayrıca Obama’nın demokrasinin
yayılması konusundaki yaklaşımının asıl test alanı olan Arap baharında Amerikan yanlısı
liderlerin hedef alınması, halkların demokratik taleplerine destek olma konusunda çekingen
bir tavır almasına neden olmuştur. Bu bağlamda liderlerin devrildiği Tunus, Mısır ve
Yemen’de mevcut rejimlerin varlığını sürdürmesini sağlamaya çalışmış14, Bahreyn’de ise
olayların büyüyerek benzer sonuçların doğmasını engellemeye çalışmıştır. Dolayısıyla Obama
demokrasinin yayılması konusundaki politikasını belirlerken diğer çıkarlara zarar vermemeye
özen göstermiş, Amerikan ulusal çıkarları ile demokratik amaçlar çatıştığında ise ulusal
çıkarların korunmasına öncelik vermiştir. Ancak bunu yaparken demokratik değerlerin
savunucusu ve halkların demokratik taleplerinin her zaman destekçisi olduklarını
vurgulamaktan çekinmemiş, böylece hem Amerikan yumuşak gücünün artırılmasını
sağlamaya çalışmış hem de çıkarlarını korumaya çalışırken tepki çekmek istememiştir.
77 Gökhan Telatar
SON NOTLAR
 Dr., Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü, Bolu.
1 Ayrıntılı bilgi için Bkz: Fukuyama, 1999.
2 Ancak Obama bu konuda verdiği sözleri tutmamış, 31 Aralık 2011‟de tutukluluk sürelerini belirsiz bir
hale getiren bir kararı imzalamıştır. Ayrıntılı bilgi için Bkz: The Associated Press, 2011.
3 Demokrasinin yayılmasına ilişkin model oluşturma görüşü (exemplarism), ABD‟nin liberal demokratik
değerlerin ve kurumların dünya genelinde yayılmasını kendi iç siyasal ve sosyal düzeninin
mükemmelleştirilmesi ve bu şekilde dünyaya iyi bir model yaratılması yoluyla sağlaması gerektiğini
savunmaktadır. Aktivist korumacı yaklaşım (vindicationism) ise, ABD‟nin liberal demokratik değerleri
yaymak için model oluşturmanın ötesine geçerek aktif sorumluluk üstlenmesi, bu süreci gerekirse
müdahale ve kuvvet yoluyla hızlandırması gerektiğini savunmaktadır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için Bkz:
Monten, 2005: 113, 124-125.
4 Bu başlık altında sivil toplum, yönetişim, hukukun üstünlüğü ve insan hakları, siyasal rekabet olmak
üzere dört alana kaynak tahsis edilmektedir.
5 2012 yılı bütçe önerisi Kongre‟ye Ortadoğu‟daki halk ayaklanmalarından önce sunulduğu için
yukarıda belirtilen rakamlar Obama yönetiminin Arap baharından önceki politikasının ürünüdür.
(Freedom House, 2011: 4, 7, 13, 15)
6 Obama‟nın strateji hakkındaki açıklaması için Bkz: “Obama‟s Strategy for Afghanistan and Pakistan,
March 2009”, 2009.
7 Yasa için Bkz: Enhanced Partnership with Pakistan Act, 2009.
8 Bu kurumlara ve fonlara tahsis edilen kaynak hakkında bilgi için Bkz: McInerney, 2009: 9-17;
McInerney, 2010: 10-19; McInerney, 2011: 7-13.
9 Obama yönetimi MEPI için ayrılan kaynakta %72 oranında bir artışla 2010 yılı bütçe önerisinde 86
(Kongre tarafından tahsis edilen 65), 2011 yılı önerisinde 86 (tahsis edilen 80), 2012 yılı önerisinde ise
70 milyon dolar tahsis edilmesini istemiştir. Oysa 2004‟de 89.5 (talep edilen 145), 2005‟te 74.4 (talep
edilen 150), 2006‟da 114.2 (talep edilen 120), 2007‟de 50.8 (talep edilen 120), 2008‟de 49.6 (talep
edilen 75), 2009‟da 50 (talep edilen 87) milyon dolar tahsis edilmiş, dolayısıyla 2006 yılından itibaren
Beyaz Saray‟ın MEPI için bütçe talebi Kongre tarafından sınırlı bir şekilde karşılanmıştı. (McInerney,
2009: 9, 11; McInerney, 2010: 10-12; McInerney, 2011: 9)
10 Nitekim Karzai, yaptığı atamalarla Seçim Şikâyet Komisyonu üzerinde denetim kurmuş, böylece
sonuçlara yapılan itirazların da kendi istediği şekilde karara bağlanmasını sağlamıştır. Uluslararası
gözlemciler de bu (2010) seçimlerde yaşanan hilelerin önceki seçimlerden daha büyük olduğunu
belirtmiştir. (Bouchet, 2011: 584)
11 ABD‟nin Arap Baharı‟na hazırlıksız yakalanıp yakalanmadığı konusunda değişik iddialar ortaya
atılabilir. Ancak ayaklanmaların yaşandığı ilk ülke olan Tunus‟ta başlayan gösterilere oldukça geç ve
zayıf bir tepki vermesi, Obama yönetiminin ayaklanmaların nasıl bir seyir izleyeceğini ve ne kadar
büyük bir boyuta varacağını anlamaya çalışmasından kaynaklandığı, dolayısıyla ABD‟nin Arap
Baharı‟na hazırlıksız yakalandığı iddiasını destekleyecek önemli bir veridir.
12 Elimizde somut veriler bulunmamakla birlikte, ABD‟nin Mısır‟da asıl müttefikinin ordu olması, Mısır
ordusunun ABD‟den önemli oranda yardım alması, Obama‟nın da ordu aracılığıyla yürütülecek bir geçiş
sürecini tercih etmesi, o günden beri ordunun demokratikleşme konusunda isteksiz davranmasına
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 54-83, Şubat 2012 78
rağmen Washington‟un buna yeterince tepki vermemesi Obama yönetiminin amacının mevcut düzeni
korumak olduğu iddiasını desteklemektedir.
13 Karar için Bkz: United Nations Security Council (2011), Resolution 1973 of 17 March 2011, Adopted
by the Security Council on 17 March.
14 Arap Baharı‟nın halen devam ediyor olması nedeniyle şu aşamada elimizde yeterince somut veriler
olmadığı için bu konuda değişik iddialar ortaya atılabilir. Ancak Obama yönetiminin politikalarına
bakıldığında, ABD ile iyi ilişkilere sahip olan rejimlerin varlığını koruması için çaba sarfettiği açıkça
görülmektedir.
KAYNAKÇA
ACHAR, Gilbert (2011), “Syria: Militarization, Military Intervention and the Absence of Strategy”,
November 20, http://zcommunications.org/syria-militarization-military-intervention-and-the-absence-ofstrategy-
by-gilbert-achcar, (Erişim Tarihi: 25 Kasım 2011).
AFP (2011), “US Concerned about Reports of „Excessive Force‟ in Tunisia”, January 11,
http://www.google.com/hostednews/afp/article/ALeqM5hMyFcIQOzxFV3TeAc5SNUnJL5_nA?docId=C
NG.5dbb2ae267c48491c896d1a990fa1596.701, (Erişim Tarihi: 7 Ağustos 2011).
AKBARZADEH, Shahram (2011), “Democracy Promotion Versus Engagement with Iran”, Journal of
Contemporary Asia, Vol: 41, No: 3, August, pp.470-482.
AL JAZEERA (2011) “Bahrain Inquiry Confirms Rights Abuses”, 23 November,
http://www.aljazeera.com/news/middleeast/2011/11/20111123125645404851.html, (Erişim Tarihi: 5
Kasım 2011).
ATAÇ, C. Akça ve Bahar GÜRSEL (2005), “Amerikan Apokaliptik‟inin Dünü Bugünü”, Doğu Batı, Sayı:
32, ss.73-88.
ATLANTIC REVIEW (2007), “Barack Obama: Restoring Exemplarism in US Foreign Policy”, October
9, http://atlanticreview.org/archives/866-Barack-Obama-Restoring-Exemplarism-in-US-Foreign-
Policy.html, (Erişim Tarihi: 29 Mayıs 2011).
BARKER, Peter (2010), “Obama Puts His Own Mark on Foreign Policy Issues”, The New York Times,
April 13.
BAZZI, Mohamad (2011), “U.S. Silence on Tunisia Proves it Favors Stability Over Democracy in Arab
World”, January 23, http://www.post-gazette.com/pg/11023/1119812-82.stm?cmpid=news.xml, (Erişim
Tarihi: 7 Ağustos 2011).
BBC (2011), “Bahrain: Sunni Leaders Begin Talks with Shia Groups”, 2 July
http://www.bbc.co.uk/news/world-middle-east-13999741, (Erişim Tarihi: 5 Kasım 2011).
BEALE, Jonathan (2009), “Obama‟s Cautious Reaction to Iran”, BBC News, 16 June,
http://news.bbc.co.uk/2/hi/8102061.stm, (Erişim Tarihi: 4 Ağustos 2011).
BIRNBAUM, Ben, “Obama Administration to Bahrain: Respect Protesters”, The Washington Times,
February 16, 2011.
BOUCEK, Christopher (2011-a), “Yemen After Saleh‟s Return and Awlaki‟s Exit”, October 27,
http://www.carnegieendowment.org/2011/10/27/yemen-after-saleh-s-return-and-awlaki-s-exit/68im,
(Erişim Tarihi: 29 Kasım 2011).
79 Gökhan Telatar
----------------------------------(2011-b), “Yemen in Crisis”, The National Interest, July 6, 2011,
http://www.carnegieendowment.org/2011/07/06/yemen-in-crisis/2rfo, (Erişim Tarihi: 29 Kasım 2011).
BOUCHET, Nicholas (2010), “Barack Obama‟s Democracy Promotion after One Year”, February 25,
http://www.e-ir.info/?p=3300, (Erişim Tarihi: 29 Mayıs 2011).
------------------------------ (2011), “Barack Obama‟s Democracy Promotion at Midterm”, The International
Journal of Human Rights, Vol: 15, No: 4, May, pp.572-588.
CAROTHERS, Thomas (2009), “Democracy Promotion Under Obama: Finding a Way Forward”,
Cranegie Endowment for International Peace Policy Brief, No: 77, February.
CLINTON, Hillary Rodham (2009-a), “Nomination Hearing to be Secretary of State”, January 13,
http://www.state.gov/secretary/rm/2009a/01/115196.htm, (Erişim Tarihi: 29 Mayıs 2011).
---------------------------------------- (2009-b), “Remarks on the Human Rights Agenda for the 21st Century”,
Washington, DC: Georgetown University, December 14,
http://www.state.gov/secretary/rm/2009a/12/133544.htm, (Erişim Tarihi: 29 Mayıs 2011).
--------------------------------------- (2011), “Holding the Qadhafi Government Accountable”, February 26,
2011, http://www.state.gov/secretary/rm/2011/02/157187.htm, (Erişim Tarihi: 7 Ağustos 2011).
CNN TÜRK (2011), “Libya‟da Komuta Yarın NATO‟da”, 29 Mart,
http://www.cnnturk.com/2011/dunya/03/29/libyada.komuta.yarin.natoda/611439.0/, (Erişim Tarihi: 7
Ağustos 2011).
COOPER, Helene (2011), “U.S. Is Quietly Getting Ready for Syria Without Assad”, The New York
Times, September 19, http://www.nytimes.com/2011/09/20/world/middleeast/us-is-quietly-gettingready-
for-a-syria-without-an-assad.html?pagewanted=all, (Erişim Tarihi: 31 Ekim 2011).
DE ALWIS, Anthony (2011), “U.S. Stands to Gain Much from Intervention in Syria”, November 21,
http://www.highlandernews.org/opinions/u-s-stands-to-gain-much-from-intervention-in-syria-
1.2713365, (Erişim Tarihi: 25 Kasım 2011).
DREAZEN, Yochi J. and Siobhan Gorman (2008), “Scrowcroft Protégés on Obama‟s Radar”,
November 24, http://online.wsj.com/article/SB122747548224451435.html, (Erişim Tarihi: 28 Ekim
2011).
“ENHANCED PARTNERSHİP WİTH PAKİSTAN ACT” (2009), http://frwebgate.access.gpo.gov/cgibin/
getdoc.cgi?dbname=110_cong_bills&docid=f:s3263rs.txt.pdf, (Erişim Tarihi: 13 Haziran 2011).
FAKEEH, Raed (2011), “American Policies: Debating National Interests”, Perspectives: Political
Analysis and Commentary from the Middle East, 2 May, pp.262-268.
FILKINS, Dexter (2011), “Letter from Yemen: After the Uprising”, The New Yorker, April 11,
http://www.newyorker.com/reporting/2011/04/11/110411fa_fact_filkins, (Erişim Tarihi: 29 Kasım 2011).
FOX NEWS (2011), “Violence in Bahrain Provides U.S. with Latest Foreign Policy Challenge”, March
16, http://www.foxnews.com/politics/2011/03/16/violence-bahrain-provides-latest-foreign-policychallenge/,
(Erişim Tarihi: 5 Kasım 2011).
FREEDOM HOUSE (2009), Making Its Mark: An Analysis of the Obama Administration FY2010
Budget Request for Democracy and Human Rights, Washington, D.C.: Freedom House, July 1.
---------------------- (2010), Investing in Freedom: An Analysis of the Obama Administration FY2010
Budget Request for Democracy and Human Rights, Washington, D.C.: Freedom House, April.
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 54-83, Şubat 2012 80
--------------------- (2011), Investing in Freedom: Analysing the FY2012 International Affairs Budget
Request, Washington, D.C.: Freedom House, May.
FUKUYAMA, Francis (1999), Tarihin Sonu ve Son İnsan, çev. Zülfü Dicleli, 2. Baskı, İstanbul: Gün
Yayınları.
GLEN, Patrick J. (2011), “Democracy Promotion in the Obama Administration: An Opportunity to
Match Action to Rethoric”, Georgetown Public Law and Legal Theory Research Paper, No: 10-31.
HADAR, Leon T. (2009), “President Obama: A Realist Interventionist?”, January 29,
http://www.cato.org/pub_display.php?pub_id=9925, (Erişim Tarihi: 28 Ekim 2011).
KATULIS, Brian (2009), Democracy Promotion in the Middle East and the Obama Administration, A
Century Foundation Report, New York, http://tcf.org/publications/pdfs/pb681/Katulis.pdf, (Erişim Tarihi:
29 Mayıs 2011).
KATZMAN, Kenneth (2011), Bahrain: Reform, Security, and U.S. Policy, Washington: Congressional
Research Service Report, October 6.
LAPPIN, Richard (2010), “Obama and Democracy Assistance: Challenges and Responses”, February
1, http://www.carnegiecouncil.org/resources/ethics_online/0042.html, (Erişim Tarihi: 29 Mayıs 2011).
LINDSAY, James M. (2011), “George W. Bush, Barack Obama and the Future of US Global
Leadership”, International Affairs, Vol: 87, No: 4, pp.765-779.
LYNCH, Marc (2010), “America and Egypt After the Uprisings”, Survival, Vol: 53, No: 2, April-May,
pp.31-42.
McCARTNEY, Paul T. (2004), “American Nationalism and U.S. Foreign Policy from September 11 to
the Iraq War”, Political Science Quarterly, Vol: 119, No: 3, pp.399-423.
McINERNEY, Stephen (2009), The Federal Budget and Appropriations for Fiscal Year 2010:
Democracy, Governance and Human Rights in the Middle East, The Project on Middle East
Democracy, July.
---------------------------- (2010), The Federal Budget and Appropriations for Fiscal Year 2011:
Democracy, Governance and Human Rights in the Middle East, The Project on Middle East
Democracy, April.
------------------------- (2011), The Federal Budget and Appropriations for Fiscal Year 2012: Democracy,
Governance and Human Rights in the Middle East, The Project on Middle East Democracy, July.
MERK, Frederick (1966), Manifest Destiny and the Mission in American History, New York: Vintage
Books, pp.263-264.
MILLER, Aaron David (2011-a), “Obama‟s Conflicting Policies on Syria”, April 26,
http://www.politico.com/news/stories/0411/53758.html, (Erişim Tarihi: 5 Kasım 2011).
-------------------------------------- (2011-b), “Do Not Attack Syria”, The New York Times, November 18,
http://www.nytimes.com/2011/11/19/opinion/do-not-attack-syria.html, (Erişim Tarihi: 25 Kasım 2011).
MONTEN, Jonathan (2005), “The Roots of the Bush Doctrine: Power, Nationalism, and Democracy
Promotion in U.S. Strategy”, International Security, Vol: 29, No: 4, Spring 2005, pp.112-156.
MOSS, Todd J. (1995), “US Policy and Democratization in Africa: Limits of Liberal Universalism”, The
Journal of Modern African Studies, Vol: 33, No: 2, June, pp.189-209.
81 Gökhan Telatar
MURAVCHIK, Joshua (2009), “The Abandonment of Democracy”, Commentary, July 2009,
http://www.commentarymagazine.com/article/the-abandonment-of-democracy/ , (Erişim Tarihi: 29
Mayıs 2011).
NAU, Henry R. (2010), “Obama‟s Foreign Policy: The Swing Away From Bush - How Far to Go?”,
Hoover Institution Policy Review, No: 160, April 1, http://www.hoover.org/publications/policyreview/
article/5287, (Erişim Tarihi: 26 Aralık 2010).
NEVINS, Allan ve Henry Steele Commager (2005), ABD Tarihi, çev. Halil İnalcık, 2. Baskı, Ankara:
Doğu Batı Yayınları.
NEWS ONE (2011), “Yemen President of 33 Years Quits Amid Uprising”, November 23,
http://newsone.com/world/associatedpress1/yemen-president-of-33-years-quits-amid-uprising/, (Erişim
Tarihi: 29 Kasım 2011).
NORTH, Andrew (2011), “What‟s the Difference between Libya and Yemen or Bahrain?”, 19 March,
http://www.bbc.co.uk/news/world-us-canada-12792637, (Erişim Tarihi: 7 Ağustos 2011).
NORTH AMERİCAN CONGRESS ON LATİN AMERİCA (2010), “„A New Chapter of Engagement‟:
Obama and the Honduran Coup”, NACLA Report on the Americas, January/February, pp.15-37.
THE NEW YORK TİMES (2009), “Obama‟s Speech in Cairo”, June 4,
http://www.nytimes.com/2009/06/04/us/politics/04obama.text.html, (Erişim Tarihi: 2 Şubat 2011).
“OBAMA‟S STRATEGY FOR AFGHANİSTAN AND PAKİSTAN, MARCH 2009” (2009), March 27,
http://www.cfr.org/pakistan/obamas-strategy-afghanistan-pakistan-march-2009/p18952, (Erişim Tarihi:
16 Haziran 2011).
OBAMA, Barack (2007), “Renewing American Leadership”, Foreign Affairs, Vol: 86, No: 4,
July/August, http://www.attiaspace.com/Assignments/obama.pdf, (Erişim Tarihi: 26 Aralık 2010).
-------------------- (2009-a), “Remarks by the President at the Acceptance of the Nobel Peace Prize”
Oslo: December 10, http://www.whitehouse.gov/the-press-office/remarks-president-acceptance-nobelpeace-
prize, (Erişim Tarihi: 29 Mayıs 2011).
-------------------- (2009-b), “Remarks by the President to the United Nations General Assembly”, New
York: UN Headquarters, September 23, http://www.whitehouse.gov/the_press_office/Remarks-by-the-
President-to-the-United-Nations-General-Assembly/, (Erişim Tarihi: 29 Mayıs 2011).
PEREZ, Ana C. (2009), “Obama‟s Response to Honduran Election Disappoints”, December 4,
http://www.winnipegfreepress.com/opinion/westview/obamas-response-to-honduran-electiondisappoints-
78501817.html, (Erişim Tarihi: 6 Ağustos 2011).
PETRAS, James (2011), “Washington Faces the Arab Revolts: Sacrificing Dictators to Save the State”,
Journal of Contemporary Asia, Vol: 41, No: 3, August, pp.483-490.
POPPE, Annika E. (2010), “Whither to, Obama? U.S. Democracy Promotion after the Cold War”,
Peace Research Institute Frankfurt Report, No: 96, 2010.
REİFER, Tom (2011), “The „Arab 1848‟: Reflections on US Policy & the Power of Nonviolence”,
February 23, http://www.tni.org/article/%E2%80%9Carab-1848%E2%80%9D-reflections-us-policypower-
nonviolence, (Erişim Tarihi: 7 Ağustos 2011).
SCHMITT, Bernadotte E. (1959), “The First World War, 1914-1918”, Proceedings of the American
Philosophical Society, Vol: 103, No: 3, June 15, pp.321-331.
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 54-83, Şubat 2012 82
SHARP, Travis (2009), “U.S. Foreign Policy Toward Iran in Obama Era”, ISPI Policy Brief, No: 145,
June.
SHARQIEH, Ibrahim (2011), “Yemen Needs Action, Not Just Talk”, October 7,
http://www.brookings.edu/opinions/2011/1007_yemen_sharqieh.aspx, (Erişim Tarihi: 29 Kasım 2011).
“SILENCE TO SYRIAN UNREST” (2011), The Layalina Review, Vol: II, No: 10, May 6-May 19,
http://www.layalina.tv/Publications/Review/PR_VII.10/article8.html, (Erişim Tarihi: 5 Kasım 2011).
SINGH, Michael (2011), “The U.S. Approach to Promoting Democracy in the Middle East”, Paper
Presented at a Conference Organized by Euro-Mediterranean Foundation of Support to Human Rights
Defenders: Democratic Change in the Arab Region: State Policy and the Dynamics of the Civil Society,
April 2-3, Brussels, http://www.washingtoninstitute.org/html/pdf/Singh20110403Brussels.pdf, (Erişim
Tarihi: 29 Mayıs 2011).
SMITH, Lee (2011), “Middle Eastern Upheavals: Weakening Washington‟s Middle East Influence”,
Middle East Quarterly, Vol: 18, No: 3, Summer, pp.3-10.
SOLOMON, Jay and SPIEGEL, Peter (2009), “Obama Says Iran Must Pick Its Own Leaders”, June 16,
http://online.wsj.com/article/SB124510480449716609.html, (Erişim Tarihi: 4 Ağustos 2011).
STUSTER, John Dana (2011), “What Can the U.S. Really Do for Yemen?”, September 27,
http://www.cnas.org/node/7050, (Erişim Tarihi: 29 Kasım 2011).
THE ASSOCIATED PRESS (2011), “Obama Signs Defense Bill, With 'Reservations'”, December 31,
http://www.npr.org/2011/12/31/144524058/obama-signs-defense-bill-with-reservations, (Erişim Tarihi:
17 Ocak 2012).
THE ATLANTIC (2011), “After Tunisia: Obama‟s Impossible Dilemma in Egypt”, January 25,
http://www.theatlantic.com/international/archive/2011/01/after-tunisia-obamas-impossible-dilemma-inegypt/
70123/, (Erişim Tarihi: 7 Ağustos 2011).
THE TELEGRAPH (2011), “Syria: Bashar Al-Assad „Increasingly Isolated‟, Says US”, November 15,
http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/middleeast/syria/8890422/Syria-Bashar-al-Assadincreasingly-
isolated-says-US.html, (Erişim Tarihi: 25 Kasım 2011).
THE WHITE HOUSE (2009), “Remarks of President Barack Obama – As Prepared for Delivery
Responsibly Ending the War in Iraq”, Camp Lejeune, North Carolina, Friday, February 27,
http://www.whitehouse.gov/the_press_office/Remarks-of-President-Barack-Obama-Responsibly-
Ending-the-War-in-Iraq/, (Erişim Tarihi: 2 Şubat 2011).
----------------------------- (2010-a), National Security Strategy, Washington D.C., May.
------------------------------ (2010-b), “Remarks by the President to the United Nations General Assembly”,
September 23, http://www.whitehouse.gov/the-press-office/2010/09/23/remarks-president-unitednations-
general-assembly, (Erişim Tarihi: 29 Mayıs 2011).
----------------------------- (2011-a), “President Obama Speaks on the Turmoil in Libya: „This Violence
Must Stop‟”, February 23, http://www.whitehouse.gov/blog/2011/02/23/president-obama-speaksturmoil-
libya-violence-must-stop, (Erişim Tarihi: 7 Ağustos 2011).
---------------------------- (2011-b), “Statement by the President on Events in Tunisia”, January 14,
http://www.whitehouse.gov/the-press-office/2011/01/14/statement-president-events-tunisia, (Erişim
Tarihi: 7 Ağustos 2011).
83 Gökhan Telatar
--------------------------- (2011-c), “Fact Sheet on Syrian Sanctions”, August 18, The New York Times,
http://www.nytimes.com/2011/08/19/world/middleeast/19Syria-Sanctions-Fact-
Sheet.html?pagewanted=all, (Erişim Tarihi: 31 Ekim 2011).
UNITED NATIONS SECURITY COUNCIL (2011), Resolution 1973 of 17 March 2011, Adopted by the
Security Council on 17 March.
WARRICK, Joby (2011), “Bahrain Unrest: U.S. Lobbying Effort Preceded Easing of Crackdown on
Protesters”, The Washington Post, February 20, http://www.washingtonpost.com/wpdyn/
content/article/2011/02/19/AR2011021903878.html, (Erişim Tarihi: 5 Kasım 2011).
WILSON, Scott (2009), “Uncertainty Over Election in Iran Leaves U.S. Balancing Diplomacy,
Democracy”, The Washington Post, June 15, 2009, http://www.washingtonpost.com/wpdyn/
content/article/2009/06/14/AR2009061402684.html, (Erişim Tarihi: 4 Ağustos 2011).
WEISBROT, Mark (2009), “Does the US Back the Honduran Coup?”, 1 July,
http://www.guardian.co.uk/commentisfree/cifamerica/2009/jul/01/honduras-zelaya-coup-obama,
(Erişim Tarihi: 5 Ağustos 2011).



Barack Obama'nın Dış Politikasında Demokrasinin Yayılması Misyonu
Gökhan TELATAR
Alternatif Politika, Cilt 4, Sayı 1, Şubat 2012