Cilt 4, Sayı 1, Şubat 2012
Muhittin ATAMAN & Yurdanur KUŞÇU

Suudi Arabistan'daki Siyasal ve Toplumsal Hareketlerin Gelişimini Etkileyen Faktörler

Bu çalışmada Ortadoğu’nun en önemli siyasal ve ekonomik aktörlerinden biri olan
Suudi Arabistan’daki siyasal ve toplumsal muhalefet hareketleri analiz edilmiştir. Çalışmanın
birinci bölümünde ülkedeki muhalefet hareketlerini ortaya çıkaran tarihsel arkaplan üzerinde
durulmuştur. Devletin kuruluş mücadelesi ile ulus-devletleşme ve modernleşme süreci hem
devletin resmi söyleminin hem de ülkedeki muhalefet hareketlerinin ortaya çıkmasına zemin
hazırlamıştır. Suudi Arabistan’daki siyasal ve toplumsal muhalefet hareketlerinin gelişimini
etkileyen temel faktörler çalışmanın asıl konusunu teşkil etmektedir. Bu bağlamda petrolün
bulunması ve kullanılması, pan-İslamizm ile pan-Arabizm arasındaki rekabet, İran İslam
Devrimi, Kuveyt’in işgali ve Körfez Savaşı ile 11 Eylül Saldırıları ülkedeki siyasal ve
toplumsal muhalefet hareketlerini etkileyen temel unsurlar olarak incelenmiştir. Tarihsel
sırlama ile ele alınan bu faktörler, aslında ülkenin ekonomi-politik tarihinin de bir özeti
anlamına gelmektedir. Sonuç bölümünde ise 2011 yılında yaşanan Arap Baharı’nın Suudi
Arabistan siyaseti ve toplumunu dönüştürebilecek son önemli gelişme olarak ele alınmıştır.
Bütün bölgeyi, özellikle Arap dünyasındaki dengeleri değiştiren son halk hareketinden Suudi
Arabistan’ın etkilememesi mümkün değildir. Dolayısıyla Suudi Rejimi siyasi ve toplumsal
değişimden kaçamaz.
Anahtar Kelimeler: Suudi Arabistan, Siyasal ve Toplumsal Muhalefet Hareketleri,
Vahhabilik
FACTORS INFLUENCING THE DEVELOPMENT OF POLITICAL AND
SOCIAL MOVEMENTS IN SAUDI ARABIA
ABSTRACT
This study analyzes political and social opposition movements in Saudi Arabia, one of
the most important political and economic actors in the Middle East. In the first part of the
study, historical background which is the basis of political and social opposition movements
in the country will be examined. The struggle for statehood and the processes of the nationstate
and modernization paved the way for the emergence of both the official state discourse
2 Muhittin Ataman & Yurdanur Kuşçu
and opposition movements in the country. Factors that influence the development of political
and social opposition movements in Saudi Arabia are the main subject of this study. In this
context, the discovery and the usage of oil, the competition between pan-Islamism and pan-
Arabism, the Iranian Islamic Revolution, the occupation of Kuwait and the Gulf War and
September 11 attacks are examined as the main factors influencing opposition movements in
Saudi Arabia. As a matter of fact, these factors, which are analyzed chronologically, indicate
the political and economic history of the country. The impact of the Arab Spring of 2011 on
Saudi Arabian politics and society is analyzed in the last part of the study. The last popular
movements has changed the regional balances, especially those in the Arab world, will also
influences Saudi Arabia. Therefore, the Saudi regime cannot escape from political and social
change.
Keywords: Saudi Arabia, Political and Social Opposition Movements, Wahhabism.
Giriş
Siyasal ve toplumsal muhalefet hareketlerinin herhangi bir ülkede etkili bir biçimde
var olması şartların oluşup oluşmamasına bağlıdır (McAdam ve diğerleri, 1996: 1-20).
Öncelikle, toplumsal muhalefet hareketlerinin boşlukta ortaya çıkmadıkları ve gelişmedikleri
dikkate alındığında, bir ülkedeki kurulu siyasal sistemin görece açıklığı ve/ya kapalılığı ile
devlet tarafından tanınan imkanlar ve sınırlamalar muhalefet hareketlerinin gelişip
gelişmemesini belirler (Wiktorowicz, 2004: 14). Özellikle ülkede siyasal özgürlüklerin olup
olmaması önemlidir. Başka bir faktör ise muhalefet hareketlerinin kurumsal yapısının
niteliğidir. Siyasal ve toplumsal hareketlerin sahip olduğu, kolektif resmi ve/ya gayri resmi
araçlar ve insanları harekete geçirici kurumlar bu hareketlerin etkili olmasını sağlarlar.
Üçüncü olarak, seçkinler arasında ittifakların olup olmaması oldukça önemlidir. Ortak hareket
etmeyi motive eden ve hem kendilerini hem de dünyayı (ve diğerlerini) anlamalarını sağlayan
ortak bir bakış açısı geliştirmeleri amacıyla muhalif kesimler tarafından kullanılan bilinçli
stratejik çabalar muhalefet hareketlerinin gelişmesini sağlarlar. Dördüncü olarak, devletin
baskı uygulama kapasitesi ve eğilimine sahip olup olmaması ülkedeki muhalefet
hareketlerinin gelişip gelişmemesini etkiler. Ayrıca yönetimin ekonomik performansından
duyulan memnuniyetsizlik muhalefet hareketlerinin gelişmesini hızlandırır (Oberschall, 1996:
121). Siyasal katılım kanalları bulunmamasına ve devletin ekonomik imkanlarının fazlalığına
rağmen, bu çalışmanın konusu olan Suudi Arabistan’da siyasal ve toplumsal muhalefet
hareketlerinin zaman içerisinde geliştiği görülmektedir. Çünkü muhalif kesimler arasında
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 1-26, Şubat 2012 3
yönetimin değişmesi konusunda giderek bir ortak kanaat gelişmekte ve muhalefet gruplarının
imkanları ve kullanabilecekleri araçları artmaktadır.
Suudi Arabistan, Ortadoğu’daki diğer ülkelerden farklı olarak çok uzun süren bir
kuruluş mücadelesi yürütmüştür. Önce Arabistan yarımadasındaki dini gruplara ve daha sonra
Osmanlı Devleti’ne karşı siyasal ve dinsel bir mücadeleye girişmiş, defalarca Osmanlı ve
bazen temsilcisi valilerle karşı karşıya gelmiş ve savaşmıştır. Yirminci yüzyılın başlarında ise
Hicaz merkezli Şerif Hüseyin ailesine karşı mücadele etmiş ve Osmanlı Devleti’nin
dağılmasından sonra İngilizlerin de desteğiyle Arabistan Yarımadası’nda hakimiyeti sağlamış
ve bağımsızlığını ilan etmiştir. Bugünkü Suudi yönetiminin benimsediği kuruluş ideolojisi
olan Vahhabilik, hem Vahhabi olmayan Sünnilik ve Şiilik hem de modernizm ve Batı karşıtı
bir söylem olarak tanımlanmaktadır.
Ancak bu bakış açısı yeni rejimin kendinden olmayan kesimler ve ülkelerle işbirliği
yapmaması anlamına gelmemekteydi. Tek adam ve tek aile rejimleri genellikle halkın
taleplerine önem vermek yerine iktidarlarını daha çok dış güçlerle yaptıkları ittifaklarla
korumaya mahkumdurlar. Batılı güçler, eski sömürge ülkelerinde özellikle iç meşruiyetleri
sorunlu yönetimlerin varlığını, bu ülkelerde kurulan yeni rejimlerin kendilerine
bağımlılıklarının en sağlam teminatı olarak gördüler. Netice itibariyle, monarşik ve/ya
oligarşik rejimlerin siyasal meşruiyetleri sorunlu ve dış bağımlılıkları oldukça fazlaydı.
Siyasal manada dışarıdan etkilenmeyen bir görüntü veren Suudi Arabistan da, dünyanın en
kapalı ülkelerinden biri olmasına rağmen, bölgesel ve küresel gelişmelerden ciddi bir şekilde
etkilenmektedir. Suudi Arabistan yönetimi başından itibaren, içeride Vahhabi söylemi ve
dinsel bakış açısı sayesinde, dışarıda ise Batılı devletler, özellikle İngiltere ve Amerika
Birleşik Devletleri (ABD) ile petrol ve diğer stratejik alanlarda kurduğu ekonomi-politik çıkar
birlikteliği sayesinde rejimini bugüne kadar devam ettirebilmiştir.
Suudi Arabistan’da ortaya çıkan hemen hemen bütün siyasal ve toplumsal hareketler
dinden (İslam’dan) esinlenmiş, dinden meşruiyet ve destek almaya çalışmıştır. Çünkü İslam
Suudi Arabistan’ın siyasi kültürünün merkezinde yer almaktadır (Fandy, 1999: 22). Devletin
ve toplumun hayatını şekillendiren en önemli husus İslam’dır. Bundan dolayı Suudi siyasal
hareketlerinden bahsederken, çeşitliliğin ortak bir kültür içinde çeşitlilik olduğunu hatırdan
çıkarmamak gerekmektedir. Ülkenin kuruluşundan bu yana Vahhabilik en önemli dini akım
olmuştur. Bunun dışında farklı Sünni gruplar yanında ülkenin yaklaşık %10-15’ini oluşturan
Şiiler arasında da farklı hareketler ortaya çıkmıştır.
Yukarıdaki varsayımlardan hareket eden bu çalışma, Suudi Arabistan devlet
kimliğinin ve ülkedeki siyasal hareketlerin gelişimini etkileyen, dolayısıyla ülkenin tarihsel
4 Muhittin Ataman & Yurdanur Kuşçu
süreçte en çok etkilendiği faktörlerin tarihsel bir analizini yapmayı amaçlamaktadır. Ülkenin
devlet kimliği ve ülkedeki siyasal ve toplumsal hareketlerin tarihsel gelişimi, değişimi ve
bugünkü durumunu etkileyen ve belirleyen faktörlerin Suudi iç siyaseti ve ulusal siyasi ve
toplumsal gelişmeleri nasıl etkilediği ele alınacaktır. Aşağıda Suudi Arabistan tarihini
şekillendiren en önemli unsurlar olarak dikkat çeken siyasal gelişmeler ve olaylar ortaya çıkış
tarihine göre ele alınacaktır.
Tarihsel Arka plan
Suudi Arabistan’daki siyasal ve toplumsal muhalefet hareketlerinin gelişiminin
sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için öncelikle ülkedeki muhalefet hareketlerini ortaya
çıkaran tarihsel arka plan analiz edilmelidir. Bu amaçla bu bölümde, önce devletin kuruluş
süreci ve mücadelesi, daha sonra da ülkedeki modernleşme ve ulus-devletleşme süreçleri
üzerinde durulacaktır.
Suudi Arabistan Devletinin Kuruluş Mücadelesi
Bugünkü ismi ile resmi kuruluş tarihi 1932 olan ve birkaç devletleşme aşamasından
geçen Suudi Arabistan’ın bir devlet olarak var olma mücadelesi 18. yüzyıla dayanmaktadır.
Ülkenin kuruluş süreci 18. yüzyılda ortaya çıkan Vahhabiliğin gelişimi ile ortak bir tarihi
paylaşmaktadır. 18. yüzyılda Arap Yarımadasında yayılmaya başlayan, temeli İbni
Teymiyye’nin fikirlerine dayanan ve Muhammed bin Abdülvahhab tarafından kurulan
Vahhabilik1, İslam’a sonradan eklenen her türlü düşünce ve uygulama olarak tanımlanan
bidatleri reddetmiş ve “modernleşmeyi” “yozlaşma” olarak kabul etmiştir. Bu doğrultuda
Vahhabilik, kendi fikirlerine aykırı olarak değerlendirdiği; Vahhabi olmayan Sünni
mezhepleri, Şiiliği ve diğer dinleri hedef almış, bunlara karşı mücadeleyi bidatlere, yani
Peygamber’den sonra dine sonradan yapılan eklemelere, karşı mücadele olarak görmüş ve
aslında bu mücadelenin kendilerine dini bir vecibe olduğunu iddia etmişlerdir (Ebu Zehra,
2004: 221).
Temel olarak bu düşünceler etrafında şekillendirdiği düşüncesini yaymaya çalışan
Abdülvahhab, bu aşamada siyasi desteğe ihtiyaç duymuş ve aradığı desteği 1744’de Suud
Ailesinin lideri Muhammed bin Suud ile gerçekleştirdiği ittifakla elde etmiştir. Bu tarihten
sonra biri dini, diğeri de siyasi iki lider ve iki aile (Suud ve Şeyh aileleri) arasındaki ittifak,
Vahhabi öğretilerine göre bir devlet kurmayı amaçlamıştır. Siyasi-askeri ve ideolojik bir
yayılma başlatan ittifak, bölgedeki güç boşluğunun da etkisiyle amaçlarına ulaşma noktasında
önemli ve etkili bir gelişim kaydetmiştir. Suud/Vahhabi ittifakı “davet” ve “cihada” dayanan
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 1-26, Şubat 2012 5
mücadelelerle bölgedeki nüfuzunu arttırmış (Al-Rasheed, 2002: 21) ve aynı zamanda cihad
adı altında yapılan mücadelenin bir getirisi olarak, kabilelerden zekat adı altında para
toplayarak iktisadi olarak da güçlenmiştir (Metz, 1992).
İbni Suud’un 1765 yılında ölümünden sonra oğlu Abdülaziz (1765-1803) iki aile
arasındaki ittifakı devam ettirmiş ve 1792’de Riyad, Qasim, Kharj’da etkinlik sağlamıştır (Al-
Rasheed, 2002: 21). Hicaz, Ahsa ve Irak üzerinde de etkili olmaya çalışan Suudi/Vahhabi
liderliği 18. yüzyılın sonlarında Ahsa ve Katif’i ele geçirmiştir. Bu dönemde Bağdat
vilayetinin yönetiminde bulunan Süleyman Paşa Suud/Vahhabi emirliğini ortadan kaldırmak
için 1799’da bir harekat düzenlemiş ancak başarılı olamayınca Abdülaziz’le 6 yıllık bir
ateşkes imzalamıştır (Ayhan, 2011: 11).
19. yüzyıl boyunca Arap Yarımadası’nın diğer bölgelerinde hakim olan Reşidiler,
Şerif Ailesi ve müttefik aşiretleri ve Osmanlı kuvvetleri ile çatışan Suudi/Vahhabi emirliği,
bölgenin denetimini elinde tutan Osmanlı’nın hakimiyetini tehlikeye sokmuştur. Bağdat valisi
Süleyman Paşa ile yapılan 6 yıllık ateşkese rağmen Suudi/Vahhabi liderliği Şiilerle
aralarındaki siyasi ve dini sorunlar nedeniyle 1801’de Kerbela’da Şiilere yönelik bir saldırı
düzenlemiş ve bu saldırıda yaklaşık üç bin Şii öldürülmüştür. Bu olayın ardından 1803’de
Abdülaziz Diriyye kentindeki bir camide bir Şii tarafından öldürülmüştür (Al-Rasheed, 2002:
22). Abdülaziz’in ölümünden sonra yerine geçen oğlu Suud b. Abdülaziz döneminde Taif
şehri ele geçirilmiş, 1803’de Mekke, 1804’de ise Medine işgal edilmiştir. Bu yayılma ile
birçok kabilenin kendilerine katılımı da sağlanmıştır (Al-Rasheed, 2002: 22).
Suudi/Vahhabi liderliğinin Hicaz bölgesini işgal etmesi, Osmanlı Devleti’ni harekete
geçirmiş ve işgali sonlandırmak için o dönemin önemli ve güçlü isimlerinden Mısır Valisi
Mehmet Ali Paşa’ya işgali sonlandırma görevi verilmiştir. Mehmet Ali Paşa, oğlu Ahmet
Torun Paşa komutasındaki birlikleri Hicaz’a göndermiştir. Bunun üzerine Necd bölgesine
çekilen Suudi/Vahhabi emirliği, Mehmet Ali Paşanın diğer oğlu İbrahim Paşa ile burada
1818’e kadar mücadele etmiştir (Al-Rasheed, 2002: 23). Mücadeleyi kaybeden
Suudi/Vahhabi ittifakının o dönemdeki emiri Abdullah b. Suud önce Mısır’da hapsedilmiş
ardından İstanbul’a götürülüp idam edilmiştir (Kurşun, 2011). Böylece Suudi/Vahhabi
ittifakının bu ilk “devletleşme” süreci son bulmuştur.
1818 tarihi itibariyle ittifak siyasi ve askeri gücünü kaybetse de Vahhabi düşüncesi
etkisini yitirmemiştir. Faysal b. Türki özellikle 1840’lardan sonra Osmanlı ile kurduğu
ilişkiler sonucunda ittifakın yeniden toparlanmasına zemin hazırlamıştır. Cidde vilayetine
yıllık vergi ödemesi ve Necd camilerinde Osmanlı padişahı adına hutbe okutması karşılığında
1848 yılında Necd kaymakamı unvanını alan Faysal b. Türki hem Vahhabi öğretisini kabileler
6 Muhittin Ataman & Yurdanur Kuşçu
arsında yaymayı başarmış hem de etki alanını Basra körfezine kadar genişletmiştir. Faysal b.
Türki’nin 1865 yılında ölümünün ardından oğulları arasında yaşanan mücadelede Osmanlı,
desteklediği Abdullah b. Faysal’a Necd kaymakamlığını vermiştir. Bu dönemde Osmanlının,
Reşidilerin emiri Muhammed b. Reşid’i de Cebel-Şamar fahri kaymakamı olarak tayin etmesi
iki taraf arasındaki rekabeti daha da artırmış ve yaşanan Reşidi-Suudi mücadelesi sonrasında
Suudiler 1891 yılında bölgedeki etkinliğini kaybetmiştir. Bu olayın ardından Suudi/Vahhabi
ittifakı Abdurrahman b. Faysal’ın emirliğinde, Reşidi ailesi ile sorun yaşayan Kuveyt’e
yerleşmiş ve böylece ikinci “devletleşme” süreci de sona ermiştir (McHale, 1980: 625).
Suudilerin bölgede sık sık karşı karşıya geldiği Reşidilerin Kuveyt’i işgal niyetinde
olması sonucunda Abdurrahman b. Faysal’ın oğlu Abdülaziz (1876-1953) bu dönemde,
Reşidilere karşı mücadele eden Kuveyt güçlerinin yanında yer almıştır. 20. yüzyıla
gelindiğinde Osmanlı’nın gücünün giderek zayıflamasının da etkisiyle Suudi/Vahhabi ittifakı
bölgedeki etkisini arttırmaya başlamıştır. Modern Suudi Arabistan devletinin oluşumunun
başlangıcı olarak kabul edilen 1902’deki Reşidiler ile mücadelenin ardından Suudi/Vahhabi
liderliği Riyad’ı ve ardından 1902 ve 1932 yılları arasındaki mücadelelerle de el-Ahsa, Asir
ve Hicaz’ı ele geçirerek Arabistan Yarımadası’nda hakimiyetini kurmuştur (Anderson ve
diğerleri, 1998: 77).
Netice itibariyle, 18. yüzyılın ortalarından 1932 yılına kadar süren Suudi Arabistan’ın
devletleşme sürecinde birkaç faktörün önemli roller oynadığı anlaşılmaktadır. Bunlardan ilki
ve en önemlisi 1744’te iki yerel lider ve iki aile arasında gerçekleştirilen ittifaktır. Bu itt ifak
ile Suudi Arabistan, mücadelesinde hem “din” gibi önemli bir birleştirici aracın desteğini
sağlamış hem de reformist2 bir Sünni düşünceyi temsil eden Vahhabiliğin (Vahhabilerin)
yayılma arzusundan yararlanmıştır. İkinci bir faktör olarak Osmanlı Devleti’nin bu süreçte
zayıflamış olması Suudi/Vahhabi ittifakının etkinlik mücadelesi verdiği bölgede bir güç
boşluğuna sebep olmuş ve bu durum ittifakın siyasi ve dini olarak yayılmasını
kolaylaştırmıştır. Üçüncü faktör ise bölgedeki İngiliz-Osmanlı rekabetidir. Özellikle Birinci
Dünya Savaşı sürecinde bölgede söz sahibi olmak isteyen İngilizlerin, Osmanlı’ya karşı hem
siyasi/askeri hem de dini söylem olarak meydan okuyan Suudi/Vahhabi liderliğine destek
vermesi Suudi/Vahhabi ittifakının işini kolaylaştırmıştır.
Ulus-Devletleşme ve Modernleşme Süreci
Ulus-devlet fikri 19. yüzyılda Avrupa kıtasını, 20. yüzyılda ise Avrupa-dışı dünyayı,
özellikle Osmanlı toprakları olan Yakın Doğu’yu etkilemiştir. Avrupa’nın yanı başındaki
ötekisi Osmanlı Devleti’nin bir parçası olan Suudi Arabistan da bu fikirden etkilenen AvrupaAlternatif
Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 1-26, Şubat 2012 7
dışı devletlerden biri olmuştur. Her ne kadar Batı’da olduğu gibi seküler milliyetçi bir
söylemden hareket etmeseler de 1902 yılında Riyad’ın ele geçirilmesinin ardından başlayan
modern Suudi Arabistan’ın kuruluş süreci merkezi bir devletle sonuçlanmıştır.
Ulus-Devletleşme sürecinde devletin kurucusu Abdülaziz bin Suud yönetimindeki
Suudi Arabistan üç farklı araç kullanmıştır:
i) İdeolojik Konsolidasyon: Bunlardan ilki ve en önemlisi Vahhabiliğin baskıya ve
şiddete dayalı yayılmacılığının sonucunda bölgedeki farklı unsurların ortak bir din/ideoloji
etrafında birleştirilmesi sürecidir. Arabistan Yarımadası coğrafi özellikleri, toplumları ve
kabileleri birbirinden ayıran yapısı, itibariyle parçalı bir siyasal, kültürel ve toplumsal
yapıdaydı. Ulus-devletleşme süreciyle birlikte Suudi Arabistan, Arabistan Yarımadası’ndaki
farklı dini ve siyasi düşüncelere sahip kabileleri tek bir yönetim ve tek bir dini söylem
etrafında birleştirmeyi başarmıştır. Devletin meşruiyet kaynağı teke indirgenerek yönetimin
farklı kabileler üzerinde otoritesini kurması mümkün olmuştur. Dini ve ideolojik
konsolidasyon sayesinde devletin ve siyasal otoritenin bütünlüğü de sağlanmış oldu.
ii) İhvan Teşkilatı ve Askeri Konsolidasyon: Yönetimin dini kanadı tarafından
desteklenen ilk politika ulus-devletleşme sürecinde ikinci bir araç olarak kullanılan İhvan
Teşkilatı’nın3 ortaya çıkmasını da sağlamıştır. Kuruluş sürecinde Abdülaziz, göçebe unsurları
yerleşik hayata geçirmek için 1912 yılında Hujar (Hicra) denilen yerleşim alanları kurmuştur.
Peygamber döneminde 622’de Mekke’den Medine’ye gerçekleştirilen Hicret duygusu ile
kurulan bu alanlara yerleştirilen Bedevilere Vahhabi öğretileri benimsetilmiştir (Kostiner,
1985: 298). Bu Bedeviler aynı zamanda yönetimin askeri kanadını oluşturacak olan ve
Abdülaziz tarafından merkezi bir hükümet kurma aşamasında yayılmacı eğilimlerinden
yararlanılan İhvan’ın temelini oluşturmuştur. Suudi yönetimi bu süreçte İhvan
örgütlenmesinden hem askeri hem de ideolojik olarak destek almıştır. Abdülaziz, askeri
harekatlar, dini söylem ve baskıların yanı sıra evliliği de Krallığını genişletme ve birleştirme
noktasında kullanmış ve evlilikler yoluyla da bu süreçte kan bağı ile aşiret desteğini
sağlamayı amaçlamıştır (McHale, 1980: 627). Böylece otoritelerle araları iyi olmayan ve
bağımsızlıkların oldukça düşkün olan kabileler zapturapt altına alınmışlardır.
iii) Dünya ile Bütünleşme Çabaları: Üçüncü araç ise Suudi Arabistan’da yaşanan ulusdevletleşme
sürecinin ardından dünya ile bütünleşme çabaları oldu. Ancak bu çabalar aynı
zamanda ülkedeki geleneksel Vahhabi söylem ile siyasal iktidar arasında bir çelişkiyi de
8 Muhittin Ataman & Yurdanur Kuşçu
ortaya çıkarmıştır. İbni Suud döneminde ülkenin modernleşme ve ulus-devletleşme çabaları
sırasında bölgedeki Vahhabi olmayan unsurlar ile ilişkiye geçilmesi ve motorlu araçlar ve
iletişimle ilgili teknik yenilikler gibi geleneksel Vahhabi inanca ters düşen gelişmelerin
yaşanması, din ve devlet arasında çatışmaya neden olmuştur. Devletin dini kanadı olan
Vahhabi uleması bu gelişmeleri meşrulaştırmak için devreye girmek zorunda kalmıştır. Bu
dönemin ardından resmi Vahhabi söylem (uleması) daha radikal grupları ve söylemleri
dizginlemek ve devletin politikalarını meşrulaştırmakla görevlendirilmiş ve laik reformlar ve
değişikliklerin İslam’a (Vahhabi bakış açısına) uygunluğunu doğrulamaya başlamıştır (Nevo,
1998: 40).
Ülkedeki bu gelişmeler ve ulemanın bu yeni konumu geleneksel/radikal Vahhabi
öğretiler ile motive edilmiş İhvan ile yönetim arasında da sürtüşmeye neden olmuştur. İslam’a
ve Vahhabi öğretilerine göre bir devlet inşasını ve yönetimini savunan İhvan üyeleri “kafir”
komşu ülkeler ile kurulan ilişkilere, modernleşme yönünde atılan adımlara ve devlet
çıkarlarının İslami amaçlardan üstün tutulmasına karşı çıkmış ve isyan başlatmıştır (Kostiner,
1997). Bu dönemde Abdülaziz yönetimi, merkezi devlet olma aşamasında hem askeri hem de
ideolojik özelliklerinden yararlandığı İhvan örgütlenmesini, modernleşme ve farklı
mezhepleri tek bir yönetim altında birleştirme noktasına gelindiğinde, bu politikalarının
önünde bir engel olarak görmüş ve örgütü tasfiye etmek istemiştir. Bunun üzerine 1929-1930
yıllarında ortaya çıkan İhvan isyanı da yönetim tarafından bastırılmıştır. Ancak İhvan
görüşünün izleri zaman içinde kendini yeniden göstermiş ve resmi Vahhabi söylem (ulema)
ile geleneksel Vahhabiler arasındaki çelişki daha sonraki yıllarda ülke içinde çatışmaya ve
muhalefete neden olmaya devam etmiştir (Nevo, 1998: 42). İhvan isyanı ülkedeki bu iç
çelişkiyi göstermesi bakımından oldukça önemli olmuştur. İhvan İsyanının da
bastırılmasından sonra devletleşme sürecini tamamlayan Suudi Arabistan’da siyasal istikrar
kazanıldıktan sonra da zaman zaman, son zamanlarda sayıları giderek artan, siyasal ve
toplumsal muhalefet hareketleri ortaya çıkmıştır. Bir sonraki bölümde bu hareketlerin ortaya
çıkmasına zemin hazırlayan gelişmeler üzerinde durulacaktır.
Suudi Arabistan’daki Siyasal ve Toplumsal Hareketlerin Gelişimini Etkileyen
Faktörler
Bu bölümde makalenin asıl konusu olan Suudi Arabistan’daki siyasal ve toplumsal
muhalefet hareketlerinin gelişimini etkileyen temel faktörler üzerinde durulacaktır. Devletin
kuruluşundan sonraki en önemli faktör ülkede petrolün bulunması ve kullanılması oldu. İkinci
Dünya Savaşı’ndan sonra ise pan-İslamizm-pan-Arabizm rekabeti, İran İslam Devrimi,
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 1-26, Şubat 2012 9
Körfez Savaşı ve 11 Eylül Saldırıları ülkedeki muhalefet hareketlerini etkileyen en önemli
gelişmeler olarak dikkat çekti. Aşağıda bu faktörlerin ayrıntılı bir analizi yapılacaktır.
Petrolün Bulunması ve Kullanılması
Suudi Arabistan’daki siyasal hareketlerin gelişimini etkileyen üçüncü önemli dış
faktör, petrolün bulunması ve kullanılması sürecidir. Ülkede 1938’de petrolün bulunmasından
sonra ülkeye gelen Batılı şirketlerin ve ülke dışından getirilen işçilerin ülkeye geliş süreci,
Suudi Arabistan’da ekonomik, siyasi ve sosyal birçok gelişmeye neden olmuştur. Hiç değilse
petrolün yol açtığı zenginlik Suudi Arabistan’ın bütünlüğünün devamını sağladı. Petrol
gelirleri başarılı bir şekilde, bağımsız yaşamaya alışkın ve kontrol edilmeleri sorunlu olan
Bedevi kabilelerini bir arada tutmada kullanıldı (Anderson ve diğerleri, 1998: 77). Kullanım
alanının ve stratejik değerinin giderek artması üzerine küresel güçlerin en önemli hedefleri
arasına giren petrolün dolaylı etkileri olarak ülke siyasetini derinden etkileyen bu gelişmeler,
toplumsal ve siyasal muhalefet hareketlerinin gelişimini etkileyen sonuçlar da ortaya
çıkarmıştır.
i) Emek Odaklı Muhalefetin Ortaya Çıkması: Bu gelişmelerden ilki, petrolün
bulunmasıyla birlikte bu sektörde çalışacak olan işçilere ihtiyaç duyulması sonucunda ülkeye
diğer Arap ülkelerinden ve Arap ve/ya Müslüman olmayan çok sayıda işçinin gelmesidir.
Farklı değerler ve farklı bakış açılarıyla ülkeye gelen bu işçiler kentli Suudiler üzerinde etkili
olmuş ve Suudi Arabistan’da yeni bir muhalefet türü ortaya çıkarmıştır. Örneğin,
ARAMCO’da çalışan Suudi işçiler, diğerlerinden etkilenerek ve yeni düşüncelerin etkisiyle
iki defa greve gitmiştir. İlk olarak 1953’te göçmen işçilerin önderliğindeki Suudi işçiler daha
iyi yaşam koşulları ve zam talepleriyle greve gitmiştir. Ayrıca teknisyenlerin daha iyi yaşam
koşullarına sahip olması bu işçiler arasında ABD’li yöneticilere yönelik bir kızgınlığa da
sebep olmuştur. 1956’daki ikinci grevde işçiler ABD’ye kiralanmış olan Dahran Hava
Üssü’nün kira yenilemesi ile ilgili olarak görüşmeler sırasında yönetime karşı tepki
göstermiştir (Nehme, 1994: 932).
1953 grevi sonrasında Suudi işçiler, kabile bağları dışında siyasi olarak onları bir
araya getiren ilk organize hareket olarak işçi komitelerini kurmuştur. Ayrıca bu komitelerin
dışında daha iyi yaşam koşulları talep eden ve seküler düşünceler etrafında birleşen farklı
siyasi örgütler ortaya çıkmıştır. Bu hareketlere karşılık olarak Suudi yönet imi Kraliyet
Soruşturma Komitesi kurmuş ve Suudi işçiler için hapis cezası ve yabancı işçiler için de sınır
dışı etme gibi yaptırımlarla tüm grevleri yasaklamıştır. Bu yaptırımların bir sonucu olarak
10 Muhittin Ataman & Yurdanur Kuşçu
1953 grevi sonrası ortaya çıkan işçi komiteleri ve siyasi örgütlenmeler yer altına inmiştir
(Nehme, 1994: 933). Ülkeye giren bu yeni düşünce akımları siyasi iktidarın baskılarıyla yer
altına itilmiş olsa da bir anlamda ARAMCO, komşu ülkelerden gelen solcu ve milliyetçi
ideolojilere sahip Araplara ev sahipliği yaparak istemeden de olsa ülkedeki laik siyasallaşma
noktasında önemli bir rol oynamıştır (Lacroix, 2010). Bu dönemde ortaya çıkan seküler
düşünceler 1960’lı yıllarda Prens Talal öncülüğünde başlayan ve genç prensler arasında
yayılan muhalefetin de temelini oluşturmuştur. 1960’lı yıllarda bölgedeki seküler
düşüncelerin de katkı sağladığı bu muhalif harekette Prens Talal ve onu destekleyenler, Kralın
keyfi davranışlar sergilemesini eleştirmiş, liberal ve anayasal monarşi talep etmişlerdir
(Kostiner, 1997).
ii) İdeoloji-Aksiyoloji Çelişkisinin Ortaya Çıkması: Petrolün bulunması ve
kullanılması sürecinde ortaya çıkan bir diğer dolaylı gelişme ise Vahhabi inancına göre
“kafir” olan Batılı ülkelerle ticaretin ve etkileşimin gelişmesidir. Bu durum ülkedeki
geleneksel Vahhabilerin tepkisine yol açmıştır. Ulus-devletleşme ve modernleşme sürecinde
Vahhabiliğin meşrulaştırıcı bir konuma gelmesiyle ortaya çıkan resmi Vahhabi söylem ve
geleneksel Vahhabiler arasındaki çelişki bu gelişmelerle birlikte daha da artmıştır. Ulema,
“kafir” yabancılarla kurulan ilişkileri meşrulaştırırken, geleneksel Vahhabiler bu durma karşı
çıkmış ve iktidarı eleştirmişlerdir (Nevo, 1998: 41). Bu durum 1979’da Cüheyman el-Uteybi
önderliğinde ortaya çıkan ve ahlaki çöküşün, toplumsal yozlaşmanın ve Vahhabiliğin tek bir
ailenin yorumu tekelinde olmasının eleştirildiği, petrol ve ulusal gelirlerin toplumun yararı
için kullanılması gerektiği ve Batı ile mücadele edilmesi gerektiği fikirlerinin yayılmaya
çalışıldığı muhalefet hareketinin en belirgin gerekçelerinden birini oluşturmuştur (Kostiner,
1997).
Bu dönemde ABD petrol şirketleriyle kurulan yakın ilişki, ABD ile de yakın ilişkilerin
kurulmasına neden olmuş ve bu durum Suudi Arabistan’ın bölgesel ve küresel meselelerde
Vahhabi öğretisine aykırı olarak “kafir” Batılı toplumların yanında yer alması sonucunu
ortaya çıkarmıştır. Bu durum daha sonra ortaya çıkacak olan ülkedeki radikal İslamcı
muhalefetin yönetime yönelik zaman zaman şiddete de başvurarak gerçekleştirdiği
muhalefette önemli bir gerekçe ve motivasyon olmuştur. Gerçekten de, örneğin, 1970’li
yıllarda Suudi Arabistan ve Körfez’deki diğer Arap ülkelerinin elde ettiği petrol gelirinin
yaklaşık %84’ü Batılı bankalara ve yatırımlara aktarılmaktaydı. Suudi Arabistan kısa süre
içinde Amerikan bankaları, hazine bonoları ve gayrimenkullerindeki en büyük yatırımcı oldu
(Hinnebusch, 2003: 41). “Mekke ve Medine’nin Hizmetçileri” Suudi Yönetimi ile halkın
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 1-26, Şubat 2012 11
önemli bir kesimi tarafından “kafir” olarak nitelendirilen ABD arasındaki bu yakınlaşma
giderek daha çok eleştirilmiştir.
iii) Batı’ya Artan Bağımlılık: Petrolün neden olduğu üçüncü bir etki de Suudi
Arabistan Yönetimi’nin giderek daha çok Batılı ülkelere bağımlı hale gelmesidir. Dünyanın
en zenginleri arasına giren Kraliyet ailesi mensupları iktidarlarını ve zenginliklerini devam
ettirebilmek için Batılı devletlerle ilişkilerini geliştirmek zorunda kalmışlardır. İran gibi
bölgesel güçler ve dinsel meşruiyet kazanmış muhalefet güçleri karşısında güvenlik zaafı
içinde olan rejim Batıdan korunma talep etmiştir (Hinnebusch, 2003: 44). Bu durum Suudi
rejiminin meşruiyetini sorunlu hale getirmiş, dolayısıyla iç muhalif gruplar tarafından daha
çok eleştirilmiştir. Suudi yönetimin Batı ülkelerine olan bu bağımlılığı Batı ülkelerinin
(özellikle ABD) küresel gelişmelere göre politika belirlemeleri sonucunda ortaya çıkan
dost/düşman ülke/yönetim ayrımı politikalarına Suudi Arabistan yönetimini daha duyarlı hale
getirmiştir. Geçmişte İran ile Irak, son dönemde Mısır yönetimlerinin başına gelen durumu
Suudi yönetiminin de yaşamayacağının garantisi yoktur. Suudi Rejiminin devamlılığı
noktasında Batı ülkelerine bağımlılığın bu dönemde sağladığı avantaj zaman içinde yönetime
yönelik bir tehdit haline gelmiştir.
Pan-İslamizm ve Pan-Arabizm Rekabeti
İki kutuplu dünya sisteminde genel dünya siyasetinin ikiye bölünmesine paralel olarak
dünya çapındaki bölgesel dengeler de bu yeni yapı doğrultusunda belirlenmeye
çalışılmaktaydı. Bölgedeki taraflardan biri süper güçlerden birine dayalı bir siyaset izliyorsa
diğeri de diğer süper güce dayanma ihtiyacı duymaktaydı. Sovyetler Birliği Ortadoğu’daki
Arap milliyetçilerini ve yerel komünist/devrimci hareketleri desteklerken, Batı Bloğu lideri
ABD ve müttefikleri Sovyetler Birliği’ni çevreleme siyaseti bağlamında geleneksel ve
muhafazakar devletlerle işbirliği yaptı (Onley, 2009: 19). Nasır liderliğindeki Mısır, Pan-
Arabizm ideolojisiyle Sovyet yanlısı bir siyaset izleyince ABD ve müttefikleri de Panİslamizm’i
karşıt söylem olarak kullanarak Suudi Arabistan ve benzer rejimlere destek verme
siyaseti izlediler. Yeşil kuşak projesi de dinin aynı dönemde ABD tarafından kullanılmasının
bir başka göstergesi olarak dikkat çekti.
Nasır önderliğinde yayılan radikal Pan-Arap milliyetçiliğinin İngiliz ve Amerikan
yanlısı Arap monarşilerini devirme çağrısında bulunması Suudi yönetimi başta olmak üzere
bütün geleneksel Arap monarşilerini endişelendirmişti. Özellikle Kral Faysal liderliğindeki
Suudi yönetimi Pan-Arabist söyleme karşı Pan-İslamist bir söylem geliştirmeye çalıştı. Ancak
12 Muhittin Ataman & Yurdanur Kuşçu
diğer Sünni grupları sahih İslam akidesinde görmeyen Vahhabiliğin hakim olduğu ülkede
Pan-İslamizm söylemini geliştirecek ve taşıyacak bir entelektüel grubun olmaması, Pan-
Arabizme karşı mücadele için nitelikli eğitimcilere ihtiyacı ortaya çıkarmıştır. Bu ihtiyacı
karşılamak için öncelikle Suriye ve Mısır’da baskı altında olan Müslüman Kardeşler
Teşkilatı’nın üyelerinin ülkeye sığınmalarına izin verilmiştir (ICG Middle East Report, 2004:
2). Seyyid Kutub’un kardeşi Muhammed Kutub’un da aralarında bulunduğu Müslüman
Kardeşler düşüncesinin önemli isimleri, bu dönemde Suudi Arabistan’a gelerek Suudi eğitim
müfredatı için tevhid, İslam düşüncesi ve İslam felsefesi gibi dinin farklı yönleri üzerine
çeşitli yazılar yazmış ve Suudi eğitim sistemini etki altına almışlardır (Stanley, 2005).
Ülkeye gelen Müslüman Kardeşler üyeleri, Suudi eğitim sisteminde Selefi
düşüncelerin yayılmasına ve Suudi Arabistan’daki eğitimli kesimin siyasallaşmasına neden
olmuştur. Temel olarak birbirinden farklı olan Selefilik4 ve Vahhabiliğin bu dönemde Suudi
Arabistan’da birleşmesi ülkede eğitimli bir İslamcı söylemin ve muhalefetin gelişmesine
neden olmuştur. Toplumsal hayatta Vahhabiliğin, siyasal alanda ise Selefiliğin ağır bastığı bir
düşünce sistemini geliştiren ve Salman Awde ve Sefer Hawali gibi isimlerin başını çektiği
Sahva akımı olarak adlandırılan bu muhalif grup, özellikle 1980’lerin sonları ve 1990’lar
boyunca Suudi Arabistan’da önemli toplumsal muhalif eğilimleri ortaya çıkarmıştır
(Hegghammer, 2010: 4).
Bu dönemde ortaya çıkan bir diğer gelişme ise, petrol sektörünün oluşmasının
ardından ülkeye giriş yapan seküler düşüncelerin bölgede yayılan düşünce akımlarından
beslenmesidir. Pan-Arabizm/Pan-İslamizm rekabetinin hakim olduğu bu dönemde Suudi
yönetimi içeride ve dışarıda Pan-İslamist bir söylemi geliştirmeye çalışırken, dünya savaşının
ardından Mısır, Irak ve Lübnan’a giden Suudi öğrencileri solcu ve Arap milliyetçiliği gibi
ideolojilerin etkisi altında ülkeye geri dönmüşlerdir. Bunun bir sonucu olarak Marksist, solcu,
Nasırist ve Arap milliyetçiliği gibi düşünceleri savunan gizli gruplar ülkede sınırlı da olsa bir
düşünsel gelişim göstermişlerdir. Ancak bu gruplar yönetim tarafından tehdit olarak
görüldükleri için toplumsal ve siyasal alandan tecrit edilmişlerdir (Lacroix, 2010).
İran İslam Devrimi
1979’da gerçekleşen İran İslam Devrimi tüm Müslüman dünyada İslam Dini’nin
siyasal bir söylem için kullanılmasının önünü açtı. Müslüman ülkelerdeki mevcut siyasal
gruplar güçlerini arttırırken toplumsal gruplar da siyasallaşma sürecine girdiler. İslami
gruplar, Müslüman dünyada siyaset yapmanın, özellikle halktan kopuk rejimlere yönelik
memnuniyetsizlik ve muhalefetin, en önemli kulvarları olarak ortaya çıktı. Bundan dolayı,
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 1-26, Şubat 2012 13
diğer Müslüman ülkelerde olduğu gibi Suudi Arabistan’da da İran İslam Devrimi’nin
devrimci siyasal söylemi ihraç etme düşüncesi tedirginliğe sebep olmuş ve ülke bu durumu,
tüm bölge ve hatta Müslüman dünyasının tamamı için bir tehdit olarak değerlendirmiştir. Bu
süreçte iki ülke arasında dini liderlik konusunda bir üstünlük mücadelesi ortaya çıkmış ve
neticede Suudi Arabistan bölgede Sünni yönetimlerin bekasına büyük önem vermeye
başlamıştır. Bu doğrultuda İran-Irak savaşında Irak’a destek vermiş ve 1981 yılında bölgede
İran ile ilgili aynı korkuları paylaşan diğer Körfez ülkeleri ile birlikte Körfez İşbirliği Konseyi
(KİK)’ni kurmuş ve kendisinin liderliğinde bir “Sünni blok” oluşturmayı hedeflemiştir. Bu
bağlamda Suudi Arabistan, Konseyin çatısı altında Konsey üyesi ülkelerin iç politikalarında
da belli derecede etkin olma fırsatı yakalamış ve özellikle Şii nüfusa sahip Konsey üyesi
ülkelerin iç politikalarında Sünni bloğun aleyhinde oluşacak gelişmelerin önüne geçmeye
çalışmıştır. Bu noktada KİK bünyesinde, nüfusunun çoğunluğu Şiilerden oluşan ancak Sünni
liderler tarafından yönetilen Bahreyn yönetimine, ülkesindeki Şiileri kontrol etme adına
maddi ve askeri destek sağlamış ve bölgede Şii nüfuzunun yayılmasından çekinen diğer
Körfez ülkeleri ile birlikte Bahreyn yönetiminin Şiilere yönelik geniş kapsamlı tavizler
vermesinin önüne geçmiştir (ICG Report, 2011: 9). Ayrıca Suudi yönetimi 1981 yılında
Bahreyn ile bir güvenlik antlaşması da imzalamıştır (ICG Report, 2011). Suudi yönetiminin
Şii azınlığa sahip ülkelere yönelik bu dönemde geliştirdiği ve günümüzde de devam eden bu
tutum, ilerleyen yıllarda ülkesindeki Şiilerle bölgedeki Şiilerin etkileşiminin artmasıyla
birlikte hem ülke içindeki hem de bölgedeki Şiilerin tepkisine neden olmuş ve neticede Şiiler
Suudi yönetimini hedef alan söylem ve eylemler gerçekleştirmişlerdir. Suudi yönetimi Şiiliğe
yönelik olarak dış politikada Sünni bir blok oluşturmak adına bu tedbirlere başvururken,
ülkesindeki Şii azınlığı kontrol altına alma noktasında önemli sorunlarla karşı karşıya kalmış
ve 1979’dan 1980’lerin sonlarına kadar dış politikasında olduğu gibi iç politikasında da Şii
söylem ve eylemlerle mücadeleye birincil derecede önem vermiştir.
1979 İran İslam Devrimi Suudi Arabistan’daki Şii azınlığın uyanışına da sebep olmuş
ve ülkedeki Şiiler bu süreçte siyasal gelişmelere duyarlı hale gelmiş ve örgütlenmeye
başlamışlardır. Ülkede siyasal ve sosyal hayatta tamamen Vahhabiliğin etkin olmasından
şikayet eden Şiiler, özgürce yaşama ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmemek gibi
taleplerle siyasallaşmışlardır. 1979’da İran’daki devrim sürecinde Suudi Arabistanlı Şiiler
resmi olarak yasaklanmasına rağmen Aşure Günü’nü kutlamış, ardından yönetim karşıtı
ayaklanmalar gerçekleştirmişlerdir (Hegghammer, 2009: 398). Daha sonra olaylar diğer Şii
bölgelerine de yayılmıştır. İran’daki devrimin hemen ardından Suudi Arabistan’daki Şiiler
Katif, Sayhat, Safwa ve Avamiye’de on binlerce kişinin katıldığı rejim karşıtı gösteriler
14 Muhittin Ataman & Yurdanur Kuşçu
düzenlemişlerdir. Yine aynı yıl yaklaşık 500 Şii’nin katıldığı gösterilerde Mescid-i Haram’a
(Kâbe’ye) girilmiş ve rejim karşıtı protestolara devam edilmiştir (Ayhan, 2011: 13). 1980’de
ise Suudi Arabistan Şiileri, Humeyni’nin İran’a dönüşünün ilk yılını kutlamak için gösteriler
düzenlenmişlerdir. Suudi yönetimi tarafından bastırılan bu olay, Şiilerin ikinci sınıf vatandaş
muamelesi görmeleri konusundaki rahatsızlıklarını dile getirmeleri için de bir fırsat olmuştur
(Al-Rasheed, 1998: 122). 1979-1980 olayları ayrıca İslami Devrim Örgütü adında gizli bir Şii
örgüt ortaya çıkarmış ve bu örgüt zamanla siyasal bir şekil almaya başlamıştır. Örgüt Suudi
Arabistan toplumuna ulaşmak için İran’daki radyo istasyonlarından yayınlara başlamış ve
siyasi faaliyetlerini koordine etmek için Tahran’da bir ofis açmıştır. Bu örgüt, İran
himayesinde olduğunu kabul etmese de, Körfez bölgesi Şiileri için bir odak noktası haline
gelmiştir (Al-Rasheed, 1998).
Bu dönemde ülkede yaşanan olaylara Suudi yönetimi sert bir şekilde karşılık vermiş
ve Suudi güvenlik güçleri ile Şii göstericiler arasında yaşanan çatışmalarda birçok Şii
yaşamını yitirmiştir. Ayrıca yaşanan olayların ardından Suudi yönetimi Şiilerin cami veya
ibadet yerleri inşa etmelerini yasaklamış ve Şiilere ait birçok camiyi de siyasi nedenlerle
kapatmıştır (Ayhan, 2011: 13). Ülkede yaşanan 1979 olaylarının ardından toplum üzerindeki
kontrolünü artırmak isteyen Suudi yönetimi tarafından bir dini polis teşkilatı da
oluşturulmuştur.
1979 İran İslam Devrimi’nin bir sonucu olarak bu dönemde Hac ibadeti iki ülke
arasındaki gerilimin odak noktası haline gelmiştir. İran yönetimi Hac görevini yerine getiren
Müslümanların siyasallaşmalarını savunurken Suudi Arabistan bu ibadetin kişisel bir deneyim
olduğunun altını çizerek Hac ibadetinin siyasallaşmasından çekinmiştir (Okruhlik, 2003: 116).
Suudi yönetiminin bu çekincesine rağmen bu dönemde Hac ibadeti siyasallaşmış ve Batı ile
yerli müttefiklerine karşı muhalefet etme platformu haline gelmiştir. Aynı zamanda Hac
ziyaretleri İran İslam Devrimi’nin coşkulu havasından etkilenen Şiiler için devrim ihracı
noktasında da bir araç olarak kullanılmıştır. İlk olarak 1981’de Hac döneminde Medine’de
çatışmalar yaşanmış ve yaşanan çatışmalarının sonucunda İran, Suud rejiminin devrilmesi için
çağrılarda bulunmuştur. Yine aynı dönemde Mekke’de bir milyona yakın Hacı adayı ABD ve
İsrail’i protesto ederek Humeyni yanlısı sloganlar atmıştır. 1986’da ise Suudi güvenlik güçleri
İranlı Hacılar tarafından taşınan silah ve patlayıcılar bulmuştur. 1987’ye gelindiğinde ise
yaklaşık 400 İranlı Hacı Suudi güvenlik güçleri ile yaşanan çatışmada ölmüştür (Okruhlik,
2003). Bu duruma yanıt olarak İranlılar, Tahran’daki Suudi Arabistan büyükelçiliğine
saldırmış ve binlerce protestocu Suudi yönetiminin devrilmesi için çağrıda bulunmuştur
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 1-26, Şubat 2012 15
(Haydarian, 2010). 1988 yılında ise yaşanan olayların bir neticesi olarak Riyad, Tahran ile
diplomatik ilişkilerini kesmiş İran da “Hac”ı boykot etmiştir (Okruhlik, 2003: 116).
Ülkesinde gerçekleşen Şii eylemleri ile zor zamanlar geçiren Suudi yönetimi bu
durumla mücadele etmek adına 1980’lerde birçok Şii aktivisti tutuklamış, bir kısmını ise
sürgüne göndermiştir. Ülkede kalan Şiiler ise yönetim tarafından sağlanan maddi desteklerle
susturulmuştur (Al-Rasheed, 1998: 123). Yönetim tarafından ağır bir şekilde bastırılan bu
ayaklanmalar, ülkede dinin (resmi Vahhabi söylemin) toplum üzerindeki etkisinin artırılması
sonucunu doğurmuştur. Devrimin yayılmasından çekinen Suudi yönetimi devrimci Şii
söylemine karşı Vahhabi (statükocu) bir söylem geliştirmiştir. Bu doğrultuda ülkede dini
eğitim veren kurumlar güçlendirilmiştir (Prokop, 2003: 78). Ülkedeki eğitim sektörüne hakim
olan Ulema, ülkedeki statükoyu korumaya ve ülkenin bölgedeki gelişmelerden etkilenmesinin
önüne geçmeye çalışmıştır. Ancak bu durum eğitim sektöründe güçlü bir varlığı olan Sahva
(Sünni İslamcı muhalefetin) akımının da gelişmesine ve güçlenmesine sebep olmuştur. İran
İslam Devrimi’nden İslam dinini nasıl siyasal bir araç olarak kullanabileceklerini öğrenen
Sahva ve benzeri muhalif gruplar özellikle Batı karşıtlığı üzerinde temellendirilen ortak
taleplerde bulunmaya başlamışlardır.
Kuveyt’in İşgali ve Körfez Savaşı
Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak’ın Ağustos 1990 tarihinde Kuveyt’i işgal etmesi
İran İslam Devrimi ve İran-Irak Savaşı’ndan sonra Körfez’deki dengeleri en çok etkileyen
gelişme oldu. Kuveyt’in Irak tarafından işgal edilmesi Ortadoğu’daki dengeleri ve petrol
pazarının istikrarını tehdit edince ABD öncülüğündeki küresel güçler, Birleşmiş Milletleri
harekete geçirerek oluşturdukları uluslararası bir askeri koalisyonla Irak’ı cezalandırmıştır.
Kuveyt işgalden kurtarılmış ve Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak büyük ölçüde güç
kaybetmiş ve bölgesel dengelerde önemli bir değişim olmuştur. Körfez Savaşı sonrasında
Saddam Hüseyin gözden çıkarılmış, Irak fiilen üç ayrı kısma bölünmüş, Irak İran’la birlikte
ABD’nin bölgede çevrelemeye çalıştığı ikinci ülke olmuştur. Ayrıca Körfez’in güvenliği
sorunlu olmaya ve bölge ülkelerini endişelendirmeye devam etmiştir (Al-Rawah, 1996: 49).
Körfez Savaşı sonrasında Irak’ı haydut devlet ilan eden ABD’nin Ortadoğu’daki askeri
varlığını güçlendirmek için yüz binlerce askerini Suudi Arabistan’da konuşlandırması ülkede
iç siyasetin hareketlenmesine ve ulus-devletleşme ve modernleşme konularında yaşanan resmi
Vahhabi söylem ile gayri resmi geleneksel Vahhabi söylem arasındaki çelişki ve çat ışmanın
zirveye çıkmasına neden olmuştur. İslam’ın en kutsal kentlerinin de bulunduğu ülkeye “kafir”
askerlerin davet edilmesi, hem ülke içindeki İslami muhalefet hem de dünyanın farklı
16 Muhittin Ataman & Yurdanur Kuşçu
bölgelerindeki İslami gruplar tarafından, Suudi Yönetimi’ne ciddi eleştirilerin yöneltilmesine
neden oldu (Anderson ve diğerleri, 1998: 134).
ABD askerlerinin ülkeye konuşlanmasına izin veren Suudi yönetimine tepki gösteren
Sünni İslamcı muhalefet (Sahvistler), yönetimin harcamalarda önemli ölçüde (1994 yılında
Suudi hükümeti %20’lik bir harcama kesintisi kararı aldı) kesinti yaptığı bu dönemde daha da
siyasallaşmış ve radikalleşmiştir. Bu dönemde, Suudi Arabistan’da devlet meşruiyetinin temel
kaynağı olan geleneksel ikiz güç yapılanması (Kraliyet ailesi ile Vahhabi Uleması) bozulmuş;
işadamları, bürokratlar ve akademisyenlerden oluşan ve Batılı kurumlarda eğittim görmüş
olan profesyonel orta sınıf, üçüncü bir toplumsal ve siyasal güç grubu olarak ortaya çıkmıştır
(Anderson ve diğerleri, 1998: 135). Muhalif gruplar bu dönemde doğrudan devlet yönetimini
ve kurumlarını sorgulamaya başlamışladır. İslami değerlere uygun davranılmaması,
yolsuzluklar ve ABD ile olan yakın ilişkiler gibi nedenlerle yönetimi, tüm bunlara sessiz
kaldığı için de Ulemayı (resmi din adamlarını) açıkça eleştirmeye başlamışlardır (ICG Middle
East Report, 2004: 3). Özellikle verdikleri vaazlarla zaman içerisinde popülerlikleri artan
Sahvistler resmi din adamlarından daha fazla itibar görmeye başlamışlardır (Okruhlik, 2009:
26). Yönetime yönelik tepkilerini dile getiren muhalifler ayrıca içinde yapısal reform
taleplerine yer verdikleri dilekçelerini Krala sunmuşlardır. 1991’de din adamlarının ve
üniversite profesörlerinin de aralarında bulduğu 453 aktivist, dini değerlerin restorasyonu, adil
yargı, servetin yeniden dağıtılması, yolsuzlukla mücadele ve dini hukukun üstünlüğü gibi
taleplere yer verdikleri bir dilekçe yayınlamıştır. Temmuz 1992’de ise din adamları, iç ve dış
politikayı neredeyse her yönüyle eleştiren bir tavsiye memorandumu hazırlamışlardır
(Okruhlik, 2009: 26).
Bu dönemde radikalleşen İslamcı muhalefetin bazı kolları şiddeti önemli bir araç
olarak görmeye başlamış ve ülkedeki ABD hedeflerine yönelik saldırılar düzenlemeye
başlamıştır. Bu durum ABD başta olmak üzere Batılı devletlerin Suudi yönetimi üzerindeki
baskılarını artırmasına neden olmuştur (ICG Middle East Report, 2004). Artan baskılar
karşısında Batıya bağımlı olan Krallık Yönetimi siyasal ve toplumsal muhalefeti susturma
yönünde daha sert tedbirler almaya çalışmıştır. Bu durum karşısında muhalefet ise daha da
radikalleşerek cevap vermiştir.
Bu dönemde ülkedeki resmi din adamları fetvalarıyla ABD askerlerinin varlığını
meşrulaştırmaya çalışırken, geleneksel Vahhabi söylemi kullanan din adamlarının ABD
askerlerinin varlığına karşı çıkan vaazlar vermesi ve sonucunda ortaya çıkan bu çelişkide
Suudi toplumunun gayri resmi din adamlarının söylemlerine daha fazla destek vermesi Suudi
yönetimi için bir meşruiyet krizine neden olmuştur (Nevo, 1998: 48). İslamcı muhalefetin
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 1-26, Şubat 2012 17
artan popülerliği ve devlet politikalarını meşrulaştırma görevinde olan Ulemanın görece
azalan itibarı, Suudi yönetiminin meşruiyetini güçlendirmek için yeni araçlar geliştirmesi
gereğini ortaya çıkarmıştır. Bu durumun ilk sonucu olarak, halkın siyasal ve toplumsal
taleplerinin dile getirilmesini sağlamak için 1993’te tamamı Kral tarafından atanan 61 üyeden
oluşan ve danışma amaçlı bir Şura Meclisi oluşturulmuştur (Anderson ve diğerleri, 1998:
134). Ancak Sahva liderlerinin toplum üzerindeki etkisinin artarak devam etmesi Suudi
yönetiminin bu Sünni İslamcı muhalifleri susturması gereğini ortaya çıkarmış ve yönetim
muhaliflere yönelik yoğun bir baskı uygulamaya başlamıştır. Bu dönemde Suudi yönetimi
İslamcı muhalefetin önemli isimlerini hapse atmış ya da sürgüne zorlamıştır (Abedin, 2006).
İslamcı muhalefete yönelik uygulanan bu baskı, ülkede liberal bir söylem kullanan
muhaliflerin güçlenmesine neden olmuştur. Ülkede liberal fikirler, petrol sektörünün
gelişmeye başlaması ve ardından bölgede seküler Arap milliyetçiliği gibi düşünce akımlarının
yayılması gibi dış faktörlerin sonucunda farklı düşünce akımlarının etkisinin yayılmasıyla
ortaya çıkmakla birlikte asıl olarak 1990’lardan itibaren yer bulmayı başarabilmiştir.
1990’larla birlikte ülkede baş gösteren kaotik ortamda toplumun her kesiminden talepler
yükselmeye başlamıştır (Lacroix, 2010). Örneğin bu dönemde Sünni grupların yanı sıra
ülkedeki Şiiler de yönetime reform yapılması yönünde baskılarda bulunmuş ve ülkedeki Şii
azınlığın toplumsal haklara sahip olması yönünde faaliyet gösteren örgütlerin şemsiye
kuruluşu olan Şii Reform Hareketi kendi cemaatleri için de bir Şura Meclisi’nin
oluşturulmasını talep etmiştir (Okruhlik, 2009: 26). Toplumdaki kargaşadan yararlanan
muhalifler arasında yer alan bir grup kadın hakları savunucusu, kadınların araba kullanma
yasağına meydan okuyarak Riyad sokaklarında araba sürmüştür (Kasım 1990) (Lacroix,
2010). Ancak bu dönemde dinin toplum üzerindeki etkisinin artırılmasını savunan Sahva
üyelerinin popülerlikleri, hareketin önünü kesmiştir. 1990’ların sonlarına doğru çeşitli
kökenlerden seküler aktivistlerin kaynaşmaya başlamaları, buna karşın yönetim tarafından
tehdit olarak görülen Sahvistlerin önde gelen isimlerinin susturulması, liberaller olarak
adlandırılan grupların öne çıkmasına yol açmıştır (Lacroix, 2010). Bu gelişmelerle birlikte,
1990’ların sonlarına kadar ülkede gerçekleşen muhalif hareketler (Prens Talal’ın görece
liberal söylemi ile Şii muhalefet hariç) genel olarak toplumsal hayatta ve devlet yönetiminde
Vahhabiliğin (dinin) etkisinin arttırılmasını talep ederken, 1990’ların sonlarından itibaren ülke
içi artan şiddet, dış baskılar ve yönetimin İslami muhalefeti bastırması gibi sebepler, tersi
yönde taleplerle yönetime muhalefet eden grupların daha aktif olmasına neden olmuştur.
18 Muhittin Ataman & Yurdanur Kuşçu
11 Eylül Olayları
11 Eylül 2001 tarihinde ABD’nin en önemli kurumlarına yönelik gerçekleştirilen
saldırılarda eylemcilerin çoğunluğunun Suudi vatandaşı olması ve el-Kaide lideri Usame Bin
Ladin’in eski bir Suudi vatandaşı olması Suudi Arabistan’ın teröre destek vermekle
suçlanmasına yol açmıştır. Bu olaydan sonra özellikle Batılı ülkelerin talebiyle Suudi
Arabistan üzerindeki uluslararası baskılar artmaya başlamıştır. Bölgedeki dengelere göre
İslam Dini’nin farklı yorumlarından hareketle yapılan ötekileştirmeler bu olaylardan sonra
yine tekrarlanmıştır. İran İslam Devrimi’nden sonra Batı tarafından ötekileştirilen İran
merkezli Şiiliğin yerini bu dönemde Suudi merkezli Vahhabilik almıştır. Özellikle ABD
yönetimi, 11 Eylül olaylarının ardından Krallığa demokratik reformların yapılması yönünde
yoğun baskı uygulamıştır. Ülke içinde karşıt bir ötekileştirme olarak Suudi ve Batılı hedeflere
yönelik saldırıların artarak devam etmesi Suudi Arabistan içindeki reform ihtiyacını daha da
artırmıştır.
Uluslararası baskılar ile ülke gündemine giren demokratik reform fikri, liberaller ve
ılımlı İslamcılar gibi ülkedeki daha açık fikirli Suudiler tarafından da desteklenmiştir.
1990’ların sonlarından itibaren güçlenmeye başlayan bu gruplar için 11 Eylül olayları ve
ardından yaşanan uluslararası baskılar ve ülke içinde artan şiddet eylemleri, gelişimleri
noktasında önemli bir itici güç olmuştur. Bu dönemde Suudi Yönetimi ülkenin sosyal ve
siyasal hayatının yeniden yapılandırılması yönünde dilekçeler almış ve ülke içinde anayasal
monarşi, ifade özgürlüğü ve seçimlerin yapılması gibi talepler yoğunlaşmıştır (ICG Middle
East Report, 2004). Ayrıca bu dönemde İslamcı çevrelerde belli bir itibara sahip eski İslamcı
muhaliflerle (eski Sahvistler) uzlaşılması, bu İslamcı muhalif isimlerin ılımlı bir çizgiye
kavuşması ve bunların Bin Ladin’i kınayan açıklamalarda bulunması, Ulemanın
güvenilirliğinin sarsıldığına bir kanıt olarak ortaya çıkmıştır (ICG Middle East Report, 2004:
10).
Yönetim üzerinde artan baskılar Suudi yönetiminin ülkede sınırlı da olsa bir reform
süreci başlatmasına yol açmıştır. Özellikle Kral Abdullah’ın 2005 yılında tahta geçmesinin
ardından eğitim müfredatının modernleştirilmesi, din adamlarının eğitimdeki rollerinin
azaltılması gibi Batı ve ülke içindeki ılımlı İslamcılar ve liberaller tarafından çok eleştirilen
konularda ve bunun yanında sosyo-ekonomik alanda kadın hakları ile ilgi reformlar bu
dönemde hız kazanmıştır. Yurt içinde ve yurt dışında artan baskılar sonucunda ülkede radikal
görülen İslamcıların tasfiyesine girişilmiştir. Resmi Ulema arasında bile tasfiyeler
gerçekleşmiş ve radikal görünenler ikinci plana itilmiştir. Ulusal Diyalog süreci ile
Vahhabiliğin geleneksel öğretilerine aykırı olarak ülkedeki Şiiler ve Sufilerin bu sürece dahil
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 1-26, Şubat 2012 19
edilmesi, kadınlara yeni haklar tanınması, hatta ülke tarihinde ilk kez bir kadının Eğitim
Bakan Yardımcısı olarak atanması gibi gelişmeler geleneksel Vahhabiliğin değişime
uğradığının göstergeleri olarak bu dönemde ortaya çıkmıştır (Salha, 2009). Ayrıca toplumsal
reformlara engel olarak görülen radikal din adamları arasında yer alan üst düzey iki imam
görevden alınmış ve yönetimde etkin olan Ulema Konseyine daha modern bir yapı
kazandırılmıştır. Yargı alanında da geleneksel dinsel yapının etkisini azaltmaya yönelik bazı
adımlar atılmış ve sağlık, eğitim, adalet ve enformasyon bakanlıklarına değişimi savunan
isimler atanmıştır (Lacroix, 2008).
Ülke içinde ve ülke dışında artan reform taleplerinin etkisi ile baskı altında kalan
Suudi Yönetiminin meşrulaştırma aracı olan Ulemanın eski ağırlığını kaybetmesi ülke
yönetiminin bu doğrultuda yeni araçlar ortaya çıkarmasını gerektirmiştir. Bu durumun bir
sonucu olarak 2003 yılında belediye meclis üyelerinin yarısının seçimle belirlenmesi kararı
alınmış ve 2005 yılında da seçimler yapılmıştır (Menoret, 2005). 1993’te kurulan Şura
Konseyi’nin üye sayısı bu dönemde artırılarak 150’ye çıkarılmış, yetkileri de zamanla
genişletilmiştir. Kasım 2006’da ise Kral Abdullah Kral ya da Veliaht prensin ölümü ya da
ülkeyi yönetemez duruma gelmesi üzerine, gelecek Kralı seçmekle görevli, 35 üyeden oluşan
bir komisyonun oluşumunu açıklamış ve Aralık 2007’de Kraliyet kararnamesi ile bu
komisyonun üyeleri atanmıştır. Komisyon üyelerinin hepsi ülkenin kurucusu olan
Abdülaziz’in oğulları ve torunlarıdır. Daha önce Kral, Veliaht Prens’i tek başına belirlerken
yeni sisteme göre Kral, veliaht prens olarak bir aday gösterecek ve Komisyon bu adayı
onaylayacaktır. Atılan bu adımlarla bir taraftan halkın ve Batılı güçlerin baskılarından
kurtulmayı hedefleyen yönetim, diğer taraftan meşruiyetini güçlendirmeyi de istemiştir.
İlgi çevreler tarafından yeterli görülmemekle birlikte bu dönemde mezhepler ve dini
akımlar arasında hoşgörüyü geliştirecek adımlar da atılmıştır. 2003 Irak işgali sonrasında
ortaya çıkan Şii jeopolitiğinin, ülkedeki Şii gruplardan daha fazla tehdit algılanmasına yol
açmasının ardından yönetim, Şii sorununa bakışını değiştirmiş ve sopa politikası yanında
havuç politikası da uygulamaya başlamıştır. Görece bütünleştirici ve kucaklayıcı bir söylem
geliştirilmeye çalışılmıştır. Ulusal diyalog sürecine Şiilerin de dahil edilmesi ve 2005
seçimlerinde Şii adayların başarı elde etmeleri bu politikaların ürünleridir.
Atılan tüm bu adımlara rağmen ülkedeki rahatsızlıklar bitmiş değildir. 11 Eylül
olaylarının ortaya çıkardığı en önemli sonuçlardan biri, yaşanan olayların ülke içindeki
muhalifler için uygun bir zemin hazırlamasıdır. Bunun yanı sıra, rejimin sürekliliğinin dış
garantisi olarak görülen ABD ile sorunlar yaşanırken, ülkede toplumsal mühendislik görevini
üstlenen Ulemanın da yapılan, yapılmak mecburiyetinde kalınan reformlarla toplum
20 Muhittin Ataman & Yurdanur Kuşçu
üzerindeki etkisinin görece azaltılması, muhalefetin amaçlarına ulaşma noktasında işini
kolaylaştıran gelişmeler olmuştur. Tüm bu nedenler Suudi yönetiminin muhaliflerin
taleplerini daha fazla dikkate alması gereğini ortaya çıkarmıştır.
Sonuç Yerine: 2011 Arap Baharı
Ekonomik sıkıntıların artması üzerine zaten siyasi özgürlükler konusunda sorunlu olan
Ortadoğu’daki Arap ülkelerinde toplumsal aktörlerin örgütlenme kapasitelerinin artması ve
birlikte hareket etme anlayışının gelişmesi üzerine siyasal ve toplumsal muhalefet
hareketlerinin güçlenmesi ve otoriteryen iktidarlara karşı isyan dalgası başlatmalarına yol açtı.
Yani, hem siyasal ortamın değişmesi hem de toplumsal aktörlerin güçlenmesi sonucunda
muhalefet hareketlerinin hem nicelik hem de nitelik bakımından daha görünür oldular.
Ortadoğu’yu etkisi altına alan ve otoriter rejimlerle yönetilen bütün bölge devletlerinin tehdit
algılamasına yol açan 2011 Arap isyanları, Suudi Arabistan’da da yönetime yönelik çeşitli
gösterilerin yaşanmasına ve yönetimin buna yönelik tedbir almasına neden olmuştur.
Gösterilerde, özellikle ülkenin doğusunda yaşayan Şiilerin ön plana çıktığı gözlense de ülke
içi ve ülke dışındaki bazı Sünni muhalif gruplar da çeşitli taleplerde bulunmuşlardır.
1960’larda Anayasal Monarşi talepleri ile yönetime yönelik bir muhalif hareketi
başlatan Prens Talal son dönemde Kral Abdullah’a reformlara hız vermesi çağrısında
bulunmuştur. Ayrıca yüzden fazla akademisyen ve aktivist de Anayasal Monarşi taleplerini
dile getirdikleri bir dilekçe hazırlamışlardır. Dilekçede Şura Meclisinin seçimle oluşturulması,
başbakanlık makamının Kraldan ayrılması, yargıda reform ve iyileştirme yapılarak yargıya
bağımsızlığın kazandırılması, yolsuzlukla mücadele, gençlerin sorunlarına çözüm bulunması,
siyasi tutukluların serbest bırakılması, ifade özgürlüğünün sağlanması ve sivil toplum
örgütlerinin kurulmasının teşvik edilmesi gibi talepler dile getirilmiştir. Bu dönemde ayrıca
bölgedeki süreçten cesaret alarak muhalifler tarafından “İslami ümmet” adı altında bir parti de
kurulmaya çalışılmıştır. Kurucuları tarafından seçim yapılması, hükümet kararlarında daha
fazla şeffaflık ve bağımsız yargı gibi taleplerin dile getirildiği bu oluşum, aktivistlerden
bazılarının gözaltına alınmasıyla son bulmuştur.
Ülkenin doğu bölgesinde yoğunlaşan Şiiler ise özellikle Bahreyn’deki Şii
ayaklanmalarının ardından yönetime karşı taleplerini dile getirmek için sokaklara dökülmüşler
ve dini-sosyal anlamda eşitlik, anayasal monarşi, tutukluların serbest bırakılması gibi
taleplerde bulunmuşlardır. Yaşanan olaylar sonrasında Suudi yönetimi ülkede gösterileri
yasaklamıştır. Dışişleri Bakanı Suud el-Faysal bir basın toplantısında yaptığı açıklamada din
adamlarının “Kuran’a ve Peygamberin yoluna aykırı olduğu için protesto gösterilerine onay
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 1-26, Şubat 2012 21
vermediklerini”5 söyleyerek yaşanan süreçte ülkedeki Sünni muhaliflerin ayaklanmalarını
önlemek adına Ulemanın toplum üzerindeki etkisini kullanmak istemiştir.
Ülke içinde bunlar yaşanırken Bahreyn’de Şiilerin yönetime karşı ayaklanması,
ülkesindeki Şii azınlık ve Şii jeopolitiği endişeleri nedeniyle Suudi Arabistan’ı soruna
müdahil olmaya itmiş ve 14 Mart’ta Suudi Arabistan Bahreyn’e 1000 kadar asker
göndermiştir. 1979 İran İslam Devrimi’nin ardından geliştirilen ve 2003 Irak İşgali sonrasında
önemi artan bölgedeki “Sünni Bloğun Korunması Politikası” gereği Suudi Arabistan daha
önce de Yemen’deki Husi Ayaklanmasına karşı Yemen hükümetine destek vermişti. Suudi
yönetiminin bu tutumu ülke içindeki ve bölgedeki Şiiler ve özellikle de İran tarafından
tepkiyle karşılanmaktadır. Son olarak Bahreyn’e asker göndermesi sonrasında ülke içindeki
ve Bahreyn’deki Şiiler Suudi yönetimine yönelik tepkilerini dile getirmişlerdir. Suudilerin
Bahreyn’e asker göndermesine tepki gösteren bir diğer taraf olan İran’da da Suudi Arabistan
aleyhine gösteriler düzenlenmiştir. Suudi yetkilileri bu olaylarda Suudi Arabistan
Konsolosluğu’na saldırıldığını belirtmiş ve İran yönetimine resmi protestosunu iletmiştir.
Bölgedeki devrim dalgasından çekinen Kraliyet Yönetimi ülke içindeki göstericileri
hem sopa hem de havuç politikasıyla (hapis cezası tehdidi ve ekonomik araçların kullanımı
gibi) bastırmaya çalışmıştır. Ülke bu süreçte çok yara almamış olmasına rağmen iletişim
imkanlarının artması, halkın eğitim seviyesinin yükselmesi ve siyasi gelişmeler hakkındaki
farkındalığın artması gibi nedenler Suudi yönetiminin muhalif sesleri susturmasının önüne
geçmektedir. Ülkede yönetici seçkinlerin yaşam tarzının aşırılığı ve yönetim tarzının geriliği,
gittikçe artan bir genç nüfusa sahip olması ve buna karşı yöneticilerin çok yaşlı olması gibi
durumlar halkın geneli ile yönetim arasında kopukluğa yol açmakta ve geniş kitlelerin
muhalefetine sebep olmaktadır.
Suudi Arabistan yönetimi başından itibaren içeride Vahhabi söyleminden ve dinsel
bakış açısı sayesinde, dışarıda ise Batılı devletler, özellikle İngiltere ve ABD ile petrol ve
diğer stratejik alanlarda kurduğu ekonomi-politik çıkar birlikteliği sayesinde rejimini bugüne
kadar devam ettirebilmiştir. Ancak bu durum özellikle 1990’lar ve 2000’li yıllar ile birlikte
sarsılmaya başlamıştır. Tek adam ve tek aile rejimlerinin genellikle halkın taleplerine önem
vermedikleri, aksine iktidarlarını daha çok dış güçlerle yaptıkları ittifaklarla korumaya
mahkum oldukları bilinmektedir. Suudi Arabistan’da özellikle 11 Eylül olaylarının ardından
mevcut siyasal durum sarsılmaya başlamıştır. 11 Eylül olaylarının ardından özellikle ABD ile
yaşanan sorunlar Suudi Arabistan’ı bu anlamda tedirgin etmiştir. Son dönemde bölgede
yaşanan Arap Baharı ve bu süreçte ABD yönetiminin bölgedeki önemli müttefiklerinden
Mısır’daki Mübarek yönetimine sırt dönmesi, Suudi Arabistan için önemli bir uyarıcı
22 Muhittin Ataman & Yurdanur Kuşçu
olmuştur. Bölgede yaşanan bu gelişmelerden sonra Suudi Arabistan yönetimi ABD’yi artık
geleceğinin garantisi olarak göremeyecektir.
Rejimin devamlılığı noktasında küresel güçlerle kurulan ittifakların garanti ve
güvenilirliğinin ortadan kalkması Suudi rejimi açısından önemli bir sorun ortaya çıkarmakla
birlikte Resmi Vahhabi söylemin (Ulemanın) de toplum üzerindeki etkisini kaybetmesi,
durumu daha da zorlaştırmaktadır. Batılı anlamda siyasal katılımın olmaması Suudi
Arabistan’da dinin tek ve önemli bir meşrulaştırıcı araç olarak ortaya çıkmasına neden
olmuştur. Zaman içindeki gelişmelerle dinin (Vahhabi Ulemanın) bu konumunun sarsılması,
ülkede siyasal katılımı gerektiren araçların geliştirilmesi gereğini ortaya çıkarmaktadır. Artık
Suudi yönetimi dinsel değerleri eskisi kadar siyasal amaçları doğrultusunda
kullanamamaktadır. Ulema özellikle dini yorumlama tekelini kaybetmiş ve gayri resmi
alimlerin muhalif söylemi güçlenmiş; yenilikçi ve ıslahatçı selefi alimlerin etkisi artmıştır.
Suudi Arabistan Kralı Abdullah, tahta geçtiği 2005 yılından itibaren ülkesinde
kurumsallaşma, yeniden yapılanma ve dünya ile bütünleşme noktasında ciddi adımlar
atmıştır. Ancak toplum üzerindeki kontrol ve baskı mekanizmaları Suudi ailesinin yönetimine
zarar gelmemesi adına varlığını devam ettirmektedir (Ataman, 2011: 40). Toplum üzerinde
uygulanan bu baskıcı tutum 1990’ların sonlarına kadar yönetimin istikrarını/devamlılığını
sağlayan bir faktör olsa da 1990’ların sonlarından itibaren uluslararası etkileşimin artması ve
yönetimin kararlarının meşrulaştırıcısı Ulemanın eski ağırlığını kaybetmesi gibi nedenlerle
toplum üzerindeki etkisini yitirmeye başlamıştır. 1990’ların sonlarına kadar Suudi yönetimi
Ulemanın fetvalarıyla bir taraftan toplumsal mühendislik yapmaya çalışmış diğer taraftan
petrolden elde edilen gelirle de halk maddi araçlarla susturulmaya çalışılmıştır. Yönetimin
muhalefeti susturmaya yönelik bu politikaları 1990’ların sonlarına kadar etkili olmasına
rağmen bu tarihten sonra sarsılmaya başlamıştır. Bu durumda, kuruluş tarihinden itibaren
ülkeye etki eden dış faktörler ve bu faktörlerin toplum ile yönetim (Suudi ailesi ve ulema)
arasındaki çelişkiyi arttırması belirleyici olmuştur. Bölgesel anlamda yaşanan gelişmeler ve
küresel güçlerin (özellikle ABD’nin) ülke üzerindeki etkisi geleneksel Vahhabi söylem ve
Resmi Vahhabi söylem arasında bir çelişki ve çatışmanın ortaya çıkmasına/artmasına neden
olmuştur. 1990’ların sonlarına kadar bu çelişki, resmi Vahhabi söylemin yönetimdeki laik
adımları ve “kafir” toplumlarla ilişkileri meşrulaştırması, geleneksel Vahhabi söylemin ise bu
duruma tepki göstermesi yönünde gerçekleşirken; 1990’ların sonlarından itibaren bu durum
bir anlamda tersine dönmüş ve ülkedeki önde gelen muhalifler toplumsal ve siyasal alanda
ilerici adımların atılmasını (İslam’a uygun bir şekilde) savunurken radikal Vahhabi söylemin
törpülenmesi istenmektedir. Bu durum resmi Vahhabi söylemin (ulemanın) etkisinin kırılması
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 1-26, Şubat 2012 23
sonucunu doğururken, yönetimde meşrulaştırıcı araçlar noktasında yeni adımların atılması
gereğini ortaya çıkarmaktadır.
Tüm bu gelişmeler sonucunda Suudi Arabistan’da rejimin dönüştürülmesi ve yeniden
yapılandırılması gereği ortaya çıkmaktadır. Ülke yönetiminin 2005 yılında Kral Abdullah’ın
tahta çıkmasından sonra attığı reformcu ve dönüştürücü adımlar önemli olmakla birlikte bu
sürecin daha fazla hızlandırılması ve özellikle siyasal katılım ve insan hakları ve kamusal ve
özel alanda kadın hakları gibi konularla ilgili olarak ciddi, kapsamlı ve yapısal adımların
atılması gerekmektedir. Suudi yönetimi gelinen bu noktada artık halkının taleplerine daha
duyarlı olmak zorundadır. Suudi yönetiminin bu duruma direnmesi ülkeyi bir kaos ortamına
sürükleyebilir. Bu nedenle Suudi yönetimi toplumsal ve siyasal alanda ciddi ve kapsayıcı bir
reform sürecine girmek zorundadır.
24 Muhittin Ataman & Yurdanur Kuşçu
SON NOTLAR
 Prof.Dr. , Abant Ġzzet Baysal Üniversitesi, Uluslararası ĠliĢkiler Bölümü, Bolu.
 Yüksek Lisans Öğrencisi, Abant Ġzzet Baysal Üniversitesi, Uluslararası ĠliĢkiler Bölümü, Bolu.
1 Vahhabilik, 18. yüzyılda Arabistan Yarımadası’nın Necd bölgesinde yaĢayan Teym Kabilesine
mensup olan Muhammed bin Abdulvahhab’ın itikadi düĢüncelerinden hareketle geliĢtirilmiĢ ve daha
çok Hanbeli mezhebinin daha tutucu bir Ģekilde yapılan yorumuna dayanan bir ekoldür. Yine Necd
bölgesinde önemli bir siyasal aktör olan Suudi Hanedanının desteğini alarak kısa sürede yayılmıĢ,
etkisini arttırmıĢ ve neticede Suudi Arabistan’ın resmi mezhebi haline gelmiĢtir. Ġtikat ve ibadet
konularında Sünni ve ġii grup ve anlayıĢların bazı davranıĢlarını ve uygulamalarını küfür ve Ģirk olarak
nitelendirerek farklı ve yeni bir anlayıĢ geliĢtirmiĢtir. Daha fazla bilgi için bkz. Muhammed Ebu Zehra,
Ġslam’da Ġtikadi, Siyasi ve Fıkhi Mezhepler Tarihi , Çev. Sıbğatullah Kaya, Ġstanbul: Anka Yayıncılık
(Yayınlanma Tarihi Yok), s. 221-2
2 Vahhabilik söylemi, kelimenin tam anlamıyla reformisttir. Ancak Vahhabilik’teki reformizm yenileĢme
değil, Ġslam’ı Kur’an ve Sünnet dıĢındaki kültürel-yerel, yani tarihsel olarak sonradan eklenmiĢ harici
unsurlardan temizleme anlamına gelmektedir. Buna göre Vahhabilik, Ġslam’da bir deformasyon
sürecinin yaĢandığı iddiasından hareketle dini reforme etmeyi, aslına rücu ettirmeyi görev edinmiĢ bir
dinsel bakıĢ açısıdır.
3 Ġhvan TeĢkilatı, Suudi Arabistan’ın kuruluĢ sürecinde Vahhabilik anlayıĢı benimsetilmiĢ Bedevi
Araplardan müteĢekkil askeri birliklerdir. Vahhabi inancına aĢırı bir sadakatleri söz konusu olduğundan
Suudi Devleti’nin kurulmasında sonra Suud Ailesinin Batılı ülkelerle iĢbirliği içine girmeleri üzerine
isyan etmiĢ ve isyanları yönetim tarafından bastırılmıĢtır.
4 Selefilik (Selefiyye), ilk nesil Müslümanların (Sahabe ve tabiinin) yolunu benimseyerek ilk dönem
Ġslam düĢüncesini yeniden hakim kılmaya çalıĢan itikadi bir ekoldür. Hanbeli fıkıh mezhebine mensup
olanların önemli bir kısmı bu itikadi mezhebi benimsemiĢtir. Daha çok Suudi Arabistan merkezli bir ekol
olarak bilinmektedir.
KAYNAKÇA
ABEDIN, Mahan. (15.06.2006), “Saudi Dissent More than Just Jihadis,” http://www.e-prism.org.
AL-RASHEED, Madawi. (Mayıs 1998), The Shia of Saudi Arabia: A Minority in Search of Cultural
Authenticity,” British Journal of Middle Eastern Studies, c. 25, n. 1, ss.121-138.
AL-RASHEED, Madawi. (2002), A History of Saudi Arabia, New York: Cambridge University Press.
AL-RAWAF, Othman. (1996), “A Saudi View on Gulf Stability and the Peace Process,” iç. Josef
Janning ve Dirk Rumberg (ed.), Peace and Stability in the Middle East and North Africa, Gütersloh:
Bertelsmann Foundation Publishers, ss. 49-59.
ANDERSON, Roy R.; SEIBERT, Robert F. and WAGNER, Jon G. (1998), Politics and Change in the
Middle East: Sources of Conflict and Accomodation, BeĢinci Basım, New Jersey: Prentice Hall.
ATAMAN, Muhittin. (2011) “Devrim Dalgası Suudi Arabistan’ı da Yutar mı?” Stratejik DüĢünce Dergisi ,
s. 16, s. 39-42.
AYHAN, Veysel. (Mart 2011), “Suudi Arabistan’da ġii Muhalefet Sorunu ve Etkileri,” Orsam, No: 32.
Alternatif Politika, Cilt. 4, Sayı. 1, 1-26, Şubat 2012 25
BBC, (05.03.2011), “Saudi Arabia Imposes Ban on All Protests,” http://www.bbc.co.uk.
EBU ZEHRA, (2004) Ġslam’da Ġtikadi, Siyasi ve Fıkhi Mezhepler Tarihi, Ġstanbul: Yeni ġafak Gazetesi
Yayınları.
FANDY, Mamoun. (1999), Saudi Arabia and the Politics of Dissent , New York: Palgrave.
FOREIGN POLICY, (14.03.2011), “Saudi Arabia Strikes Back,” http://www.foreignpolicy.com.
------------------------, (01.03.2011), “Saudi Arabia’s Musk Revolution,” http://www.foreignpolicy.com.
GCC Slams Iran Over Bahrain, (2011), http://www.saudigazette.com.sa.
HAYDARIAN, Richard Javad. (06.08.2010), Iran-Saudi Relations: Rising Tensions and Growing
Rivalry, FPIF, http://www.fpif.org/articles.
HEGGHAMMER, Thomas. (2009), “Jihad, Yes, But Not Revolution: Explaining the Extraversion of
Islamist Violence in Saudi Arabia,” British Journal of Middle Eastern Studies, c. 36, n. 3, ss. 395-416.
HEGGHAMMER, Thomas. (2010) Jihad in Saudi Arabia: Violence and Pan-Islamism Since-1979, New
York: Cambridge University Press.
HINNEBUSCH, Raymond. (2003), The International Politics of the Middle East, Manchester:
Manchester University Press.
ICG MIDDLE EAST REPORT, (24.09.2004), “Saudi Arabia Backgrounder: Who Are The Islamists?,” n.
31.
ICG REPORT, (April 2011), “Popular Protests in North Africa and the Middle East (III): The Bahrain
Revolt,” Middle East/North Africa Report, No: 105-06.
“King Abdullah Names Members of the Allegiance Commission,” (10.12.2007),
http://www.saudiembassy.net.
KOSTINER, Jozeph. (1985), “On Instruments and Their Designers: The Ikhwan of Najd and the
Emergence of the Saudi State,” Middle Eastern Studies, c. 21, n. 3.
KOSTINER, Joseph. (1997), “State, Islam and Opposition in Saudi Arabia: The Post Desert-Storm
Phase,” Middle East Review of International Affairs, c. 1, n. 2.
KURġUN, Zekeriya. (2011). “Tarihten günümüze Suudi Arabistan,” http://www.ordaf.org.tr.
LACROIX, Stephane. (11.02.2008), “Post Wahhabism in Saudi Arabia,” Islam Daily,
http://www.islamdaily.org.
LACROIX, Stephane. (02.06.2010), “Saudi Liberals; Elitist Ambitions and The Reality of Saudi
Society,” http://www.majalla.com.
McHALE, T. R. (1980), “A Prospect of Saudi Arabia,” International Affairs, c. 56, n. 4, ss. 622-647.
McADAM, Doug; MCCARTHY, John D. ve ZALD Mayer N. (1996), “Introduction: Opportunities,
Mobilizing Structures, and Framing Processes – Toward a Synthetic, Comparative Perspective on
Social Movements,” iç. Doug McAdam, John D. McCarthy ve Mayer N. Zald (eds.), Comparative
Perspectives on Social Movements: Political Opportunities, Mobilizing Structures, and Social
Framings, New York: Cambridge University Press, ss. 1-20.
26 Muhittin Ataman & Yurdanur Kuşçu
MENORET, Pascal. (27.12.2005), “The Municipal Elections in Saudi Arabia 2005,” http://arabreform.
net.
METZ, Helen Chapin (ed). (1992), Saudi Arabia: A Country Study, Washington: GPO for the Library of
Congress.
NEHME, Michel G. (1994), “1950-80 Between Nationalism and Religion,” Middle Eastern Studies, c.
30, n. 4, ss. 930-943.
NEVO, Jozeph. (1998), “Religion and National Identity in Saudi Arabia,” Middle Eastern Studies, c. 34,
n. 3, ss. 34-53.
OBERSCHALL, Anthony. (1996), “Opportunities and Framing in the Eastern European Revolts of
1989,” iç. Doug McAdam, John D. McCarthy ve Mayer N. Zald (eds.), Comparative Perspectives on
Social Movements: Political Opportunities, Mobilizing Structures, and Social Framings, New York:
Cambridge University Press, ss. 93-121.
OKRUHLIK, Gwenn. (2003), “Saudi Arabian-Iranian Relations: External Rapprochement and Internal
Consolidation,” Midle East Policy, c. 10, n. 2, ss. 113-125.
OKRUHLIK, Gwenn. (Ocak, 2009), “Networks of Dissent: Islamism and Reform in Saudi Arabia,”
Current History.
ONLEY, James. (2009), Britain and the Gulf Shaikhdoms, 1820-1971: The Politics of Protection,
Occasional Papers, No: 4, Center for International and Regional Studies, Georgetown University
School of Foreign Service in Qatar.
PROKOP, Michaela. (2003), “Saudi Arabia: The Politics of Education,” International Affairs, c. 79, n. 1,
ss. 77-89.
SALHA, Samir. (5 Mart 2009 ), “Suudi Arabistan Reformları Nasıl Okunmalı,” Zaman.
STANLEY, Trevor. (15 July 2005), “Understanding the Origins of Wahhabism Salafism,”
http://www.jamestown.org.
TÜRKĠYE’NĠN SUUDĠ ARABĠSTAN BÜYÜKELÇĠLĠĞĠ, Resmi internet Sitesi, “Suudi Arabistan Tarihi,”
http://riyad.be.mfa.gov.tr.
TIMETURK, (26/02/2011), “Suud’da Yeni Parti: Ġslami Ümmet Partisi,” http://www.timeturk.com/tr.
----------------, (07/03/2011), “Suud Kralı Abdullah’a Alimlerden Ültimatom,” http://www.timeturk.com/tr.
WIKTOROWICZ, Quintan. (2004), “Introduction: Islamic Activism and Social Movements Theory,” iç.
Quintan Wiktorowicz (ed.), Islamic Activism: A Social Movement Theory Approach, Bloomington,
Indiana: Indiana University Press, ss. 1-36.