Cilt 5, Sayı 3, Aralık 2013
Ece ÖZTAN

Türkiye Kökenli Göçmen Kadınların Hollanda’daki Örgütlenme Deneyimleri Ve Feminist Siyaset

Misafir isçilik rejimlerinin geleneksel aile birlesimi yaklasımı içerisinde,
göçmen kadınların konumunun bagımlı ve ikincil bir göç hareketi olarak ele alınması
yaygın bir egilimdir. Göçün kadınlasması olgusunun kabul edilmesine ragmen,
göçmen kadınlara iliskin literatür agırlıklı olarak entegrasyon ve isgücü gibi
meselelere odaklanmıstır. Göçmen ve etnik azınlık kadınların politik aktörler olarak
ele alınarak, siyasal görünürlüklerinin arastırılması ulusasırı göç perspektifi
açısından önem tasımaktadır. Bu makale, “misafir isçilik” döneminden günümüze,
Hollandalı Türkiye kökenli kadınların örgütlenme deneyimleri, Türkiye ve Hollanda
feminist hareketi ile iliskilerini konu edinmektedir. Bu çerçevede Hollanda feminist
hareketinin kolonyal geçmis ile günümüz çokkültürlü baglamında “öteki” kadınlara
iliskisi ve bu iliskinin günümüzdeki yansımaları ele alınacaktır. Makale, Hollanda
feminist hareketinin altın dönemi olan 70’li ve 80’li yıllarda hem göçmen kadın
örgütlenmesi hem de Hollandalı kadın örgütlenmeleri içerisinde faaliyet gösteren
kadınlarla yapılan derinlemesine görüsmeler ile arsiv çalısmasına dayanmaktadır.
Kadın hareketlerinin yerel-ulusal ve ulusasırı baglamlarda, toplumsal cinsiyet
rejimleri ve siyasal fırsat yapıları ile iliskilenme sürecinin analizi, toplumsal cinsiyeti
ırk/etnisite ve sınıf ile iliskiselligi içerisinde degerlendirmek bakımından önem
tasımaktadır.
Anahtar kelimeler: Hollanda kadın hareketi; göçmen kadınlar; çokkültürlülük;
feminist siyaset
ORGANIZATIONAL EXPERIENCES OF TURKISH IMMIGRANT WOMEN
IN THE NETHERLANDS AND FEMINIST POLITICS
ABSTRACT
There is a tendency that women’s migration has still been acknowledged as
“dependant” or “secondary” migratory movement in guest worker regimes’
traditional family Reunion schemas. Despite acknowledging the feminization of
Alternatif Politika, Cilt 5, Sayı 3, 214-241, Aralık 2013
216
immigration, literature on immigrant women in guest worker regimes has mainly
been focused on integration issues. However it is necessary to recognize Turkish
immigrant women as the political/social actors of the country of residence within
multiple attachments and to give immigrant and ethnic minority women greater
visibility within receiving country context within transnational migration
perspectives. This article examines evolution of Turkish imigrant women’s
organisational experiences and their ties with Turkish and Dutch feminist movements
since the 1970’s. In this context, colonial baggage of Dutch feminism and their
relationships with “the other” women in contemporary Dutch multicultural context
has been addressed. This study is based on in-depth interviews with activist Turkish
women in both immigrant women organizations and Dutch feminist movement
during since 1970s and archival data collected by International Archive of the
Women's Movement (IIAV) and International Instute of Social History (IISH) in
Amsterdam. This article argues how women’s movement articulates gender regimes
and political opportunity structures and how gender ethnicity and class intersects in
local-national and transnational contexts.
Key Words: Dutch women’s movement; Turkish immigrant women;
multiculturalism; feminist politics
Ece Öztan 217
TÜRKYE KÖKENL GÖÇMEN KADINLARIN HOLLANDA’DAK
ÖRGÜTLENME DENEYMLER VE FEMNST SYASET
GRS
Kadın hareketi bütün çesitliligi ve renkliligi ile nasıl kavranabilir? Bu soru
göçmen kadın hareketlerini düsündügümüzde özellikle önemlidir, göçmen kadınların
feminist mücadele pratikleri çünkü çifte bir görünmezlik içerisindedir. Hem Batı
kadın hareketi hem de köken ülkelerdeki kadın hareketlerinin kıyısında yer alırlar.
Feminist hareketleri ulusal ölçekte degerlendirdigimizde, göçmen kadınlar göç edilen
ülkelerdeki ana hareket ve grupların bir faaliyet alanı ya da göçmen
örgütlenmelerinin “kadın kolları”, köken ülkedeki feminist hareketler bakımından ise
Türkiye’deki kadın hareketinin baska bir ülkedeki uzantısı olarak görülebilmektedir.
Her durumda bu hareketleri kavramayı olanaksız kılan “evrensel kızkardeslik” ya da
“kültürel görecelilik” is basındadır. Feminist hareketler uzunca bir dönemdir,
bagımsız kadın hareketine vurgu yaparken, etnik-dinsel-ulusal hareketler, sınıf
siyaseti ve diger toplumsal hareketler ile kadın hareketi arasındaki sınırlar konusunda
hassasiyet gösterdi. Feminist hareketin özerklik talebi ve iddiası temelde 2. Dalga
kadın hareketinin örgütlenme zemini olusturmustu. Bir kimlik olarak “kadınlık”
tanımlaması ve feminist kuramsal çabalar, 2. Dalga feminist hareketin de gücünü
olusturuyordu. Ancak “kızkardesligin” aslında evrensel olmadıgına, farklı sınıf,
etnik köken ve milliyetlerden gelen kadınların seslerinin, “evrensel kızkardeslik”
paydası altında konsolide edilmesinin içerdigi baskı ve risklere yapılan vurgu
1990’ların ana temalarından biri haline gelmisti. 1990’ların kimlik, kültür, ırk ve
etnik kimler üzerinden farklılık tartısması bir yandan beyaz, Avrupa merkezci ve
hegemonik bir feminizmin elestirisine ve Batı feminizminin kolonyal ve emperyal
baglantılarının ortaya konmasına zemin hazırlarken, diger yandan da kimlik ve
farklılık temelli, tikel ve kimi zaman özcü kimi kimlik tahayyüllerine de zemin
hazırlamıstı. Avrupa merkezci, soyut bir evrenselcilik ile kültürel görecelik birbirinin
ayna imgeleri olarak feminizmin geri çekilmesi olarak tanımlanan süreci de besledi.
Hem Avrupa merkezci ve hegemonik feminizmin farklı feminizmlerle olan sorunlu
iliskisi, hem de kültürel görecelilik, feminizmler arası diyalogu önemli ölçüde
sınırlamıstı.
Farklı feminizmler arasındaki diyalog sorunu, “neoliberal post-feminizm”
döneminde özellikle önem tasımaktadır. 11 Eylül sonrası dünya, Avrupa kentlerinde
Alternatif Politika, Cilt 5, Sayı 3, 214-241, Aralık 2013
218
slam karsıtı hareketlilik, göçmen ve sıgınmacı grupların yogunlasması ve göçün
kadınsılasması gibi olgular feminizmin bir siyasal kimlik olarak yeniden, daha
kapsayıcı ancak etnik, ulusal, sınıfsal farklılıklar arasında yerel, ulusal ve ulusasırı
diyaloglara açık bir biçimde yeniden tanımlanmasını gerektirmektedir. Bu çerçevede
göç baglamında beyaz ve göçmen kadın hareketleri arasındaki iliskilere Hollanda
örnegi üzerinden bakmak istiyorum. Makale, Hollanda feminist hareketinin altın
dönemi olan 70’li ve 80’li yıllarda hem göçmen kadın örgütlenmesi hem de
Hollandalı kadın örgütlenmeleri içerisinde faaliyet gösteren Türkiye kökenli
kadınlarla yapılan 44 derinlemesine görüsme ve arsiv çalısmasına dayanmaktadır.
Makalenin ilk bölümünde, misafir isçilik rejimleri altında sekillenen ilk göç dalgası
içerisinde Türkiyeli kadınların konumuna ve Hollanda’daki feminist siyasetin
üzerinde yükseldigi zemine deginmek istiyorum. Ardından Türkiyeli kadınların
örgütlenme deneyimlerini, Hollanda feminist hareketi ile iliskilerini, yerel, ulusal ve
ulusasırı baglamlar arasındaki etkilesimlere yer vererek incelemeyi hedefliyorum.
Kuskusuz göçmen kadın hareketleri, yalnızca göç ettikleri ülkelerin feminist
siyasetleri ile iliskileri üzerinden kavranamaz. Göç eden nüfusun etnik-sınıfsal
kökenleri ve köken ülkedeki kadın hareketinin dinamikleri, yerel deneyimleri ve bu
deneyimlerin ulusasırı baglamlarda aldıgı sekillerin de incelenmesini
gerektirmektedir. Bu çalısmada odak noktası, Türkiyeli kadınların Hollanda feminist
hareketi ile iliskileri olmakla birlikte, hareketin yerel, ulusal ve ulusasırı
dinamiklerine yeri geldikçe deginmeye çalısacagım.
Hollanda’da Türkiye Kökenli Göçmen Kadınlar
Hollanda’ya Türkiye’den göç büyük ölçüde 1960’lı yılların “misafir isçilik”
rejiminin etkisiyle gerçeklesmisti. 1960’lı yıllarda baslayan Türkiye’den Avrupa’ya
formel isçi göçü, Avrupa is piyasalarının ihtiyaç duydugu emek gücünü karsılamak
amacıyla karsılıklı anlasmalar yolu ile gerçeklesen ve “geçici” oldugu düsünülen
“misafir isçileri” içeriyordu. Bu anlasmalar yoluyla gelenlerin çogu erkekti ve erkek
isçi imajı, uzun bir dönem boyunca Avrupa’daki Türkiyeli göçüne egemen olan bir
stereotip olarak varlıgını korudu. Oysa gelenler arasında sayıca sınırlı da olsa
bagımsız olarak göç eden kadınlar bulundugu gibi, daha sonraki dönemlerde aile
birlesimi yoluyla gelen kadınların pek çogu da Avrupa emek piyasasının farklı
alanlarında yer almaya baslamıstı1. Ancak yine de kadınlar uzunca bir süre, ne emek
1 Türkiye’den Avrupa’ya çalısmak amacıyla gitmek isteyen pek çok kadın bulunmaktaydı. Örnegin 1969’da
Avrupa’ya gitmek üzere s ve sçi Bulma Kurumu’na basvuran kadınların sayısı 31.461 iken 1970’de bu
Ece Öztan 219
piyasası ile ilgili hesaplamalarda ne de göç ile ilgili siyasa ve tartısmalarda gündeme
geldi. Erder’in belirttigi gibi kadınlar emek piyasası bakımından tıpkı çocuklar gibi,
iktisadi olarak aktif olmayan, “ekmek parası kazanan isçi erkegin ailesi”, göç süreci
içerisindeki konumları bakımından da “bagımlı” ve “pasif” bir kategori olarak kabul
edilmekteydi (Erder, 2006: 301). Bu nedenle de uzunca bir dönem ne etnik azınlıklar
politikasında ne de özgürlesme (emancipatie) politikasında göçmen kadınlara iliskin
kapsamlı politikalar olusturulmadı.
Türkiyeli kadınların Hollanda’ya göçü daha basından Almanya, Avusturya
gibi diger misafir isçilik rejimlerindeki kadın göçünden kimi farklılıklar içeriyordu.
Endüstriyel kadın emeginin diger Avrupa ülkelerine oranla her dönem çok daha
düsük seyretmesi, kadınların göçmen isçiligi önündeki sınırlamalar baslangıçta
Türkiye’den giden kadınların sayısının sınırlı kalmasına neden olmustu2. Hollanda
misafir isçilik döneminin baslangıcında, kadın isçilerin bekar ve çocuksuz olmaları
kosulunu aramakta, ilk dönemlerde yapılan göçmen isçilik sözlesmelerinde
Almanya’dakinin aksine gelecek kisilerin ailesi veya yakınlarını getirmesi
yasaklanmaktaydı (Santing, 1987:75; Schrover, 2009: 196). Hollanda’ya göç eden
Türkiyeli kadınların oranı, 1967’de aileleri getirme yasagının kaldırılmasından sonra
artmaya baslamıs, özellikle 70’lerden itibaren aile birlesimi yoluyla gelen kadınların
katılması ile kadınların oranı hızla yükselmistir. Bütün bu özellikler, Hollanda’ya
gelen kadınların kosullarını ve önlerindeki istihdam olanaklarını etkilemekteydi. Bu
nedenle ilk dönemlerde Hollanda’ya bagımsız olarak, genellikle tekstil atölyelerinde
çalısmak amacıyla gelen az sayıda kadının, oturum ve çalısma izni olmaksızın, kayıtdısı
alanlarda çalısmak üzere geldigi söylenebilir. Bu dönemlerde aile birlesimi
yoluyla gelen kadınlar da, yine basta tekstil ve gıda olmak üzere imalat sanayinin
çesitli dallarında, Hollandalı kadınların isgücüne katılım oranlarının bugünün çok
gerisinde oldugu bir dönemde is piyasasına girmeye baslamıslardı 3. Özellikle tekstil
alanında giderek yogunlasan kadın isgücü talebi diger Avrupa ülkelerinde de göçmen
kadın istihdamını arttırmıstır. Tekstil alanındaki bu talep, önce kadın isçinin
Avrupa’ya geldigi ve ardından es ve yakın akrabaların aile birlesimi yolu ile göç
sayı 74.595’e, 1974’te ise 136.683’e yükselmisti. Avrupa’ya isçi olarak gitmek için s ve sçi Bulma
Kurumu listelerine kaydolan kadınların toplam basvurulara oranı 1969’da %4 iken, 1974’te % 16’ya
yükselmisti (Akgündüz, 2006: 104).
2 Örnegin 1961-74 döneminde Türkiye’den Hollanda’ya gidenler içinde kadınların oranı % 1’in
altındayken, bu oran kadınların pek çok endüstri dalında ise alındıgı Almanya’da % 21, sviçre’de % 15,
Avusturya’da da % 12’idi.
3 Örnegin 1970’lerde Hollandalı kadınların is piyasasına katılım oranı % 30 düzeyindeydi.
Alternatif Politika, Cilt 5, Sayı 3, 214-241, Aralık 2013
220
sürecine dahil oldugu yeni bir modele yol açmıstır (Keyder/Aksu-Koç, 1988: 22).
Özellikle Almanya ve Hollanda gibi ülkelerde Türkiyeli kadınların isgücüne katılım
oranları diger Akdeniz ülkelerinin oldukça üzerinde gerçeklesmistir. Örnegin
Hollanda’da Yugoslavyalı kadınlar ile birlikte Türkiyeli kadınlar en yüksek katılım
oranlarına sahipti (Brouwer/Priester, 1983). 1980’de iktisadi olarak aktif kadınlar,
Avrupa’daki toplam Türkiye kökenli isçilerin % 25’ini olusturuyordu (Keyder/Aksu-
Koç, 1988: 22). Almanya’da göçmen kadınlar, daha erken tarihlerden itibaren
toplam göçmen isgücünün % 30’unu olusturmaktaydı. Göçmen kadınların yarısından
fazla iktisadi olarak aktifti ve bu oranlar örnegin Yugoslav kadınlar da % 70’ler
seviyesine çıkıyordu. Kosack’ın vurguladıgı gibi bu oranlar hem geldikleri ülkelerin
hem de Almanya’daki kadınların isgücüne katılım oranlarının ilerisindeydi (Kosack,
1976: 372-3).
Klasik göç semaları, aile birlesimi yoluyla gelseler dahi, kadınların is
piyasasındaki katkılarının yanı sıra, toplumsal cinsiyetin kurumsal yapı ve süreçlerle
iliskisinin de gözden kaçırılmasına yol açmıstır. Bu nedenle yurttaslık, siyasal
katılım gibi konularda göçmen kadınların görünmezligi devam etmistir. Oysa
kadınlar, göç edilen ülkeye yerlesme ve topluluk hizmetlerinin örgütlenmesinde,
göçmenlere yönelik sosyal hizmet alanlarının olusumu ve gelisiminde, sivil katılım
süreçleri ile ana toplumla kurdukları baglar yoluyla göçün sürdürülmesi ve
entegrasyon süreçlerinde de önemli roller oynamıslardır. Bu çalısmada özgül olarak
göçmen kadınların, hak ve özgürlükleri için mücadele veren kadın örgütlenmeleri
içerisindeki deneyimleri temel alınmıs, karma örgütler ve/veya diger topluluk
örgütlenmeleri içerisindeki deneyimlerine yer verilmemistir. Hollanda örnegini
önemli kılan, Türkiye kökenli göçmen kadınların görece erken bir dönemde ulusal
çapta örgütlenen, mahalle ve semt düzeyinde çalısmalar yürüten ve Hollanda kadın
hareketi ile iliskili bir göçmen kadın örgütlenmesini gerçeklestirmis olmalarıdır.
GÖÇMEN VE HOLLANDA KADIN HAREKETLER
Yirmi yılı askın bir süre ve görece erken bir tarihte ulusal düzeyde göçmen
kadınları temsil eden tek örgüt konumunda olan Hollanda Türkiyeli Kadınlar Birligi
(HTKB), 1974 yılında Hollanda Türkiyeli sçiler Birligi4 (HTB) bünyesinde yer
4 HTB, 12 Mart 1971 muhtırası sonrasındaki dönemde Türkiye’den ayrılan Türkiye Komünist Partisi
(TKP) üyelerinin girisimiyle Utrecht’te kurulmustu. Daha sonra dernegin merkezi Amsterdam’a tasınmıstır.
HTB halen Hollanda’nın bes sehrinde (Amsterdam, Leiden, Den Haag, Rotterdam ve Eindhoven) önceki
dönemle kıyaslanabilir olmasa da faaliyetlerine devam etmektedir.
Ece Öztan 221
alan kadınların girisimiyle kurulmustu5. O dönem, Türkiye’de de, TKP’nin BM
Dünya Kadın On yılı öncesindeki çagrısıyla paralel bir sekilde, lerici Kadınlar
Dernegi(KD) kurulmustu. HTKB’nin Türkiye’deki KD ile de yakın baglantıları ve
ortak çalısmaları olmustur. HTKB genel bir çatı örgüt olmakla birlikte, özellikle
çesitli mahallelerdeki semtevleri kanalıyla yerel faaliyetler örgütlemeyi basarabilmis,
göçmen kadınları bünyesine katmak ve farklı kesimlere ulasmayı hedeflemistir.
HTKB’li kadınlarca 1979 yılından itibaren 10 yılı askın bir süre 3 ayda bir
“Kadınların Birligi” (Turkse Vrouwenkrant) adı altında Türkçe ve Hollandaca olarak
iki dilde yayın yapan bir dergi çıkarılmıstır. Dergide, basta bagımsız oturum hakkı
mücadelesi olmak üzere, esit haklar mücadelesi, Türkiye’de demokratiklesme
mücadelesi ve kadın hareketi, Hollanda barıs ve kadın hareketinden haberler, kadın
hakları alanındaki uluslar arası gelismeler, saglık, egitim, sosyal haklar alanına
iliskin pratik bilgiler ile örgütün kurs, toplantı ve diger faaliyetlerine iliskin
duyurular yer almaktaydı. HTKB, özellikle kadınların bagımsız oturum hakkı
konusunda diger göçmen örgütleri ve Hollanda kadın hareketinin de destekledigi
etkin bir mücadele yürütmüstü.
Türkiyeli kadınların Hollanda’da örgütlenmeye basladıkları dönem 2. dalga
kadın hareketinin de altın yıllarıydı. Bagımsız kadın hareketi sosyalist ve radikal
feminist gruplardan olusmaktaydı. Sadece kadın hareketi açısından degil, 1960’lı ve
70’li yılların iklimi, korporatist tonları agır basan sütunlasmıs ve elitler arası
konsensusa dayanan ortaklasmacı demokrasi modeli olarak bilinen geleneksel
Hollanda siyasal sisteminde bir ara dönem yaratmıstı6. Sekülerlesme, refah devleti,
büyüyen bir ekonomi, yüksek yasam standartları, bireysellesme ve giderek çesitlenen
bir toplum ve yeni sosyal hareketler dönemi geleneksel sütunların toplumsal tabanını
eritmisti. Bu anlamda kadın hareketi, geleneksel modele meydan okuyan önemli bir
5 1974 yılında HTB’li kadınların düzenledigi anneler günü kutlamasında kadın örgütünün kurulması
yolunda olusturulan çalısma grubu, örgütün çalısma planını ve kurulus ilkeleri toplantıya katılan kadınlarla
paylasılmıs ve HTKB’nin kurulus müjdesi büyük bir coskuyla karsılanmıstır (Onderwater 2008:7).
HTKB’nin kurulus dönemi ve ilk kusak göçmen kadınları odak noktası alan bir diger çalısma için bkz.
(Öztan 2010a).
6 Sütunlasma (verzuiling) kavramı, 17. ve 18. yüzyıllarda gelismeye baslayan ve 20. yy’ın baslarında dinsel
azınlıkların tanınması sürecinde tipik formuna ulasan, Katolik, Protestan, Liberal ve Sosyal Demokrat
grupların toplumsal hayatın saglık, sosyal refah, egitim vb. gibi her alanında kendi örgütlenmelerini
olusturmalarına dayanan toplumsal yapıyı ifade etmek için kullanılmaktadır. Toplum tepedeki elitleriyle
yönetilen sütunlara ayrılması ve tarafların hiçbiri çogunluga ulasamaması nedeniyle devlet politikaları bir
koalisyon sorunu olagelmis, ortaklasmacı demokrasi modeli ise bu sütunlasmıs toplumsal yapı içerisinde
siyaset yapma biçimi olarak gelismistir.
Alternatif Politika, Cilt 5, Sayı 3, 214-241, Aralık 2013
222
aktör olarak gündeme gelmisti7. Man-Vrouw-Maatschappij (Erkek-Kadın-Toplum),
Dolle Mina gibi feminist gruplar ile özellikle sol parti ve sendikalardaki radikal
kadın grupları bu döneme damgasını vuran örgütlenmeler olarak göze çarpmaktadır.
Schwebel, Hollanda 2. Dalga kadın hareketinin izledigi stratejinin, bir yanda içinden
dogdugu sosyalist ögrenci hareketi diger yandan da pek çok sayıda kadın
örgütlenmesi ile ittifak halinde ulusal kurumsal mekanizmalarda yer alma
mücadelesi içerisinde kendisini konumlamaya çalıstıgına vurgu yapmaktadır (2003:
666). Hem radikal hem de yasal-kurumsal düzemli birarada yürütme stratejisi
nedeniyle Hollanda feminist hareketi, sveç, Norveç ve Danimarka gibi skandinav
ülkeleri ile benzerlik göstermektedir. 1970’lerin feminist gruplarının temel
mücadeleleri, kürtaj hakkı, egitim, is yasamı ve siyasette kadınların önündeki
engellerin kaldırılması hedeflerine yönelmisti. Bu hedefler öncelikliydi, nitekim hem
dinsel örgütlenme temelinde gelisen toplumsal-siyasal yasam hem de aile modeli
Hollandalı kadınların Avrupalı akranlarına kıyasla ailenin dısındaki alanlarda çok
daha az varlık göstermelerine yol açmıstı. Bu anlamda mücadele stratejileri benzerlik
gösterse de, istihdam piyasasına uzaklık, katı bir annelik ideolojisi ve evcimenlik
kültü Hollanda örnegini, skandinav örneklerinden farklılastırmaktaydı.
Bu dönemde Hollanda kadın hareketinin gücünü olusturan unsurlardan biri,
feminist grupların gerek parti ve sendikalar, gerekse kadın özgürlügü konusunda
olusturulan ulusal ve yerel mekanizmalarda yer alarak, mücadele gündemlerini
dogrudan bu birimlere tasıması olmustur. 1970’lerde kadınların özgürlesmesine
iliskin Sosyal sler ve Çalısma Bakanlıgı’na baglı bir koordinasyon birimi (Directie
Coordinatie Emancipatiebelied) kurulmus ve bu kurul kadın sorunlarını
hükümetlerin gündemine yerlestirmede önemli roller üstlenmistir. Üstelik bu birimin
pek çok üyesi MVM ya da Dolle Mina gibi gruplar içinde yer alan kadınlardan
olusturulmustur (Widener, 2006). 1970’lerde hızla genisleyen kadın hareketi siyasi
partiler içerisindeki kadın gruplarının da radikallesmesine zemin olmus, örnegin sçi
Partisi içerisinde Rooi Vrouwen (Kızıl Kadınlar) ses getirici eylemlerin yanı sıra,
parti programında da önemli etkiler yaratmıstır. Kadınların is piyasasına
katılımlarına ve bu alandaki esitsizliklerle mücadeleye odaklanan özgürlesme
politikaları (emancipatiebeleid) gelistirilmesinde kadın örgütlerinin dogrudan etkileri
olmus, haneyi refah politikalarının birimi yapan anlayıstan uzaklastırma yönünde
7 Ortaklasmacı demokrasi ve yeni korportizmi kadın yurttaslar açısında degerlendiren bir çalısma için bkz.
Öztan 2010b: 85-114.
Ece Öztan 223
zorlayan bir politika izlemistir (Bussemaker, 1998; Outshoorn,1997). Kürtaj
yasagına karsı protestolar, nükleer silahlara karsı barıs eylemleri ve 8 Mart
kutlamaları, Türkiye kökenli kadınların da Hollanda kadın hareketi ile yan yana
geldigi eylemlerdi. Dolle Mina’ların kimi eylemleri HTKB’li kadınlarca da
destekleniyordu.
Hollanda’da 2. Dalga kadın hareketinin basarısı ve ardındaki kamusal
destegin bir sonucu olarak sosyal hakların bireysellesmesi, çocuk bakımı için
kamusal olanaklar ve kadınların isgücüne katılımında artıs egilimleri saglanmıstır.
Ayrıca sekülerlesme, bireysellesme egilimleri beraberinde annelik yası yükselmeye,
bosanma oranları ve yalnız annelerin sayısı artmaya baslamıstır. 1960’lardan itibaren
büyüyen ekonomi ve genisleyen refah hizmetleri sektörü kadınların ücretli ise erisimi
için önemli olanaklar saglamıstır. Özgürlesme politikaları spesifik olarak göçmen
kökenli kadınlara odaklanmasa da, göçmen kadın hareketi ile Hollanda kadın
hareketi arasında kısa bir dönem de olsa dayanısma iliskisi kurulmaya çalısılmıstır.
Bu dönemde Hollanda feminist hareketin sol ve enternasyonelist hareketlerle iliskisi
(barıs hareketi, ırkçılık karsıtı hareketler örnegin), taban faaliyetleri ile dogrudan
eylemlere dayanan zengin mücadele pratigi ile kadın hareketlerinin ulusal ve
uluslararası zeminde yarattıgı etkiler bu iliskinin zeminini olusturmustur. 1975
yılında Birlesimis Milletler Kadın Konferansı ile Kadın on yılı ilan edilmesi, kadın
özgürlügü konusunda faaliyet gösteren ulusal mekanizmaların olusturulması gibi
gelismeler bu döneme damgasını vurmustur. Feminist hareketin canlılıgı sol siyasi
partiler içerisindeki kadın gruplarınının da radikallesmesini saglamıstı. Örnegin
1970’li yılların ortalarında sçi Partisi 3. dünyadaki kadın hareketlerini aktif biçimde
destekliyor ve kermesler, dayanısma toplantıları örgütlüyor, partinin Kızıl Kadınlar,
Rooi Vrouw örgütlenmesi parti içinde ve dısında kadın hakları için mücadele eden ve
siyaset oyununu degistirmeye çalısan bir baskı grubu olarak faaliyet gösteriyordu
(Oudijk, 1996: 471). Benzer bir gelisme sendikal hareket içerisinde de yasanmıs,
özellikle ögretmenler sendikası ve kamu çalısanları sendikalarında aktif feminist
gruplar taleplerini, sendika programlarına eklemislerdir8.
Hollanda Kadın Hareketi ile Ayrısmalar ve Örgütlenme Stratejileri
8 Feminist hareketin sendikal alanda Hollanda’ya özgü bir basarısı da, ülke genelindeki sendikalar
konferderasyonunun (Federatie van Nederlandse Vak Verenigingen-FNV) üyesi olan ve sendika üyesi
erkeklerin esleri ve tüm ev kadınlarını örgütlemeye çalısan Kadınlar Sendikası’nın kurulmasıdır. FNV,
ücretsiz emek, ev kadınlarının konumu, egitim ve istihdam olanakları gibi konularda çalısmaktadır.
Alternatif Politika, Cilt 5, Sayı 3, 214-241, Aralık 2013
224
1980’li yıllarda HTKB, hem Amsterdam’da mahaller düzeyinde hem de
Hollanda’nın diger sehirlerinde faaliyetler yürütmekteydi. Semtevleri üzerinden
örgütlenmek, hem göçmen kadınlara yönelik dil kursları, dikis kursları, bilgilendirme
toplantıları, danısma günleri gibi pratik faaliyetlerin yürütülmesi için bir gereklilik,
hem de örgütün HTB ile mesafesini de koruyan bir örgütlenme yoluydu.
Semtevlerinin aktif bir biçimde kullanılması, Hollandalı feministlerin de 60’lı ve
70’li yıllardaki örgütlenme stratejilerinden biriydi. Ancak Hollanda kadın hareketi,
kurumsal yapılanma içerisinde yer almaya ve hızla profesyonel örgütlenmelerde
konsolide olmaya baslamasıyla semtevleri ile baglarını kaybetmisti. HTKB özellikle
ilk örgütlenme sürecinin ardından, 1980’li yıllarda kamusal fonların da destegiyle
semtevlerini aktif bir biçimde kullanmaya devam etti. HTKB, özellikle o dönemlerde
Hollanda’ya aile birlesimi yoluyla gelen kadınların ve genç kızların egitim yasamına
yönlendirilmesi, dil egitimi almaları ya da çesitli becerilere yönlendirilmesi
konusunda önemli çalısmalar yürütmüstü. Çesitli semtlerde kadınlara ve genç kızlara
yönelik olarak Hollandaca kurslarından, bilgisayar ve Türkçe kurslarına, dikis
kurslarında saglık toplantılarına pek çok alanda egitim faaliyetinde bulunmustur.
Hollanda’da göçmenleri ilgilendiren konular, çıkarılan yasalar kamuoyundaki
tartısmalar konusunda da kadınlara yönelik bilgilendirme toplantıları düzenlemistir.
Kadınlara yönelik özel konusma saatleri olusturularak, göçmen kadınların oturum
hakkından, is piyasasındaki sorunlara, saglık ve çocuk bakımı konusundan, egitim
alanındaki sorunlarına kadar pek çok alanda destek saglanmaya çalısılmıstır.
HTKB’nin o dönemler dayanısma içinde oldugu kadın örgütü, Hollanda
Komünist Partisi ile iliskili olan, Nederlandse Vrouwen Beweging (NVB), Hollanda
Kadın Hareketi adlı örgüt idi9. HTKB’nin 1979 yılından itibaren yıllık kongrelerine
NVB’li kadınları da davet etmisti. Ayrıca Hollandalı kadınlardan olusan dayanısma
komitesinde de NVB ile iliskili kadınlar bulunmaktaydı. O dönem NVB de sosyalist
hareketin, Batı dısındaki dünyaya ve farklı toplumsal hareketlere dönük
enternasyonalist egilimlerini yansıtmaktaydı. Bu çerçevede hemen yakınında, gerek
Türkiye’deki sol hareketle iliskili gerekse Hollanda’daki göçmen kadınların
sorunlarını temel alan bir örgütlenmeye ilgisiz kalması olanaksızdı. Üstelik 12 Eylül
askeri darbesi ve Türkiye’nin demokratiklesmesi sürecine yönelik de aktif bir siyaset
9 NVB’nin kökeni 2. Dünya Savası’nın hemen ertesinde, sosyalist, komünist, sosyal demokrat ve mezhep
çevrelerinden dıslanan kadınlarca kurulan anti-fasist bir örgütlenmeydi. Soguk savas döneminde de
Hollanda Komunist Partisi (CPN) ile yakın iliskileri olan bir örgüttü (Withuis 2000: 34-5).
Ece Öztan 225
yürüten kadın örgütü NVB’nin kolaylıkla isbirligi yapabilecegi bir örgütlenme idi.
Nitekim 1980 tarihli 11. Konhresi’nde NVB, ülkede yasayan ve çalısan yabancı
kadınların özel konumları üzerinde durulması ihtiyacının altını çizmekteydi
(Onderwater, 2008: 43). Bu ortamda NVB, HTKB ile birlikte 1981 tarihinde
Amsterdam’da düzenlenen Yabancı Kadınlar Konferansı’nın hazırlanmasında önemli
bir rol oynamıstı. Bu konferans bir yandan isbirligi ve dayanısmanın ürünü iken
diger yandan da Hollanda kadın hareketi ile ayrısma ve çatlakların da ipuçlarını
vermekteydi. Hollandalı kadınlar ile aralarındaki tartısma, aralarındaki iliskilerin
paternal bir hamilik iliskisine dönüsmesi konusundaki hassasiyet ile kadın
sorunlarına iliskin taleplerdeki ayrısmalar üzerinde yogunlasıyordu (Onderwater
2008: 44). Hollandalı kadınlar göçmen kadınları yeterince “feminist” bulmazken,
konferansa katılan göçmen kadınlar, yasadıkları sorunların Hollandalı kadınlardan
farklılastıgını öne sürüyorlardı. HTKB, cinsiyet ayrımcılıgının yanı sıra ırkçılık ve
sınıf mücadelesini, uluslararası dayanısmayı önemli bulmaktaydı. Bu çerçevede
göçmen kadın isçilerin sosyal hakları, sendikal örgütlenmeleri, gıda endüstrisi ve
tekstil alanındaki çalısma kosulları ve hak mücadeleleri ile is piyasası, egitim, saglık
ve gündelik yasam alanlarındaki ırkçılık örgütün odak noktasındaydı. Bununla
birlikte, Hollandalı kadın örgütleriyle birlikte çalısma istegi, Stichting Ombudsvrouw
Amsterdam’ın Kasım 1982’de düzenledigi Irkçılık Kongresi’nde de dile getirilmis,
bu isbirliginin esit bir ortaklık ve dayanısma zemininde yürütülmesi ihtiyacı
vurgulanmıstı. Ancak HTKB’liler, bunun önünde önemli engeller oldugu,
Hollandalı kadın örgütlerince ciddiye alınmadıkları, esit olarak görülmediklerini dile
getiriyorlardı (Turkse Vrouwenkrant, 1983: 5-10). HTKB’li kadınlar bir yandan
Hollanda kadın hareketi ile dirsek temasını kaybetmemek ve bunu gerçek bir
isbirligine dönüstürmek, diger yandan da örgüt tabanında Hollandalı feministlere
yönelik olumsuz bakısı kırmak için de çaba sarf ediyordu. HTKB’nin Türkiyeli
kadınlara dönük özelestirisi ve Hollandalı feministlerle esit bir ortaklık hedefine
ragmen, bu tarz bir ortaklık ve dayanısmanın önünde önemli engeller oldugu
anlasılmaktadır (Öztan, 2010a: 42).
1980’ler ve sonrasında genel olarak Hollanda kadın hareketinde de bir
degisimin sinyalleri vardı. Özellikle kurumsal mekanizmalara dahil olma, kürtaj
hakkının yasalasması gibi gelismeler 2. Dalga kadın hareketinin radikal ve eylemci
unsurlarının geri çekilmesine yol açmıstı. Bu henüz feminist taleplerin geri çekilmesi
anlamına gelmiyordu kuskusuz. Kadın hareketinin kazanımlarıyla yerel ve ulusal
Alternatif Politika, Cilt 5, Sayı 3, 214-241, Aralık 2013
226
düzeyde faaliyet gösteren kurumsal yapılar, feministlerin yeni mücadele alanını
olusturmaktaydı. Bu dönemde de, özellikle yerel mekanizma ve örgütlenmelerde,
kürtaj hakkından, evli kadınlara da egitim ödenegi hakkına, ev içi emegin tanınması
ve esit bölüsülmesi mücadelesinden, is hayatındaki esitsizliklere kadar hemen her
alanda aktif bir biçimde katılan göçmen kadınlar bulunmaktaydı. Ama hareket olarak
göçmen kadın hareketi ve Hollanda kadın hareketi ayrı iki hareket olarak kaldı. 1970
ve 80’ler her ne kadar feministler için “altın yıllar” da olsa, göçmen ve renkli
kadınlarla, Hollandalı kadınlar ve örgütler arasındaki dayanısma düzeyi de sınırlı
kalmıstı. Essed, ötekilestirme, etniklestirme ve ırkçılıgı Hollanda kadın hareketi
içerisindeki çatlagın nedeni oldugunu ileri sürmektedir (Essed, 1996: 117).
HTKB’nin diger göçmen örgütleri ile birlikte yürüttügü, Hollanda kadın
hareketinin de destek verdigi uzun soluklu tek ortak çalısma 1981 yılında olusturulan
“Yabancı Kadınlar Bagımsız Oturum Hakkı Eylem Komitesi” idi. Bagımsız oturum
hakkı mücadelesi 1987 yılında genis çaplı bir kampanyaya dönüsmüstü (Kadınların
Birligi, 1987: 4-6). Kampanyayı örgütleyen Komite, Hollandalı hukukçular, insan
hakları örgütleri, siyasi partiler ve kadın gruplarından destek almıs, Yabancılar
Yasası’na iliskin degisiklikler için etkili bir baskı grubu olusturmustu10.
1980’lerin Türkiye kökenli kadınlar açısından farkı, örgütlenme
deneyiminin kazandırdıgı birikimle, tam da Hollanda kadın örgütlerinin semtevleri
gibi taban faaliyetlerini terk ettigi bir dönemde, bu merkezleri sıklıkla kullanması ve
taban faaliyetlerini gelistirmesi olmustur. Yine bu dönemde de, yerel düzeyde de olsa
Hollandalı kadın grupları ve diger göçmen kadınlarla iliskiler devam etti. Örnegin
NVB’nin ikinci kusak örgütlenmelerinden olan “Kadınlar Evi” (Vrouwenhuis),
HTKB’nin yanı sıra diger göçmen kadın örgütlerinin de çalısmalar yaptıgı bir mekan
oldu (Onderwater 2008: 46). Yine “Blijf van M’n Lijf”, Vrouwen Recht Amsterdam,
Stichting Ombudsvrouw Amsterdam gibi kadın örgütlenmeleri ile iliskiler devam
10 Aile birlesimi yoluyla Avrupa’ya göç eden kadınların önündeki temel yasal sorunlardan biri bagımlı
oturma izni meselesidir. Oturum izninin, önce gelen göçmene bagımlı oldugu süre genellikle 2-5 yıl gibi
sürelerle düzenlenmistir. Hollanda’da bu süre 3 yıl, Almanya ve ngiltere’de 2 yıldır. Bagımlı oturum
izininde, bu sürelerin esin yanında ve evlilik bagının koruyarak geçirilmesi, önce gelen esin oturumunu
kaybetmesi veya bosanma halinde diger tarafında oturum hakkının yasal olarak ortadan kalkması anlamına
gelmektedir. Bagımsız oturum hakkı meselesi Hollanda’da göçmen kadın hareketinin de en önemli
taleplerinden biri olmus, daha önce 5 yıl olan oturma izni 3 yıla düsürülmüs, en son 2003 yılının sonunda
Yabancılar Yasası’nda yapılan bir degisiklikle, aile birlesimi yoluyla gelen kadın eger aile içi siddete
maruz kalıyorsa, bu üç yıllık geçici süre dolmadan da, ancak bu konuda polise çok açık bir sikayette
bulunup, doktordan kendisine fiziksel siddet uygulandıgına dair açık bir rapor alırsa, ve kendisine siddet
uygulayan esiyle iliskisini bitirirse kendisine bagımsız oturum izni verilmektedir.
Ece Öztan 227
etmis ve ortak kampanyalar düzenlenmistir. Bunun yanı sıra HTKB, 1981’den
itibaren, 8 Mart kutlamaları için kent ölçeginde olusturulan organizasyon
komitesinde de diger kadın örgütlenmeleri ile bir arada yer almıstır. 8 Mart
organizasyonları, Hollanda kadın hareketi ile göçmen kadınlar arasındaki ayrısma ve
çatlakların su yüzüne çıkmasına sahne olmustur. Örnegin 1983 yılında HTKB’nin de
aralarında bulundugu siyah, göçmen ve mülteci kadın örgütlerinin komiteden
ayrılmasına yol açan gerilim, kutlamaların temasının belirlenmesi konusundaki
ayrısmadan kaynaklanmıstır. Hollandalı kadınlar kutlamanın ana temasının velayet
hakkına iliskin olmasında direnirken, göçmen kadınlar uluslararası kadın
dayanısması temasında ısrar etmislerdi (Onderwater 2008: 52-3). Türkiye, Fas
kökenli göçmen kadınlarla, Surinam, Antiller ve Endonezya gibi eski sömürgeler
kökenli kadınlar “Siyah Manifesto” baslıgı ile ayrı bir 8 Mart kutlaması
gerçeklestirmislerdir.
Uluslararası Kadın Günü 1983, “Siyah Manifesto”,
[IIAV, Amsterdam, (A1621)]
Hollanda kadın hareketi ile iliskilerin giderek bir dayanısma ve ortaklık
zemininden, bir tür “kurtarma” ve sosyal hizmet biçimine dönüsmesinin isaretleri
mahalle düzeyindeki semtevleri ya da kadın merkezlerinin dönüsümü üzerinden de
izlenebilir. 1960 ve 70’lerin bilinç yükseltme toplantıları ve feminist eylemlerine
sahne olan bu tür merkezler, göçmen kadınların “entegrasyonu” için hizmet veren
birimlere dönüsmeye baslamıstır. Örnegin 80’li yıllarda Oost semtindeki Indische
Alternatif Politika, Cilt 5, Sayı 3, 214-241, Aralık 2013
228
mahallesinde faaliyet gösteren Türk ve Faslı Kadınlar Merkezi’nde (Centrum voor
Turkse en Marokaanse Vrouwen Centrum) Türk ve Faslı kadınlarla, merkezin
yönetimi arasında yasanan çatısmalar erken bir tarihte böyle bir gelisimin
habercisiydi. Merkezdeki çatısmanın Stichting Ombudsvrouw Amsterdam’a (SOA)
tasınması, konunun medyada duyulmasına vesile olmustu. Gazete haberleri ve
SOA’nin Uluslararası Kadın Tarihi Enstitüsü’ndeki arsiv belgelerinden de
ögrendigimize göre, mahalleli kadınlar kendilerine danısmaksızın, sçi Partili
kadınlardan olusan merkez yönetiminin aldıgı bazı kararları ve kendilerine yönelik
uygulamaları protesto etmek için merkezde tam 12 gün boyunca eylem yapmıslar ve
konunun SOA’da ele alınmasını saglamıslardır. (Het Parool, 3 Kasım 1989; IIAV,
SOA Arsivi, No: 273;451). O günün atmosferinde konunun gündeme tasınması ve
yasal-kurumsal mekanizmaların devreye sokulmasına yol açan gelisme ise göçmen
kökenli kadınların kadın esitligine yönelik kurumsal mekanizmalar içerisinde yer
almaya baslaması ve göçmen kadınların “sesini” bu platformlara tasıma çabası
olmustur.
Gerek “etnik” örgütlenmeler gerekse kadın hareketi içerisindeki deneyimleri
olan Türkiyeli kadınlar, her iki politika alanındaki egemen çizgileri sorgulamaya
baslamıslardır. Kadın hareketi ve siyah-göçmen ve mülteci hareketi içerisinde yer
alan bir görüsmeci bu durumu “ip üzerinde yürümeye” benzetmekteydi. Toplumsal
cinsiyetin yalnızca kadınlarla, etnisitenin ise yalnızca etnik azınlıklarla ilgili oldugu
yönündeki egemen anlayıs, göçmen kadınların her iki siyaset alanında da marjinal
kalmasına sebep olmaktadır (Wekker/Lutz 2001: 11). Bu yaklasım, Hollanda’da
özgürlesmenin Hollandalı kadınlar, etnik iliskilerin ise göçmenlere iliskin ayrı
alanlar olarak bakılması sonucunu dogurmustur. Hollandalı feminist hareketin
talepleri merceginden, göçmen kadınlar özgürlesme mücadelesinin akranları olarak
görülmedigi gibi, etnik azınlıklara iliskin politika alanlarında veyahut ırkçılıkla
mücadele eden göçmen örgütleri içerisinde de kadın olmaları nedeniyle marjinal bir
konumda kalmıslardır. Bunun yanı sıra politikalar düzeyinde de, uzunca bir dönem
ne etnik azınlıklar politikasında ne de özgürlesme politikasında göçmen kadınlara
iliskin kapsamlı politikalar olusturulmamıstır.
ULUSÜSTÜ ÖLÇEKLER VE SYAH-GÖÇMEN-MÜLTEC
KADINLAR DAYANSMASI
1980’li yılların göçmen kadınlar açısından bir diger farklılıgı da, Hollanda
kadın hareketi ile mesafenin artarken, siyah, mülteci ve göçmen kadın grupları
Ece Öztan 229
arasında yakınlasma zeminin olusmasıdır. Bu isbirligi gerek yerel ölçeklerde,
gerekse ulusüstü ölçekte zemin bulmustur. Örnegin 1984’de Hilversum’da Türkiye,
Fas ve spanyol kökenli kadınların girisimi ile bir Yabancı Kadınlar Merkezi
(Buitenlandse vrouwencentrum 'de Parels') açılmıs, merkez on yıla yakın bir dönem
göçmen kadınlara yönelik faaliyetler yürütmüstür11. Göçmen kökenli kadınlara
yönelik bu tür merkezler baska sehirlerde de olusturulmustur. Bu girisimlerin yanı
sıra, 1985’teki BM Uluslararası Nairobi Kadın Konferansı’na Avrupa çapında bir
Türkiyeli Göçmen Kadınlar Delegesi olusturma yolunda yürütülen çabalar kayda
degerdir. Bu amaçla basta Hollanda ve Almanya olmak üzere, çesitli Avrupa
ülkelerinde yasayan Türkiye kökenli kadınların katılımı ile 6-8 Haziran 1985
tarihinde Amsterdam’da gerçeklestirilen “Türkiyeli Göçmen Kadınlar Avrupa
Konferansı” sonuçları 1985 Nairobi Konferansı’na tasınmıs ve Amsterdam’da
örgütlenen bu konferans yoluyla, Nairobi’de Göçmen ve Siyah Kadınlar delegasyonu
olusturulmustur12.
1990’lı yıllara gelindiginde ise Hollanda feminist hareketi sol, devrimci ve
enternasyonalist hareketlerle bagını kaybetmis, daha küçük, profesyonel
örgütlenmeler içerisinde toplanmıstı. Türkiye kökenli kadınlar sadece HTKB
içerisinde degil, Hollanda’nın kadın politikası dogrultusunda, Kadın Özgürlesme
Büroları (Emancipatiebureau), Kadın Danısman Kurumu (Stichting Ombudsvrouw),
belediyelerin cinsiyet esitligi ile ilgili koordinasyon birimleri, ya da Çokkültürlü
Özgürlesme Proje Ofisi (Projectbureau Multicultureel Emancipatie-MCE) gibi
birimlerde yer alarak, özellikle yerel siyaset düzeyinde kendi seslerini katmaya
çalısmıslardır. Bu kurumsal mekanizmaların yanı sıra ayni dönemlerde, farklı etnik
azınlık ve göçmen gruplarından gelen kadınlar arasında yerel, ulusal ve uluslararası
düzeyde faaliyetler gösteren koalisyonlar da kurulmaya baslamıstır. Örnegin
bunlardan biri de 1994 yılında, 21 siyah, göçmen ve mülteci, kadın örgütlenmesini
kapsayan bir semsiye örgüt olan TIYE International’dır. Örgütlenmenin temel
11 Merkezin kurulus ve çalısmaları, kurucu kadroda yer alanlarca kitaplastırılmıstır: Bkz. (Kılıç/Alpagot
1994).
12 Örgütün o dönemlerde baskanlıgını yürüten Maviye Karaman Avrupa Türkiyeli Kadınlar Kongresi’nde
bu toplantının “Türkiyeli kadınların tartısma konusu bir nesne olarak degil, bizzat kendilerinin düzenledigi
ve söz sahibi oldugu ilk uluslararası toplantı” oldugunu vurguluyordu (HTKB, 1986, 10). Kongrede, Yasal
Haklar ve Hükümet Politikaları, Irkçılık Ayrımcılık ve Yabancı Düsmanlıgı, Egitim, stihdam, Saglık,
Kültür, Örgütlenme ve Genç Kızlar baslıklı 8 ayrı çalısma grubu olusturulmus, bu grupların olusturdugu
raporlar özet halinde bir kitapçıkta toplanmıstır. Konferansa iliskin tüm belgeler Uluslararası Sosyal Tarih
Enstitüsü’ndeki HTKB Arsivinde yer almaktadır (IISH, HTKB Arsivi - No: 243-254). Ayrıca derlenmis
kongre raporları için bkz. HTKB, 1986.
Alternatif Politika, Cilt 5, Sayı 3, 214-241, Aralık 2013
230
hedefleri, siyah, göçmen ve mülteci kadınların hayatın bütün alanlarına etkili katılımı
için fırsat esitligini tesvik etmek, ırkçılık ve her türlü ayrımcılıga karsı mücadele,
ulusal, Avrupa ve uluslararası düzeyde kolektif eylemi tesvik etmek ve Avrupa’daki
diger renkli kadınlar arasında diyalog ve isbirligini gelistirmek” olarak
belirlenmistir.13 TIYE International, küresel bir feminizm için manifesto niteligi
tasıyan Pekin Eylem Planı’nın kabul edildigi 4. BM Kadın Konferansı’nın hemen
öncesinde kurulmus ve Pekin’e Hollanda’daki siyah-göçmen ve mülteci kadınları
temsilen katılmıstır.
“Yaslı ve Genç Dayanısma”
8 Mart 1993 tarihinde Amsterdam Vrouwenhuis’de dayanısma ve çokkültülü toplum için ortak bir
forum düzenlenmisti. HTKB, MVVN, Vrouwenhuis, VON-vrouwen, Vrouwen en de Bijstand,
Vrouwenpartij, WOUW ve ZAM bu forumun örgütleyicileriydi. Atölyeleri takiben, kültürel
etkinlikler ve kadın örgütleri arasında bir parti de yapılmıstı. [IIAV 01:2640]
Bu gelismeler büyük ölçüde ikinci dalga kadın hareketi ve sonrasında siyah,
göçmen ve mülteci kadınlar kadınların ikincil konumlarını açıklamakta kullanılan
çerçevelerin yeterliliginin sorgulanması ve daha kapsayıcı açıklama modellerinin
gerekliliginin ortaya çıkması ile gündeme gelmistir. Ancak kadınların özgürlesmesi
13 TIYE International adlı örgütün olusumunda HTKB’nin kurucu kadroları arasında yer alan Özden Yalım
aktif bir rol oynamıstır.
Ece Öztan 231
meselesinin, özellikle 1990’ların ikinci yarısından itibaren, “göçmen kadınların
topluma entegre edilmesi” meselesine indirgenmis olması nedeniyle kadınlara
yönelik kurumsal mekanizmaların lagvedilmesi ve kadın hareketindeki gerileme,
genel olarak göçmen kadın örgütlerini de etkilemistir. Ayrıca 2000’li yıllardan
itibaren çokkültürcü çerçevenin sorgulanmaya baslaması ve yeni realist söylemin güç
kazanması ile göçmen kadın örgütleri ile Hollanda kadın hareketi arasındaki mesafe
hızla artmıs, bir önceki döneminin özgürlesme iklimi, yerini entegrasyon, uyum,
kurtarma gibi nosyonlarla iliskili bir “allochtoon kadınlar”14 meselesine bırakmıstır.
DOLLE MNA’DAN DOLLE ZNA’YA ÖZGÜRLESMENN DEGSEN
ANLAMI
2004 yılında Hollanda ulusal kanallarında iki kez gösterilen, Müslüman
kadınların ask, cinsellik ve mahrem hayatları ile ilgili bir belgeselin adı Dolle Zina.
1970’lerin Hollanda’sında yaratıcı ve ses getiren eylemleriyle tanınan ikinci dalga
feminist hareketin etkili gruplarından biri olan Dolle Mina’ya gönderme yapan
baslıgıyla bu belgesel, Müslüman ülkelerde dogan kadınlarla yapılan görüsmelerin
senaryolastırılmasına dayanıyor. Aska dair kisisel deneyimler, kadın olma, güzellik,
erotizm, cinsellik, din ve “slami bir geçmisten gelmenin avantajları ve
dezavantajları” üzerine konusuluyor. Belgesel’in tanıtımında bu “sıra dısı Müslüman
kadınların Türkiye ve Fas’ta bildikleri her seyi bırakarak tümüyle hazırlıksız bir
sekilde Hollanda’ya geldikleri, sonrasında olgun bagımsız ve özgür kadınlar haline
geldiklerine” deginiliyor. Müslüman kadınlarla ilgili popüler feminist anlatılar son
dönemlerde epey yogun bir ilginin konusu olmakta, cinsellik ırksal, kültürel sınıfsal
hiyerarsilerin kuruldugu popüler bir alan olarak karsımıza çıkmaktadır. Göçmen
kadınların gelenek ve slamın kurbanları olarak kamuoyunda dramatize edilis
biçimleri, yurttaslık ve entegrasyon tartısmalarındaki dilin kültürel ve cinsel
göndermelerle biçimlenisi, toplumsal cinsiyetin etnik kültürel farklılıkların
kurulusunda ne kadar merkezi oldugunu göstermektedir. Prins ve Saharso da (2008:
368) Hollanda’daki entegrasyon tartısmalarında toplumsal cinsiyet boyutunun
Hollanda’daki yeni realizmin temel niteliklerinden biri oldugunun altını çizmektedir.
14 Hollanda Merkez istatistik Bürosu’nun (CBS) tanımına göre allochtoon, “Hollanda’da yasayan, ancak
kendisi ya da ebeveynlerinden en az biri yabancı bir ülkede dogmus kisidir”. Ancak allochtoon kavramı ile
ilgili olarak yapılan en temel ayrım “Batılı” (Westerse) ve “Batılı olmayan allochtoon” (niet-westerse
allochtoon) arasında yapılan ayrımdır. Yaygın kullanımıyla allochtoon, batılı olmayanlar için
kullanılmaktadır.
Alternatif Politika, Cilt 5, Sayı 3, 214-241, Aralık 2013
232
Bu tartısmalarda özellikle ön plana çıkan kadınlar, Faslı kadınlarla birlikte Türkiye
kökenli kadınlardır.
Uzunca bir dönem özgürlesme politikalarının muhatap almadıgı bir kategori
olarak göçmen kökenli kadınlar tam da bu dönemlerde, bir “problem kategorisi”
olarak gündeme gelmeye, arastırmacılardan, siyasetçilere çesitli kesimlerin hızla ilgi
alanına girmeye baslamıstı. Özellikle 1990’ların sonlarından itibaren göçmen
kadınların özgürlesme konusu, göçmenlerin entegrasyonu sorunu baglamında dile
getirilmeye, sorunların teshisinde “kültürel” sebepler ön plana çıkarılmaya ve
göçmen kökenli kadınlar kendi kültür ve geçmislerin “kurbanları” olarak
kırılganlıkları ile ön plana çıkmaya baslamıslardır. Özgürlesme politikasından
sorumlu Sosyal sler Bakanı de Geus Kasım, 2003’de Hollandalı kadınların
özgürlesme mücadelesinin basarıyla tamamlanarak, sorunların çözümlendigine,
bundan sonraki dönemde bütün enerjinin “yabancı” kadınların özgürlestirilmesi
meselesine aktarılacagını duyurmustu. Gloria Wekker, bu çagrının Avrupa’da kadın
örgütlerinin faaliyet alanlarına iliskin uzunca bir süredir devam eden kesintileri,
kadın özgürlügü konusundaki “geri çekilme” politikalarını ve daha da önemlisi
özgürlesme politikalarının bugüne dek nasıl yalnızca beyaz ve orta sınıf konumu
temel aldıgını mesrulastıran güçlü bir argüman olarak öne çıktıgına deginmektedir
(2004: 490). Böyle bir argüman, 70’li yıllardan itibaren Hollanda’da varlık gösteren
göçmen kadın hareketinin deneyim ve mücadele pratiklerini de yok saymakta,
Hollanda kadın hareketinin yalnızca “beyaz” kadın örgütlerinden olustugunu
varsaymaktadır. Ayni yıl dünya kadınlar günü vesilesiyle Hollanda’nın Somali
kökenli ünlü siyasetçisi Ayan Hırsi Ali de, bir “üçüncü dalga” feminizm çagrısı ile
feministleri Müslüman kadınların kurtulusu ve aile içi siddete karsı mücadeleye
çagırıyordu (Trouw 2003). Özgürlesmis kadına karsı “kurban kadın” karsıtlıgı ile
isleyen bu mantık çesitli sekillerde siyasalardan raporlara, akademik belgelerden
medyanın ve sokagın diline kadar hemen her yerde egemen görünmekteydi. Bu
çerçevede “ithal gelinler”, görücü usulü evlilikler, kadın sünneti, aile içi siddet,
bekaret tabusu gibi konular medyatik bir dil ile yogun ilgi görüyor, Medyada
“özgürlesmis Müslüman kadın” imgeleri ve onların özgürlesme serüvenleri çok
“tutuyordu”. sin ilginç yanı, özgürlesme mücadelesinin yalnızca bu kadınların kendi
kültürel, dinsel geçmislerine ve çevrelerine karsı verilen mücadeleler olarak
tanımlanmasıydı.
Ece Öztan 233
Bu dönemde önceki dönemlerde arka arkaya hazırlanan özgürlesme
politikaları yerini göçmen kadınlar sorununa bırakmıs görünmektedir. Örnegin 2007
baslarında bu konu ile ilgili bir arastırmada Hollanda’da kadın özgürlügünün artık
sistematik ve yapısal bir odak olmaktan çıktıgı sonucuna ulasmıstır (de Volkskrant
2007). Oysa özellikle is piyasaları, ücretler ve yönetsel kademeler açısından veriler
“tamamlanmıs bir özgürlesme”yi yansıtmamaktadır. 1960 ve 70’lerdeki feminist
siyasetin kazanımlarına ragmen, özellikle evli ve çocuklu kadınların asıl alanının ev
olduguna dair kültürel kod yaygınlıgını sürdürmeye devam etmistir. Üstelik tam da
bir önceki dönemim kadın bakıslı politikalarının etkilerini göstermeye basladıgı,
kadınların egitim alanında ilerlemeler kaydettigi ve ücretli is ve ekonomik
bagımsızlıgın bir alternatif olarak düsünüldügü 1990’larda is piyasası son derece
sıkısmıs, Hollanda refah devleti de çözülmeye baslamıstı. Neoliberal politikaların
uygulanmaya baslaması ve hizmet alanlarının piyasalasması sürecine isgücünün
“esneklesmesi” süreci eslik etmistir. Bu nedenle 1990’lar yarı-zamanlı çalısmanın
patlama gösterdigi yıllar olmustur15. Kadınların isgücüne katılımları giderek
artmaktadır, ancak hala pek çok Avrupa ülkesinin epey gerisindedir. Çalısan kadın
sayısı artsa da, çalısma saatleri, ücretler ve geçici is sözlesmeleri ile ilgili veriler
toplumsal cinsiyet esitligini yansıtmaktan uzaktır. 2004 yılında yarı zamanlı isler
toplam istihdamın neredeyse yarısını olusturmaya baslamıstır. Son verilere göre
Hollanda’da çalısan kadınların hemen hemen % 70’i yarı zamanlı olarak
çalısmaktadır (Merens ve Hermans, 2009: 26).
Roggeband ve Verloo (2007), son on yıllık süreç içinde cinsiyet esitligi
politikalarında problemlerin teshisinde kültürel sebeplere dogru bir genisleme
yasanmasının yanı sıra, hem nedensel mantıkta bir terse çevirme hem de çözümlerde
daralma yasandıgına dikkat çekmektedir. Önceki dönemlerde sosyo-ekonomik
sorunlar açıklayıcı bir çerçeve iken, yeni dönemde kültürel sebepler sosyo-ekonomik
problemlerin açıklaması olarak ele alınmıstır. Oysa göçmen kökenli kadınlar, gerek
aile birlesimi sürecindeki bagımlı oturum hakkı düzenlemeleri, gerekse is
piyasalarına girdikleri ilk dönemlerden itibaren karsılarına çıkan yasal engeller ve
dönüsüm halindeki is piyasalarındaki esitsizlik ve sınırlılıklardan kaynaklanan
nedenlerle “kırılgan” hale gelmislerdi. Bunun yanı sıra geçmiste kadınların
15 s piyasası sorunlarına “Hollanda mucizesi” olarak adlandırılan çözüm, yarı zamanlı ve esnek çalısmayı
kolaylastıran ve tesvik eden bir dizi yasa ile saglanmıstır. 1990’daki gelismeler sonrasında Hollanda
literatürde dünyadaki ilk “yarı-zamanlı ekonomi” olarak adlandırılmaya baslanmıstır (Visser 2002).
Alternatif Politika, Cilt 5, Sayı 3, 214-241, Aralık 2013
234
özgürlesmesine yönelik politikaların hayata geçirilmesinde devlet aktif ve
destekleyici bir rol oynarken, bugün göçmen kadınlara yönelik sorunların
çözümünde “bireysel sorumluluk” vurgusu ve piyasa aktörleri ön plana çıkmıstır.
Bugün, genel olarak göçmenlerin entegrasyonu alanında oldugu gibi, allochtoon
kadınların özgürlesmesi meselesi “karlı” bir proje alanı haline gelmistir. Üstelik
özgürlesme, entegrasyon probleminin bir görünümü olarak hem ehil yurttaslarla, ehil
olmayanlar arasında sınır çizen bir simge, hem de içerik olarak yeni realizmin
dramatik dili ile “batılı olmayan allochtoon kadınları “kötü annelik”, “gerilik”, “izole
yasam” ve “refah bagımlılıklarından” kurtaracak bir yurttaslık stratejisi olarak ön
plana çıkmıstır.
Kadınların özgürlesmesi yolundaki mücadelede Hollanda’daki belirgin
gerilemeyi kurumsal yapıların ortadan kaldırılması izlemistir. Hollanda Sosyal sler
Bakanlıgı Hollandalı kadınların özgürlesme sürecini tamamlandıgını ileri sürerek, bu
konuda ayrı bir teskilatın fuzuli oldugunu, is piyasası alanındaki kimi zorlukların da
ciddi bir “kariyer planlaması” ile çözümlenebilecegini belirtmistir. Ayni egilim
akademik alanda da yankı bulmus, siyasa yapım süreci ile yakın iliskileri olan
Hollanda akademilerinde kadın çalısmaları yapan birimler, enstitüler kapatılmıs,
ögretim üyeleri sayıları düsürülmüs ya da var olanlar baska alanlarda üniversiteye
hizmet etmeye ve dersler sunmaya yönlendirilmistir (Davis 2004). Cinsiyet esitligine
yönelik kurumsal mekanizmaların lagvedilmesi ve kadın hareketindeki gerileme
genel olarak göçmen kadın örgütlerini de etkilemistir. Örnegin Amsterdam
Belediyesi, Fas, Türkiye ve Surinam kökenli kadın örgütlerini, kentsel yönetisim ve
“çesitlilik politikası” ilkeleri ile uyumlu bir sekilde, tek bir yere toplamıs ve tahsis
edilen kaynaklarda önemli kısıtlamalara gitmistir. HTKB’nin 1995’te dagılmasından
sonra Amsterdam’da yerel bir kadın grubu olarak faaliyetlerine devam eden ATKB’li
bir görüsmeci yeni dönemi su sözlerle özetlemekteydi.
Mesela ATKB’yi zorlama birlestirdiler Faslı Surinamlı örgütlerle. Ne
oldu? Eger bir hareket asagıdan bir taleple gelmezse, igreti oluyor. Birkaç
insanın fikri ile gidersen kitlelere ulasamıyor. Dernekler de bunu yapamıyor
artık. Öyle bir sürece girdik ki, parça parça her sey. Kadınları bir araya
getiren önceki programlar yok. Eskiden kadın örgütleri çok farklıydı… Bizim
kadınlarımıza da, yani aktif kadınlarımıza da baktıgında hep o proje bu proje
dagılmıs durumda (Feraye, 48)
Yeni politikalar kategorik olarak azınlık örgütlenmelerini desteklemek yerine,
çesitlilik politikası çerçevesinde olusturulan proje ve girisimleri desteklemek,
Ece Öztan 235
sübvanse etmek ve bu alanda çalısan aktörlerin “hizmet performanslarını”
gelistirmek amacını tasıyordu (Uitermark vd. 2004: 11). Aslında yerel düzeyde farklı
gruplar-yurttaslar arasında yeni koalisyon ve ortaklıkları özendirme yönünde vurgusu
bir yana, yeni siyasal çerçevenin neoliberal iktisadi temeli, uygulamaları
biçimlendirmede etkili olmustur. Bir baska deyisle, yumusak kültürel retorigine
ragmen, siyasa çerçevesinin sekillendigi katı bir iktisadi siyaset zemini
bulunmaktaydı. Yeni yaklasımda Türkler, Faslılar, Surinamlılar gibi kategorilerin
yerini “dil yetersizligi olan kisiler”, “yoksun mahalleler”, “is piyasasından uzak
kadınlar”, “radikallesen gençler” gibi sosyal dezavantajlılık temelinde sekillenen
tanımlar almaktadır. Proje ve sübvansiyon rejimlerindeki degismenin göçmen kadın
örgütlerine bir baska yansıması da, cinsiyet esitligine yönelik kimi yapısal fonların
tahsisinden, göçmen örgütlerinin asla yararlanamamıs olmasıdır. Örnegin
Hollanda’daki siyah-göçmen ve mülteci kadın örgütlerinin semsiye örgütü olan
TIYE International, faaliyetlerinin etnik azınlıklarla ilgili bakanlıgın alanına girmesi
nedeniyle kadın özgürlesme politikaları kapsamında tahsis edilecek ulusal ve
uluslararası fonlardan yararlanamamıstır (Dutch Beijing +10 Report 2005: 12). Bu
baglamda özgürlesme ve entegrasyon sektörünün kentsel düzeyde bu
profesyonellesmis ve piyasalasmıs yapısının bir sonucu da, göçmen kadınlar ve
örgütlenmelerin genellikle projelerin olusum sürecinden dıslanması ve projeleri
yürütecek aracılara indirgenmeleri olmustur.
Proje temelli sübvansiyonların yaygınlık kazanmasının önemli sonuçlarından
biri de Rossi ve diger yazarların da vurguladıgı gibi, örgütlenmelerin kendilerini
yerel siyaset içinde konumlarını yükseltmeye iliskin uzun vadeli hedeflerle sosyal
hareketler olarak degil de, kısa-dönemli bir perspektif ile hizmet tedarikçileri olarak
konumlanmaya tesvik edilmesidir (Uitermark vd. 2004: 13). Prischener’in de (2003:
13-4) belirttigi gibi, böyle bir ortam bir örgütlenme ancak dil kursu, bilgisayar kursu
ya da spor faaliyetleri gibi sosyal olarak ilgili hizmetleri etkin bir biçimde sagladıgını
göstermesi durumunda mesru kabul edilmektedir. Bu baglamda göçmen dernekleri
ve örgütlenmeleri de bu yeni çerçeve içinde varlık göstermeye çalısmaktadır.
Essed’in belirttigi gibi Hollanda özelinde çesitlilik meselesinin bir “yönetim”
sorunu olarak ortaya konarak, is ve piyasa ethosu ile harekete geçirilmis olması,
çesitliligin adalet ve hak nosyonları ile baglantısının unutulmasına yol açmıstır
(Essed, 2002). Wekker ve Lutz da 1990’lardan itibaren çesitli siyasa belgelerinde
“bir ilham ve zenginlik kaynagı” olarak tanımlanan çesitliligin, orta sınıf olmaAlternatif
Politika, Cilt 5, Sayı 3, 214-241, Aralık 2013
236
beyazlık ve erillik temelindeki egemen normu sorgulamaksızın, bu normdan
sapanların öteki olarak sınıflandırıldıgı, güç farklılıklarından çok “ne kadar çok
farklılık, o kadar iyi” tarzında bir yönetsel bir slogana dönüstügünün altını
çizmektedir (2001:15). Sorunların apolitiklestirilmesi ve genel olarak esitsizlik,
ayrımcılık, bölüsüm gibi paradigmalardan koparılmasıyla ilgili oldugu gibi, göçmen
kadınların kendi failliginden kopuk bir alan olarak gelismesi ile de ilgilidir. Bununla
ilgili bir baska sonuç da, ihtiyaç gruplarının marjinallestirilmesidir. Yoksunluk ve
kurban perspektifinin öne sürülmesi, gerekli fonlama ve tesviklere ulasmanın bir
yolu oldugunda, ihtiyaç gruplarının marjinallestirilmesi ve sorunların entegrasyon,
kültür gibi meselelere indirgenmesi kolaylasmaktadır. Bu nedenle de politikaların
hedeflerinin aksine güçlenme çok sınırlı kalmakta, yerini “müsterilesme” ve
“marjinallesme” almaktadır. ATKB’de görev yapan Nilgün bu duruma katılım
konusundan örnek vererek yeni dönemdeki siyaset yapmanın güçlüklerinden
bahsediyordu:
Simdi benim burada 10 tane kadını alıp belediye binasını göstermem,
tanıtmam participatcie (katılım) mi olacak? Bunu sosyal olarak gelistirmen
gerekiyor. Egitimde bunu gerçeklestirmen gerekiyor, semtinde bunu
gerçeklestirmen gerekiyor. Katılımı o sosyal içerikle doldurmak gerekiyor…
Çogu proje gruplarının gerçekten üzerinde proje yapılanlar ile ilgili gerçek
kaygıları yok. Bu projeler kimi zaman da bir kariyer olanagı, insanlara is
saglayan araçlar haline dönüsmüs durumda (Nilgün, 54, ATKB).
Hollanda baglamında “emancipatie” kavramı 1960’larda feminist hareketin
“vrouwen emancipatie”, yani kadınların kurtulusu ifadesi ile kadınların topluma esit
olarak katılım sürecini ifade eden bir kavram olarak kullanılagelmistir. Göçmen
kadınlar baglamında kavram temelde entegrasyon politikaları ile iliskilendirilmekte,
göçmen nüfusun entegrasyonu için etnik azınlık kadınların “kurtarılması” biçimine
bürünmektedir. Bu anlamda göçmen kadınların “kurtarılması” bir entegrasyon
stratejisi olarak belirmekte ve kavramın ilk kullanımındaki kadınların özgürlesmesi
ve bagımsız kadın hareketine vurgu yapan özerk kullanımı ortadan kalkmıs
görünmektedir.
SONUÇ YERNE…
Feminizimin 1. ve 2. dalgası döneminin diger toplumsal hareketleri gibi
ulusal temelli, ulusal ölçekte hedefleri olan hareketlerdi. 2. Dalga feminizmin
“evrensel kızkardeslik” nosyonu, bütün dünya kadınlarını kucaklayıcı sesine ragmen,
dıslayıcı ve ötekilestirici bir pratik de üretmisti. Bu anlamda 3. dalga olarak
Ece Öztan 237
adlandırılan feminist hareket, kronolojik bir ardıllıktan öte, feminist hareketin
coskulu yıllarında, görünmez kalanlar, dıslanan ve ötekilestirilenlerin gelistirdigi
elestiri ve mücadele pratiklerinden gelisti. Bu süreçte gerek Batı merkezli
evrenselcilige, “kurban feminizmine” ve Batı feminizminin örgütlenme stratejilerine
yönelik farklı feminist mücadele pratiklerinden gelisen elestiriler, gerekse
feminizmin zihinsel evreninde, postmodernist süphecilik ve kültürel göreceligin
açtıgı gedikler Batı feminist siyaset ve kuramın geri çekilmesine yol açmıstı16. Ancak
“geri çekilme” saptaması ile Batı feminizminin evrenselciliginin düstügü yanılgıya
yeniden düsmemek için, siyah-göçmen-mülteci kadın hareketleri ve 3. Dünya kadın
hareketlerinin feminist siyasetlerinde, kapitalizm, ırkçılık ve Batı merkezlilik ile
hesaplasma meselesini elden bırakmayan tarihlerini hatırlamak ve feminizmler arası
diyalogu zenginlestirmek gerekiyor. Buradaki diyalog ve dayanısma zemininin,
neoliberal yönetisim çerçeveleri içinde sekillenen, “çesitlilik” veya
“kültürlerarasılık” gibi farklı adlarla tanımlanan bir “kimlikler” diyalogunun ötesine
geçmesi gerekmektedir. Siyah-göçmen-mülteci kadın hareketlerinin deneyimleri,
beyazlık, ırksallık ve kimlik etrafında sekillenen mücadelelerinin, sınıf ve sosyal
haklar mücadelesi ile ne kadar iç içe geçtigini göstermektedir. Bu nedenle, Hollanda
örneginde “neoliberal post-feminizm” döneminin dramatik, “ezilen
Müslüman/göçmen kadın” imgeleriyle “refah bagımlısı göçmen kadın” imgelerinin
es zamanla dolasıma girmesi tesadüf degildir.
Hollandalı feministler açısından böyle bir diyalog ve sorgulamanın önünde
önemli engeller bulunmaktadır. Bu engellerin bir kısmı, ırk iliskilerinin Avrupa’daki
tarihinden kaynaklanan engellerle, neoliberalizmin kamusal alanın isleyisi ve
muhalif hareketler üzerinde yarattıgı tahribatlar ile iliskilidir. Günümüzde üçüncü
dalga kadın hareketinin birinci ve ikinci dalga kadın hareketinin özgürlesme
projelerine yönelik, post-kolonyal perspektiften yapılan elestirilere ragmen,
Hollanda’daki güncel feminizm agırlıklı olarak, Müslüman kadınları kurtarmaya
yönelen bir baska dalga içinde neoliberal ve neo-muhafazakar politika ve söylemlerle
yogun bir ortaklık içindedir. Halleh Ghorshi’nin de belirttigi gibi Hollanda’da
Müslüman kadınlarla ilgili olarak yapılan tartısmalarda, üçüncü dalga feminizmin
elestirilerini hatırlayan çok az kisiye rastlanmaktadır. Ghorshi, siyah, göçmen ve
16 ngilizce’de “backlash literature” olarak adlandırılan feminizmin geri çekilmesi, temelde Batı feminizmin
elde ettigi mevziler sonrasında, gerek feminizm içinden gerekse dısından, farklı siyasal pozisyonlardan
(muhafazakarlıktan, postmodernizme, neoliberalizmden, postkolonyalizme) gelisen elestiriler ile popüler
anti-feminist yazını içeren genis bir cepheden olusmaktadır.
Alternatif Politika, Cilt 5, Sayı 3, 214-241, Aralık 2013
238
sıgınmacı kadınların bir araya geldigi gruplar böyle elestirel bir perspektifi
korumakla birlikte hem genel olarak Avrupa’da, hem de Hollanda’da bu hareketlere
medyada yer verilmedigini, ana tartısmalar içinde de görünür olmadıklarını
belirtmektedir (Ghorashi 2005).
Öncelikle “beyazlıgın” cinsiyet iliskilerindeki görünmezliginin Avrupa’ya
özgü bir farklılıgı bulunmaktadır. Irksallasmıs konumları elestiren bir kavram olarak
“beyazlık” 1990’lar boyunca Toni Morrison, bell hooks gibi beyazlıgın ırksallasmıs
ve ırksallastırıcı anlamlarını ortaya çıkarmaya çalısan Amerikalı siyah feministlerce
formüle edilmistir. Griffin ve Braidotti tartısmanın kıta Avrupa baglamına
aktarılmasının ise, Amerikan kölelik ve ırksal ayrımcılık tarihine iliskin belli bir
siyah-beyaz iliskileri dinamigi etrafında ve daha çok kültürel temsil alanına yönelik
çalısmalar (edebiyat ve sinemada olanlara dair bir mesele anlamında) ekseninde
gerçeklesmesi nedeniyle önemli eksiklikler içerdigini vurgulamaktadır (2002: 225).
Kavramın Avrupa baglamına iliskin elestirel kullanımı ise güncel etnik/ırksal
iliskiler bakımından degil, kolonyalizmin tarihi ile sınırlı kalmıstır17. Kolonyalizme
iliskin böyle elestirel bir okumanın ise tarih disiplini içerisinde marjinal bir konum
olarak kaldıgını söyleyebiliriz. Bir baska deyisle belirli ırksal pozisyonlara (siyahbeyaz)
odaklanma, göçmenler ve mültecilerle kurulan güncel iliskiler açısından
“beyazlıgın” problematize edilmesine engel olmustur. Benzer bir sekilde ırk ve
ırkçılık gibi kavramların, özellikle 2. Dünya Savası sonrası Avrupa baglamında
yarattıgı tahayyülle bir araya gelince, yeterince “siyah” olmayan etnik azınlıkları ile
iliskilerde ırkçılıktan da söz edilmesini güçlestirmistir. Avrupa feminist hareketi
içerisinde de etnik/ırksal meseleler Avrupa’da güncel süreçler açısından degil;
“Bosna’daki savasta yasanan ‘etnik temizlik’ ya da “cinsel ve ekonomik sömürü
amacıyla kadınların ticareti” gibi baslıklarla, baska yerlerde ya da geçmiste olanların
ele alınmasıyla sınırlı kalmıstır genellikle (Griffin ve Braidotti, 2002: 226).
Farklı feminizmler arası diyalog, çesitlilik, kültürlerarasılık gibi kimlik
siyasetlerine referans veren basit bir “farklılıkların biraradalıgı”, çagrısı olarak
okunmamalıdır. Farklı cografyalarda feminist hareketler üzerinde önemli etkileri
olan küresellesme, ulusasırı göç, etnik ve dinsel kimlik temelli mücadelelerin
yükselisi, Batı’da slam karsıtı konjonktür ve neoliberalizmin iktisadi, sosyal ve
17 Hollanda’da feminizm ile kolonyalizm arasındaki iliskilere iliskin feminist tarihçilerin çalısmaları için
bkz. Locher-Scholten, 2000; Waaldijk, 1999; Waaldijk, 2003
Ece Öztan 239
kültürel alanları kapsayıcı hegemonyasının yarattıgı tahribatlar düsünüldügünde, bu
diyalog feminizm için sadece bir “zenginlik” degil, feminist siyasetin bütüncül bir
iktidar elestirisi için bir gerekliliktir de.
KAYNAKÇA
ABADAN-UNAT, N. (1977), “Implications of Migration on Emancipation and Pseudo-Emancipation
of Turkish Women”, International Migration Review, 11(1) : 31-57.
ABADAN-UNAT, N. (2002), Bitmeyen Göç: Konuk sçilikten Ulus-ötesi Yurttaslıga. stanbul:
stanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
AKGÜNDÜZ, A. (2006), Labor migration from Turkey to Western Europe, 1960-1974. A
Multidisciplinary Analysis. Doktora Tezi, Universiteit van Amsterdam, Amsterdam.
BROUWER, L. ve M. PRESTER(1983), “Living in between: Turkish women in their homeland and
in the Netherlands”, der. Annie Phizacklea, One-Way Ticket: Migration and Female Labour. London:
Routledge & Kegan Paul: 113-129.
BUSSEMAKER, J. (1998), Gender and the separation of spheres in twentieth century Dutch society:
pillarisation, welfare state formation and individualisation. Aldershot Ashgate.
DAVIS, K. (2004), Editorial European Journal of Women's Studies, 11(2), 139-142.
DUTCH BEIJING+10 NGO Report (2005), “Did the Beijing Platform for Action accelerate
Progress?”, Initiatiefgroep Beijing+10 Netherland.
ERDER, S. (2006), Uluslararası Göç Sürecinde Kadının Gündeme Gelisi ve 'Getto'daki Kadın. S.
Erder (der.), Refah Toplumunda Getto içinde. stanbul: stanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 299-320.
ESSED, P. (1996), Diversity: gender, color, and culture: University of Massachusetts Press.
ESSED, P. (2002), Cloning Cultural Homogeneity While Talking Diversity: Old Wine in New Bottles
in Dutch Organizations. Transforming Anthropology, 11(1), 2-12.
GHORASHI, H. (2005). "Agents of Change or Passive Victims: The Impact of Welfare States (the
Case of the Netherlands) on Refugees." Journal of Refugee Studies, 18(2): 18:181.
GRIFFN, G. & R. Braidotti (der.) (2002). Whiteness and European Situatednes. London: Zed Books,
s. 221-36.
HET PAROOL, 3 Kasım 1989.
HTKB. (1986). 'Sesini Yükselt!' Türkiyeli Göçmen Kadınlar Avrupa Konferansı Raporları ve
Önerleri, Ekim 1986, Amsterdam.
IIAV, SOA Arsivi, No: 273;451)
IISG (1983), HTKB Arsivi, Texel Egitim Toplantısı Raporu (1-2 Ekim 1983), No: 209.
IISG (1985), HTKB Arsivi, No: 243-254.
KADINLARIN BRLG, “Bagımsız Oturum Hakkı”, Haziran 1987, s.4-6.
KEYDER, Ç. VE A. AKSU-KOÇ (1988), External Labour Migration from Turkey and Its Impact,
Ottawa: International Development Research Centre.
KILIÇ, A VE S.S. ALPAGOT (1994), Eigen wijze eigen tempo: het proces van kadervorming van
een groep migrantenvrouwen, Utrecht : Nederlands Centrum Buitenlanders.
KOSACK, G. (1976), “Migrant Women: the Move to Western Europe – a step towards
Emancipation?”, Race and Class, 17(4): 369-380.
LOCHER-SCHOLTEN, E. (2000), Women and the colonial state : essays on gender and modernity
in the Netherlands Indies, 1900-1942. Amsterdam: Amsterdam University Pres;
Alternatif Politika, Cilt 5, Sayı 3, 214-241, Aralık 2013
240
MERENS, A. & B. HERMANS (2009), Emancipatiemonitor 2008. Den Haag: Sociaal en Cultureel
Planbureau / Centraal Bureau voor de Statistiek.
MOGHADAM, V.M., “Transnational Feminizt Networks”, International Sociology, 15(1) March
2002, s. 57-85.
ONDERWATER, P. (2008), Wij zijn geen 'zielige vrouwtjes'! : een onderzoek naar de houding van
de Turkse vrouwenbeweging in Nederland ten opzichte van het seksedebat tussen 1970 en 2008,
Utrrecht University Pres.
OUDIJK, C. (1996), “In the Unions, the parties, the streets, and the bedrooms”, Sisterhood is Global:
The International Women’s Movement Anthology, der. R. Morgan, NY: Feminist Press.
ÖZTAN, E. (2010a), “Unutulan bir Göç ve Yurttaslık Deneyimi: lk Kusak Göçmen Kadınlar ve
Hollanda Türkiyeli Kadınlar Birligi, Fe Dergi, 2(2): 31-49.
ÖZTAN, E. (2010b). “Cumhuriyetçi Yurttaslık, Çokkültürlülük ve Kadın Yurttaslar”, dea nsan
Bilimleri Dergisi, 2(1): 85-114.
PRINS, B. & SAHARSO, S. (2008), In the spotlight: A blessing and a curse for immigrant women in
the Netherlands. Ethnicities, 8(3): 365-384.
PIRSCHNER, C. (2003). Diversity Policy in Amsterdam: Greater Empowerment and Representation
or Backlash? Paper presented at the 8th International Metropolis Conference, 15-19 Eylül 2003,
Vienna, Austria.
ROGGEBAND, C. & VERLOO, M. (2007). “Dutch women are liberated, migrant women are a
problem: the evaluation of policy frames on gender and migration in the Netherlands (1995-2005)”.
Social Policy and Administration, 41(3): 271-288.
SANTING, F. (1987), O Kadın Benim ste. Rotterdam: Samen Wonen Samen Leven Dernegi.
SCHROVER, M. (2009), Family in Dutch migration policy 1945-2005. The History of the Family,
14(2), 191-202.
SCHWEBEL, D.F.(2003), “ Feminism in the 1970s”, Political and Historical Encyclopedia of
Women, New York: Routledge: 649-686.
TROUW (2003). Hirsi Ali roept op tot een derde feministische golf. 10 Mart 2003.
http://www.trouw.nl/tr/nl/4324/nieuws/archief/article/detail/1762374/2003/03/10/Hirsi-Ali-roept-optot-
een-derde-feministische-golf.dhtml
TURKSE VROUWENKRANT (1983), Een Reaktie op het Kongres; Enkele Opmerkingen Over Het
Kongres, 5 (15), Jan/Feb 1983, s.5-10.
UITERMARK, v.d. (2004), Urban Citizenship and the Negotiation of Ethnic Diversity: an Inquiry
into Actually Existing Multiculturalism in Amsterdam: Nijmegen School of Management.
VISSER, C. (2002), “The first part-time economy in the world: a model to be followed?”, Journal of
European Social Policy, 12(1):23-42.
DE VOLKSKRANT (2007), “Emancipatiebeleid zit in versukkeling.”, 5 Subat 2007.
http://www.volkskrant.nl/vk/nl/2686/Binnenland/article/detail/837504/2007/02/05/lsquo-
Emancipatiebeleid-zit-in-versukkeling-rsquo.dhtml
WAALDJK, B. (1999). Colonial Constructions of a Dutch Women's Movement: 1898'. K. Röttger &
H. Paul (der.), Differenzen in der Geschlechterdifferenz-Differences within Gender Studies: Aktuelle
Perspektiven der Geschlechtsforschung içinde. Berlin: Erich Schmidt Verlag, 285-299.
WAALDJK, B. (2003). Subjects and Citizens: Gender and Racial Discrimination in Dutch
Colonialism at the End of the 19th Century. G. ð. Hálfdanarson (der.) Discrimination, Imperialism
and Fascism içinde. ? :Edizioni Plus, 101-116.
WEKKER, G., AND H. LUTZ. (2001). A wind-swept plain: the history of ideas on gender and
ethnicity in the Netherlands" (Een hoogvlakte met koude winden: de geschiedenis van her gender-en
etniciteitsdenken in Nederland). M. Botman, N. Jouwe & G. Wekker (der.), Caleidoscopische visies.
De Zwarte, migranten en vluchtelingenvrouwenbeweging in Nederland içinde. Amsterdam:
Koninklijk Instituut voor de Tropen. (http://www.iiav.nl/epublications/2001/windswept_plain.pdf ,
22.11.2007)
Ece Öztan 241
WEKKER, G. (2004). “Stil Crazy After All These Years”, European Journal of Women Studies,
11(4), s: 487-500.
WIDENER, A. J. (2006). Sharing the caring: State, family and gender equality in parental leave
policy. Joke Smit Institute for Research in Women’s Studies, Faculty of Social and Behavioural
Sciences, Leiden University, Leiden.
WITHUIS, JOLENDE (2000). “Mothers of the Nation: Post-war Gendered…”, When the War was
Over: Women, War and Peace in Europe, (der. C. Duchen ve I.B. Schoffmann), London: Leicester
Univ. Pres : 29-43.