Cilt 6, Sayı 1, Nisan 2014
       

Gizem ARIKAN - Eser ŞEKERCİOĞLU

Türkiye’de Muhafazakârlaşma: Kuşak Farkı Var Mı?

Türkiye’deki siyasal davranıslara yönelik yapılan çalısmaların ortaya koydugu en önemli tespitlerden biri Türk seçmeninin son yirmi yılda saga kaydıgı ve dindarlastıgı yönündedir. 1990’ların ortalarından itibaren merkez sag partilerin siyasi slamcı ve asırı milliyetçi partiler lehine oy kaybetmeleri, kamuoyu arastırmalarında katılımcıların giderek daha sag ideolojik pozisyonları tercih etmeleri ve kendilerini daha dindar olarak tanımlama egiliminde olmaları, saga kayısın göstergeleri olarak kabul edilmektedir. Ancak, ideolojik saga kayma ve dindarlasmanın beraberinde daha muhafazakâr siyasal ve sosyal yönelimleri de getirip getirmedigi ile ilgili fazla çalısma yapılmamıstır. Eger temel sosyal ve siyasal degerlerde bir degisim söz konusu ise, bunun farklı bir konjonktürde sosyallesen 1980 sonrası kusagın önceki nesillerden farklı siyasal degerler gelistirmeleri yüzünden mi gerçeklestigi, yoksa toplumun genelini etkileyen bir deger degisiminin mi söz konusu oldugu sorusunun da cevaplanması gerekmektedir. Bu çalısma, siyasal sosyallesme kuramlarından hareketle, Dünya Degerler Arastırması’nın 1990, 1996, 2001 ve 2007 yıllarında toplanan verilerine dayanarak Türkiye’deki saga kaymanın aynı zamanda siyasal degerlerde de artan bir muhafazakârlasma egilimi ile paralel gidip gitmedigini ve degisim ve/veya sürekliligin nesilsel degisim yolu ile mi gerçeklestigi yönündeki hipotezleri sınayarak var olan tartısmalara katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Siyasal sosyallesme, siyasal degerler, muhafazakârlık, dindarlık. AP Türkiye’de Muhafazakârlasma GRS Türkiye siyasi hayatında 1990’larda yasanan en önemli gelismelerden biri, merkez sag partilere olan seçmen desteginin azalması ile asırı milliyetçi ve dindar siyasi partilerin yükselisi olmustur (Akgün, 2001; Arıkan, 2004; Çarkoglu, 1998; Sayarı, 2002; Sekercioglu ve Arıkan, 2008). Ayrıca, farklı dönemlerde farklı arastırmacılar tarafından yapılan kamuoyu arastırmaları, gene 1990’lardan itibaren sag görüslü ideolojik yönelimlerin ortalamalarında artıs gözlemislerdir (Çarkoglu, 2002; Çarkoglu ve Toprak, 2007; Yesilada ve Noordijk, 2010). Bu çalısmalardan bazıları, aynı zamanda, içerisinde dindarlıgın ve farklı olarak tanımlanan gruplara karsı hosgörüsüzlügün de arttıgını ve sonuç olarak Türkiye’nin giderek daha muhafazakâr bir degerler sistemine evrildigini iddia etmektedirler (Çarkoglu ve Kalaycıoglu, 2007, 2009a; Çarkoglu ve Toprak, 2007). Ancak, bu gözlemlerin gelenekselcilik, otonomi veya demokratik rejim tercihleri gibi temel siyasi degerlerdeki gerçek bir degisimi mi yansıttıgı ve eger temel sosyal degerlerde bir degisim gerçeklestiyse bunun itici gücünün hangi nesiller oldugu konusunu inceleyen bir çalısma mevcut degildir. Bu arastırma, yazındaki bu boslugu doldurmak amacıyla, öncelikle son yirmi senede farklı sosyal ve siyasal degerlerde de bir degisimin yasanıp yasanmadıgını test edecek, daha sonra da siyasal sosyallesme kuramları ısıgında degerlerdeki degisim ve sürekliligin, yeni nesillerin farklı degerlerle sosyallesmesinden mi kaynaklandıgı, yoksa toplumun genelinde bir deger degisiminin mi söz konusu oldugu sorusuna cevap arayacaktır. Bu amaçla, öncelikle Türkiye’deki deger degisimi ve muhafazakârlasma ile ilgili çalısmalar degerlendirilmis, daha sonra var olan siyasal sosyallesme kuramlarından yola çıkılarak Türkiye’de siyasal ve sosyal degerlerin nesilsel degisimi ile ilgili hipotezler türetilmistir. Hipotezlerin test edilmesinde 1990, 1996, 2001 ve 2007 yıllarında toplanmıs olan Dünya Degerler Arastırması verileri kullanılmıstır. Veri analizinden elde edilen sonuçlar son kısımda degerlendirilmektedir. 1. TÜRKYE’DE YÜKSELEN MUHAFAZAKÂRLIK: TC GÜÇ KM? Türkiye’de seçmenler, oy tercihlerinde her zaman sag partilere meyilli olmus olsalar da, 1950’lerden 1990’ların ortalarına kadar büyük ölçüde merkez sag partileri tercih etmislerdir (Çarkoglu ve Kalaycıoglu, 2009a). 1990’ların ikinci yarısından sonra, merkez-sag ANAP ve DYP’nin oylarının kademeli düsüsü, bir sonraki on yılda bu partilerin siyasi sahneden fiili anlamda yok olusuyla ve 1990’ların sonu ile 2000’lerin basında siyasal slamcı RP (daha sonrasında FP) ve asırı milliyetçi MHP’nin istikrarlı yükselisiyle sonuçlanmıstır. Bu gelismeler, Türkiye’deki seçmenlerin artan sag yönelimlerinin göstergesi olarak kabul edilmistir (Çarkoglu ve Kalaycıoglu, 2007, 2009a). Bununla birlikte, bu tartısmalar ampirik bir deneyden geçirilmemis, seçim tercihlerinin G. Arıkan – E. Sekercioglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014  65 dönüsümünün vatandasların temel degerleriyle tutumlarında kökten bir degisimi mi yansıttıgı yoksa asırı sag partilerin, seçmenlerin merkez yönelimlerini harekete geçirmekte basarılı mı oldugu ampirik açıdan test edilmemistir (Ancak bkz. Arıkan, 2004). Deger degisimi argümanlarını destekleyen verilerden birisi, 1990’ların ikinci yarısından itibaren yapılan çesitli kamuoyu arastırmalarının gösterdigi ideolojik düzlemde saga kaymadır. Bu arastırmalarda, katılımcılara ideolojik tercihlerini asırı sol olarak sınıflandırılmıs 1’den asırı sag olarak sınıflandırılmıs 10’a kadar giden bir aralıktaki sol-sag cetveline yerlestirmeleri istenmistir. Arastırmaların sonuçları, katılımcıların artan bir sekilde merkez sol ve merkez ideolojik konumları terk ederek merkez sag konumları tercih ettigini göstermektedir. Bir baska deyisle, Türkiye’de kamuoyu 1990’ların ikinci yarısından itibaren ideolojik düzlemde giderek daha fazla asırı sag ile özdeslesmektedir (Örnegin bkz. Çarkoglu ve Toprak, 2007; Yesilada ve Noordijk, 2010). Ancak ideolojik özdegerlendirmelerdeki sag lehine degisimin temel siyasi ve sosyal degerlerde gerçek bir degisimi mi yansıttıgını, yoksa kitlelerin zaman içerisinde sag ideolojik yönelimlerini daha rahat ifade etmeye mi basladıgını bilmemekteyiz. Eger durum ilkiyse, aynı zamanda hangi temel degerlerdeki (örnegin sosyal muhafazakârlık ya da ekonomik muhafazakârlık, vb.) degisimin sag konumlara yönelime sebep oldugunu da bilmek isteriz. Kimi çalısmalar Türkiye vatandaslarının siyasal ve sosyal degerlerinde zaman içerisinde meydana gelen degisim ve süreklilige dair dogrudan kanıtlar sunmaktadır. Örnegin, Yılmaz Esmer’in 1990, 1996, 2000 ve 2001 yıllarında topladıgı verilere dayanan çalısması (Esmer, 2008), ideolojik yönelimlerdeki saga kaymaya ragmen 1990’lar boyunca toplumsal cinsiyet tutumları ve demokrasiye verilen destek gibi pek çok siyasal ve sosyal degerin göreceli olarak sabit kaldıgını bulgulamıstır. Dindarlık ölçütleri olan ölüm sonrası yasama ve cennete inananların oranında ve erkeklerin camilere gitme sıklıgında bir artıs görülmüs olmakla birlikte, Esmer’e göre, bunlar dini yönelimlerde belirgin bir degisim yasandıgının belirtisi olarak görülmek durumunda degildir. Buradaki tek istisna, Tanrı’nın katılımcının hayatındaki önemi göstergesinde zaman içerisinde gözlenen artıstır. Ayrıca, kadınların isgücüne katılımına verilen desteginin azaldıgını gösteren bazı maddeler dısında toplumsal cinsiyet esitligine iliskin degerlerin de sabit kaldıgı bulgulanmıstır.1 Ancak, hosgörüsüzlük göstergeleri olarak kabul edilen, göçmenler ile yabancı isçileri komsu olarak istememe sorularına verilen olumsuz cevapların 1990’lar boyunca yüksek oldugu ve zaman içerisinde giderek arttıgı gözlemlenmistir. 1 Esmer’e göre, bu dönemde kadınların isgücüne katılımına olan desteginin azalması illa ki muhafazakarlasma göstergesi olmak zorunda degildir. Bu tutumlar, özellikle 1994 ekonomik krizi sonrasında isgücü piyasasındaki dalgalanmalardan etkilenmis olabilir. AP Türkiye’de Muhafazakârlasma Yılmaz Esmer’in 1990’lar boyunca dindarlıgın artmamıs oldugu argümanına karsılık, 1999 ile 2006’da Ali Çarkoglu ve Binnaz Toprak tarafından yürütülen iki ulusal temsili kamuoyu arastırmasının karsılastırılması, Türkiye’de kamuoyunun 1990’ların sonları ve 2000’lerin baslarında daha da dindarlastıgını göstermektedir (Çarkoglu ve Toprak, 2007). Arastırmacılar, dindarlık özdegerlendirmelerinde “asırı dindar” oldugunu ifade eden kisilerin oranının 1999’da yüzde 6’dan 2006’da yüzde 13’e yükseldigini; kendini “çok dindar” olarak gören katılımcıların ise yüzde 25’ten 47’ye yükseldigini bulgulamıstır. Buna ek olarak, kimliklerini Müslüman olarak tanımlayanların oranı, 1999’da yüzde 36’dan 2006’da yüzde 45’e yükselmistir. Benzer sekilde, Birol Yesilada ve Peter Noordijk 1990 ile 2007 dönemi arasındaki Dünya Degerler Arastırması verilerine dayanan analizi (Yesilada ve Noordijk, 2010), hem geleneksel degerlerin hem de Tanrı’nın katılımcının hayatındaki önemi olarak ölçülen dindarlıgın, Türkiye’de 1990’ların ikinci yarısından itibaren arttıgını göstermektedir. Ayrıca, Esmer’in bulgularına benzer sekilde, Çarkoglu ve Toprak’ın arastırmaları da artan dindarlıgın Kürtler, Aleviler, yabancılar ya da homoseksüeller gibi “farklı” olarak tanımlanan kisilere ve gruplara karsı artan hosgörüsüzlükle iliskili olduguna dair kanıtlar sunmaktadır. Buna ek olarak 2009’da Uluslararası Sosyal Arastırma Programı (International Social Survey Programme) tarafından Türkiye’de gerçeklestirilen kamuoyu arastırması Müslüman olmayanlara karsı toleranssızlıgın oldukça fazla oldugunu bulgulamıstır (Çarkoglu ve Kalaycıoglu, 2009b). Bu çalısmalar, dindarlık ve hosgörüsüzlügün 1990’lar ile 2000’ler sırasında arttıgına isaret etmektedir. Ancak zaman içerisinde gözlemlenen bu degisimin, geleneksel ve rasyonel degerler, demokratik rejim tercihleri, siyasi kurumlara duyulan güven gibi diger sosyal ve siyasal degerlerde de bir degisim getirip getirmedigini, bunun yanı sıra degerlerde meydana gelen degisimin itici gücünün toplumun tüm kesimleri mi yoksa belli bir kusagın mı oldugunu bilmiyoruz. Daha açık bir biçimde, Türkiye’de 1990’lardan itibaren yasanan degisim ve dönüsümün daha ziyade 1980 sonrası sosyallesmis olan genç kusaklar tarafından mı yönlendirildigini, yoksa daha büyük ölçekli, toplumun tüm kesimini etkileyen bir degisimden mi söz edilmesi gerektigini bilmiyoruz. Bu çalısmanın temel olarak cevaplamaya çalıstıgı sorular da bunlardır: 1980’ler sonrasında gözlenen dindarlıgın artması ve ideolojik olarak saga kayma gibi olgular temel siyasal ve sosyal degerlerde de muhafazakârlasmaya isaret etmekte midir? Dindarlıgın artması, ideolojik saga kayma ve (varsa) muhafazakârlasma, siyasal kimliklerini 1990'larda edinen yeni siyasal nesillerin kendilerinden önce gelen nesilden kopusları ve ayrısmaları ile mi gerçeklesmektedir yoksa sosyo-ekonomik ve siyasal gelismelere paralel olarak gelisen ortak, genel ve tüm yas gruplarında benzeri özellikler tasıyan bir tepkinin sonucu mudur? Bu soruları cevaplamak amacıyla, önce yazında var olan siyasal sosyallesme kuramları incelenmistir. G. Arıkan – E. Sekercioglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014  67 2. KURAMSAL ÇERÇEVE Siyasi sosyallesme alanında hâkim olan iki kuram bulunmaktadır. Nesilsel ya da kültürel ögrenme kuramları olarak adlandırabilecegimiz yaklasımlar, kisinin gelisim yıllarında gerçeklesen siyasi sosyallesmenin, sonraki hayatında degerleri ve tutumları üzerinde çok önemli bir etkisi oldugunu varsaymaktadır (Abramson ve Inglehart, 1992; Eckstein, 1988; Inglehart, 1990, 1997; Mannheim, [1927] 1952). Bu kuramlar, hayatın erken evrelerindeki sosyallesmenin toplumsal ve siyasi tutumlar üzerindeki önemine atıfta bulunarak, erken yaslarda sekillenen deger ve tutumların hayat boyunca pek az degisim gösterecegini iddia ederler. Bununla birlikte, kültürel ögrenme kuramları, kisinin yasam seyrinde etkisini sürdüren erken siyasi degerlerle tutumların nasıl gelistigi sorusuna verdikleri cevapta ayrısırlar. Ayrıca, kisinin yasam döngüsü içindeki en önemli yılların (ya da gelisim yıllarının) hangisi olduguna dair bir fikir birligi yoktur.2 Kimi çalısmalar çocukluga kadar uzanırken, kimileri de ergenligin, özellikle de 14’le 20’li yaslar arasındaki dönemin siyasal sosyallesme için daha önemli oldugunu ileri sürmektedirler (Niemi ve Hepburn, 1995).3 Nesilsel ögrenme kuramlarına göre, gelisim yıllarında ögrenilenler yıllar içinde çok az degisime ugradıgı ya da hiç degisime ugramadıgı için toplumsal degisim, nesilsel yenilenmeyle gerçeklesir (Franklin, 2004). Toplumsal, siyasal veya ekonomik baglamdaki degisimler, sarsıntılar ya da önemli tarihi olaylar toplumsal ve siyasal degisimin kaynaklarıdır ve yetiskinlerin degerleri az çok sabit kabul edildigi için bu tür olayların daha genç nesillerde daha büyük etkiye sahip oldukları kabul edilmektedir. Örnegin, Ronald Inglehart (1997) 1950’lerden sonra Avrupa’da artan refah ve zenginlik ile maddi güvenlik endisesinin azalmasının savas sonrası kusagın deger önceliklerini degistirdigini iddia etmektedir. Sonuç olarak, bu kusaklar materyalist degerler olarak adlandırılan maddi ve fiziksel güvenligin aksine daha post-materyalist degerler denilen, kimlik politikaları, ifade özgürlügü ve çevre politikalarıyla ilgili degerler gelistirmislerdir. Dolayısıyla, nesilsel ögrenme kuramlarına göre, uzun dönemli degisimlerin büyük bir kısmı, daha genç kusakların degisen baglamsal etkilere baglı sekilde eski kusakların yerini almasıyla birlikte, yani nesilsel yenilenmeyle gerçeklesir (Franklin, 2004; Inglehart, 1997; Hooghe, 2004; Putnam, 2000; Schumann ve Corning, 2000). Buradan hareketle, kültürel ya da nesilsel ögrenme kuramları, nesillerin toplumsal ve siyasi degerleri arasında daha fazla farklılıklar bulundugunu, bunun da söz konusu nesillerin siyasi sosyallesmeyi yasadıgı kosulları yansıttıgını öngörecektir. Dolayısıyla, nesilsel ögrenme kuramlarına dayanarak, Türkiye baglamında sunları gözlemlemeyi bekleriz: 2 Bu tür çalısmalara dair bir inceleme için bkz. Niemi and Hepburn, 1995 ve Sears, 1975. 3 Ayrıca bkz. Jennings ve Niemi, 1974; Sigel ve Hoskin, 1977. AP Türkiye’de Muhafazakârlasma 1. Sosyal ve siyasi açıdan farklı baglamlarda büyümüs nesillerin degerleri arasında anlamlı farklılıklar: Siyasal sosyallesme baglamında Türkiye’de siyasal olgunlasmasını 1980 darbesi öncesinde ve 1970’lerin ikinci yarısındaki kargasa ve çatısma ortamında tamamlamıs olan yas grupları ile 1980 sonrasında sosyallesen yas grupları arasında anlamlı farklar bulmayı bekleriz. Eger siyasal deger ve tutumlardaki degisimin temel sebebi nesilsel bir kayma ise, böyle bir sıçramanın 1980 öncesi ve sonrası sosyallesen yas gruplarının karsılastırılmasında gözlenmesi beklenebilir. 2. Daha yaslı nesillerin degerleri ve siyasi tercihlerinde zamana baglı anlamlı degisim görmeyi beklemeyiz. Nesilsel ögrenme kuramları, bir kere olustuktan sonra degerlerin göreceli olarak sabit kalacagını iddia ettiginden belli bir neslin zaman içerisinde, deger ve tutumlarında büyük degisimler gözlemlemeyi beklemeyiz. Buna baglı olarak, siyasal sosyallesmelerini 1980 öncesinde tamamlayan nesillerin, 1990’lar ve 2000’lerde yasanan degisimlerden daha genç kusaklara göre daha az etkilenmeleri beklenebilir. Nesilsel ögrenme kuramları, kisinin gelisim yıllarında ögrendiklerinin yasamı süresince degismedigini varsaysalar da, her yastan insanın toplumsal ve siyasal baglamdaki sarsıntı ve degisimlere tepki gelistirdigine dair bulgular da mevcuttur. Örnegin, Amerika Birlesik Devletleri’nde 1960’lar boyunca düsen siyasal güven oranları, ya da 1960 ve 1970’li yıllarda gözlenen devlet kurumlarına ve milli baglılıga destegin düsüsü (Sigel ve Hoskin, 1977) gibi bulgular, tutumlar ve degerlerin sabit degil, degisebilir ve sartlara uyumlu oldugunu göstermektedir. Benzer sekilde, Morris Fiorina (1981, 1990) parti tutmanın zamana göre degisebildigi ile ilgili olarak çesitli bulgular ortaya koymustur. Alex Inkeles ve David Smith (1974) gelismekte olan altı ülkede yetiskinler arasındaki temel degerlerin degisimini gözlemlemis ve hayatın erken dönemlerinde gelistirilen yönelimlerin daimi olmayabilecegi sonucuna ulasmıslardır. William Mishler ve Richard Rose’un (2007) Rusya’daki farklı nesillerin ortak deneyimlere benzer tepkiler verdigini gösteren çalısması, tutum ve degerlerin kosullara uyum saglayabilir oldugunu ve bireylerin daha sonraki yasam deneyimlerinin tutumların olusmasında önemli oldugunu ortaya koymaktadır (Mishler ve Rose, 2007). Nitekim bazı arastırmacılar, yetiskinlik dönemindeki deneyimlerin tutumlar üzerindeki etkisinin çocukluk ya da erken gençlik dönemindeki sosyallesmeye oranla çok daha fazla oldugunu öne sürmektedirler (Conover ve Searing, 1994). Bu gözlemleri temel alan, yasam boyu ögrenme ya da kurumsal sosyallesme kuramları olarak adlandırabilecegimiz yaklasımlar, tutum ve degerlerin erken yaslarda olusmaya basladıgını, sosyal ve siyasal baglamın etkisiyle sürekli olarak evrildigini iddia ederler (Mishler ve Rose, 2002; Rose ve McAllister, 1990). Örnegin postkomünist ülkelerde yapılan çalısmalar, bu ülke vatandaslarının yeni rejime G. Arıkan – E. Sekercioglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014  69 verdikleri destek ile rejim kurumlarına olan güvenin ve eski siyasal rejim ile ilgili tutumların nesil ya da yas etkisinden ziyade hükümetlerin siyasi ve ekonomik performanslarıyla ilgili oldugunu göstermistir (Mishler ve Rose, 2002, 2007). Deger ve tutumların sürekli olarak degisim gösterdigini vurgulayan bu yaklasımlara göre, ortak toplumsal ve siyasal deneyimler tüm nesiller üzerinde etki yaptıgı için deger degisiminden sadece genç topluluklar degil, tüm nesiller sorumludur. Dolayısı ile kurumsal veya yasam boyu ögrenme kuramlarına göre, Türkiye’deki siyasal ve sosyal degerlerin degisimi ile ilgili olarak asagıdaki bulguları gözlemlemeyi bekleriz: 1. Farklı nesillerin benzer degisimlere aynı sekilde karsılık vermesi beklenir. Yasam boyu ögrenme kuramlarına göre, Türkiye’de gözlenen saga kayma, sosyal ve siyasal baglamdaki bazı degisimlere verilen bir tepkinin sonucu gerçeklesiyor ise tüm yas grupları bu etkilere benzer reaksiyon gösteriyor olmalıdır ve degisik yas gruplarının siyasal degerleri ve tutumları zaman içerisinde birbirine paralel bir degisim çizgisi göstermelidir. Yani, saga kayma ve muhafazakârlasmada öncü bir yas grubundan ziyade tüm yas gruplarında asagı yukarı aynı saga kaymanın gözlenmesi beklenmelidir. 2. Tüm nesiller, benzer güncel deneyimleri yasayacakları için, nesiller arasındaki tutum ve deger farklılıkların zamanla azaldıgını gözlemlemeyi bekleriz (Mishler ve Rose, 2007). Hayat boyu ögrenme kuramlarını destekleyen bulgular olmakla birlikte, pek çok arastırmacı, aynı zamanda en azından bazı deger ve tutumların kisinin yasamı süresince göreceli olarak degismez oldugu ihtimalini de kabul etmektedirler. Örnegin, ulus ve dini ya da etnik kimliklere baglılıgın yanı sıra (Hess ve Torney, 1967), partizanlık, ideoloji ve ırksal tutumların (Sears ve Funk, 1999) diger tür siyasi tutumlardan daha kalıcı oldugu önerilmektedir. Bununla birlikte, simdiye dek, hangi tür tutumların zaman içerisinde sabit kalmasının beklenildigine ve hangi yönelimlerin kosullara daha uyum saglar olduguna dair yeterince kuramlastırma çabası yoktur. Buna ek olarak, nesilsel ögrenme kuramlarının en güçlü destekçilerinin bile yaslanmanın bireyin deger ve tutumlar üzerinde birtakım etkileri oldugunu kabul ettigi de gözden kaçırılmamalıdır. Yaslanma muhafazakârlıgı (Harding ve Jencks, 2003) ve otoriteryanizmi (Altemeyer, 1996) arttırmakta ve aynı zamanda diger tür siyasi tutumlar üzerinde etkileri olabilmektedir. Partiyle özdeslesme ve partizanlık insanlar yaslandıkça daha köklesme egilimi göstermektedir (Dalton, 2002). Bu sebeple, belirli bir neslin deger ve tutumlarında zaman içerisinde gözlenecek degisiklikler, önemli tarihsel olaylara ya da degisen sosyal ve siyasi baglama verilen tepkilerin sonucu olabilecegi gibi, sadece yaslanmanın etkisini de yansıtıyor olabilir. AP Türkiye’de Muhafazakârlasma 3. VER VE ÖLÇÜMLER Muhafazakârlıgın her zaman diliminde ve her siyasi ve sosyolojik arastırma birimi için geçerli kavramsal ve ampirik bir tanımını yapmak neredeyse imkânsızdır. Muhafazakârlık, adının da ima ettigi üzere, degerlerin ve statükonun muhafazasına öncelik vermeyi içerir. Bu tercihe dayanan siyasi görüsler de degismeden ziyade statükoyu, otonomiden ziyade itaatkârlıgı, özgürlükten ziyade dirlik ve düzeni ön plana çıkartır (Çarkoglu ve Kalaycıoglu, 2009a; Feldman, 2003; Stenner, 2009). Bu tutumlar ve degerler bütünü, aynı zamanda farklı ve yabancı olana karsı süpheciligi arttırırken, algılanan tehdit düzeyini de yukarı çeker (Feldman and Stenner, 1997). Kavramsal krokisi kısaca yukarıda çıkartılan muhafazakârlıgı tek bir anket sorusu ile ölçmek mümkün degildir. Tatmin edici bir muhafazakârlık ölçümü için muhafazakârlıgın yukarıda belirtilen boyutlarını ayrı ayrı ölçen sorulardan yararlanılması gerekir. Arastırmada kullanılan degiskenler de, çalısmanın ilerleyen bölümlerinde ayrıntılı bir sekilde açıklanacagı üzere, muhafazakârlık kavramının farklı boyutlarını ele alacak sekilde seçilmislerdir. Siyasal degerlerin ve tutumların zaman içerisindeki degisimini ve birbirleriyle olan etkilesimini arastırmak sosyal bilimciler için çesitli zorlukları olan bir ugrastır. Belli bir nüfus grubunu çocukluktan baslayarak yaslılıklarına kadar detaylı ölçümler yaparak takip edebilmek, aynı örneklemden zaman içerisinde birden çok defa veri toplanmasını gerektirmektedir. Panel verisi adı verilen bu tür verileri toplamak yüksek maliyetler ve diger pratik zorluklar nedeniyle her zaman mümkün olmamaktadır. Türkiye'de kamuoyu arastırmaları geçtigimiz on sene içerisinde büyük bir asama göstermistir. Tüm gelismelere ragmen iki problem geçmise yönelik arastırmaları zorlastırmaktadır. Öncelikle temsil yetenegi olan örneklemler ile sosyal bilimler arastırmaları Türkiye'de nispeten geç gelisen bir alan olmustur. Bu tür çalısmalar ancak 1990'ların ikinci yarısında yaygınlasmıs ve düzenli olarak yapılır hale gelmistir. Bugüne kadar panel verisi toplayan herhangi bir arastırma olmadıgı için, Türkiye’deki siyasal deger ve tutumların degisimini incelemek için siyasi sosyallesme ve farklı yas gruplarının zaman içerisinde degisen degerleriyle ilgili hipotezleri test etmek için orijinal adı World Values Survey4 olan Dünya Degerler Arastırması (DDA) verilerinden faydalanılmıstır. Türkiye’de bugüne kadar 1990, 1996, 2001 ve 2007’de olmak üzere dört defa gerçeklestirilen DDA, bir panel degil birbirinden bagımsız örneklemlere dayanan dört ayrı çalısmadan olusmaktadır. Her soru formu tamamıyla aynı sorulardan olusmadıgı, iki çalısma arasında geçen süre degiskenlik gösterdigi ve zaman boyutu çok sıg (sadece dört farklı zaman dilimi) 4 Dünyanın çesitli ülkelerinde 5-6 senede bir düzenlenen ve insanların sosyal, ekonomik ve politik deger ve tutumlarına yönelik çesitli sorular içeren anket (survey) çalısmalarından olusan DDA, bugüne kadar pek çok siyaset bilimci ve sosyologun arastırmalarında kullanılmıstır. Ayrıntılı bilgi için arastırmanın resmi web sitesine bakılabilir: www.worldvaluessurvey.org G. Arıkan – E. Sekercioglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014  71 oldugu için DDA çalısmalarından olusan veri seti tam anlamıyla bir zaman serisi de olusturmamaktadır. Dolayısı ile DDA verilerinden faydalanırken bu kısıtlara özen göstermek ve panel ya da zaman serisi verilerinin analizi için kullanılan yöntemleri uygularken dikkatli olmak gereklidir. Dünya Degerler Arastırması’nın en önemli avantajı, Türkiye baglamında geriye dönük tek kamuoyu arastırması olmasıdır. kinci bir avantajı ise genis bir içerige sahip olması, dolayısıyla, temel degerler, sosyal ve siyasi tutumlar, demokratik rejim tercihleri de dâhil olmak üzere, çok çesitli yönelimlere dair soruları içermesidir. Buna ek olarak, anketlerde sorulan soruların hepsi olmasa bile çogunlugu aynı üslup ve formatı kullanmakta, bu yönüyle zaman içerisinde nesillerin deger ve tutumlarını karsılastırmaya olanak saglamaktadır. Öte yandan, anketlerin bir dizi dezavantajı da vardır. Öncelikle, 1990, 1996, 2001 ve 2007 yıllarında toplanan verilerden olustugu için, 1990 öncesindeki deger ve tutumlara dair herhangi bir veri içermemektedir. Bununla beraber, bazı sorular tüm anketlerde sorulmadıgı için ve zaman içerisinde bazı tutumlara dair karsılastırmalar yapmak mümkün olmamaktadır. Buna ragmen, hem içerik olarak var olan en kapsamlı anket çalısmalarından biri olması ve pek çok anahtar sorunun her ayakta aynı sekilde sorulmus olması, hem de geriye yönelik en zengin verileri içermesi sebebi ile deger ve tutumların zaman içerisinde degisimini incelemek için mevcut durumda elimizdeki en iyi kaynaktır. Deger ve tutumların zaman içerisindeki degisimi ve nesiller arasındaki farklılıklar ile ilgili hipotezleri test etmek için kullanılan ölçekler asagıda detaylı olarak açıklanmıstır. Aksi belirtilmedigi sürece, çalısmada kullanılan indeksler, indeksleri olusturan sorulara verilen cevap degerlerinin toplanması ve 0-10 arasında degerler alacak sekilde kodlanmasıyla olusturulmustur. Geçmisteki ve ileride yapılacak çalısmalarla kıyaslama olanagı saglaması için ölçümlerin yazında genel olarak kullanılan ölçümlerle aynı ya da benzer sekilde olusturulmasına özen gösterilmistir. deolojik düzlemdeki konumlar. deolojik yönelimleri ölçmek için katılımcılara dogrudan kendilerini sol-sag ölçeginde konumlanmalarını isteyen bir sorudan yararlanılmıstır. Sorunun orjinali su sekildedir: “Siyasi konularda ’sol’dan ve ’sag’dan bahsedildigini sık sık duyuyoruz. Asagıda bir sol-sag cetveli var. Burada ’1’ en solu, ‘10’ ise en sagı gösteriyor. Sizin kendi görüsleriniz bu cetvelin neresinde yer alır?” Dindarlık (Tanrı’nın kisinin hayatındaki önemi). Dindarlıkla ilgili soruların bir kısmı bazı DDA çalısmalarında yer almamaktadır. Bu yüzden, dindarlıgın yaklasık bir ölçütü olarak, tüm çalısmalarda düzenli olarak yöneltilmis olan ve yukarıda bahsedilen pek çok arastırmanın da aynı sekilde kullandıgı kisinin hayatında Tanrı’nın önemi ile ilgili bir soruyu dindarlık ölçütü olarak alıyoruz. AP Türkiye’de Muhafazakârlasma Bu soru, anketlerde su sekilde sorulmustur: “Tanrı’nın sizin hayatınızdaki önemi nedir? 10 puanın ‘çok önemli’ 1 puanın ‘hiç önemi yok’ anlamına geldigi düsünülürse, siz kendinizi bu cetvelde nereye koyarsınız?” Ekonomik tutumlar. Diger çalısmalardan farklı olarak, Türkiye’de zaman içerisinde gözlenen saga kaymanın sosyal tutumların mı, ekonomik tutumların mı, yoksa her ikisinin de mi degisimi ile ilgili oldugunu da gözlemlemek istiyoruz. DDA, ideolojinin ekonomik boyutu ile ilgili ölçümler bakımından zengin olmamakla birlikte, özel is sahipligine karsılık devletin is sahipligi tercihleriyle ilgili bir soru içermektedir. Bu soru 10 puanlık Likert-ölçegiyle ölçülmüstür ve daha yüksek degerler, isyerleri ve sanayi kuruluslarının mülkiyetinin daha fazla devletin olması gerektigine isaret etmektedir.5 Toleranssızlık (Hosgörüsüzlük). Siyaset bilimciler, siyasi toleransı, kisinin kendisinden siyasi olarak farklı olarak gördügü -reddettigi ya da hoslanmadıgı grupların siyasi özgürlüklerini kullanmalarına razı olması olarak tanımlarlar (Sullivan, Pierson, Marcus, 1979). Dolayısıyla toleransın ya da toleranssızlıgın ölçülmesinde katılımcılara sevmedikleri / hoslanmadıkları gruplar ile ilgili sorular yöneltildikten sonra, bu grupların siyasi özgürlüklerini kullanmalarında (örnegin toplantı ve yürüyüs yapma, seçimlerde aday olma, yasal örgütler kurma, vb.) bir sakınca görüp görmediklerini sorarlar (Gibson and Bingham, 1982). DDA’nın katılımcıların komsu olarak istemedigi insan gruplarıyla ilgili birkaç sorusu bulunmaktadır. Her ne kadar ideal hosgörüsüzlük tanımına çok yakın olmasalar da, bugüne kadar yapılan pek çok arastırmada toleranssızlık ölçütü olarak kullanılmıslardır (Sullivan v.d. 1978-1979). Komsu olarak istenmeyen gruplar içerisinde olan “baska ırk veya renkten olanlar”, “çok içki içenler”, “göçmenler, yabancı isçiler”, “AIDS hastalıgı olanlar”, “uyusturucu madde kullananlar”, “escinseller” sorularına verilen yanıtlardan bir indeks olusturulmustur.6 Yabancı düsmanlıgı. Yukarıda açıklanan genel hosgörüsüzlügün yanı sıra, yabancılara karsı olan hosgörüsüzlügü ölçmek amacıyla komsu olarak istenmeyen gruplar olan “baska ırk veya renkten olanlar” ve “göçmenler ve yabancı isçiler”e dair iki soruyu kullanarak bir indeks olusturulmustur. Anti-demokratik rejim tercihleri. Demokrasiye destegin genel ölçümü, vatandasların demokrasiyi diger yönetim biçimlerine tercih edip etmedigi sorusuyla yapılabilse 5 Sorunun orijinali su sekildedir: “Simdi size 10 puanlı bazı cetveller gösterecegim. Siz kendi görüslerinizin bu cetvellerin neresine isabet ettigini gösteriniz. Yani 1 ile 10 arasında, görüslerinize en yakın düsen yeri seçiniz.”: “Devlet özel sirketlere daha fazla özgürlük vermelidir”, “Devlet özel sirketleri daha etkili bir sekilde denetlemelidir.” 6 Sorunun orjinali su sekildedir: “Diyelim evinizin yanına bir komsu tasınacak. Simdi size gösterecegim insanlardan hangilerinin komsunuz olmasını istemezdiniz. stemediklerinizi seçip belirtiniz.” G. Arıkan – E. Sekercioglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014  73 de bu pek güvenilir bir ölçüm degildir. Katılımcıların pek çogu sadece sosyal hosa gitme adına bu tür ifadelerle hemfikir olabilirler (Inglehart, 2003). Bu yüzden, katılımcılara yalnızca demokrasinin tercih ettikleri bir yönetim biçimi olup olmadıgını sormak, demokrasinin belli bir ülkede ne kadar köklesmis oldugunu gösteren dogru bir gösterge degildir (Inglehart, 2003). Gerçek demokratlar, demokrasiyi destekler gibi yapmanın ötesine geçmeli ve otoriter alternatifleri reddetmelidir (Mattes ve Bratton, 2007). Sonuç olarak, vatandasların demokrasiye baglılıkları, demokrasiye olan alternatif rejim biçimlerinin reddi olarak tanımlanmıs ve “hükümet yerine uzmanların ülke için en iyi olduguna inandıkları seyleri yapmaları”, [Ülkeyi] “ordunun yönetmesi”, “parlamentoyla, seçimlerle ugrasmak zorunda kalmayan güçlü bir lidere sahip olmak” sorularına 4 puanlık Likert-ölçegi ile verilen cevaplardan bir indeks olusturulmustur. Artan degerler demokrasi haricindeki çözümlere ne derece sıcak bakıldıgını göstermektedir. Otonomi. Kisilerin itaate/otoriteye uyma karsısında bireysel özerklige ne kadar deger verdiklerini ölçmek için, katılımcılara çocuklara evde ögretilebilecek nitelikleri soran maddeler kullanarak bir indeks olusturulmustur. Çocuk yetistirme degerleri, dikkat çekici olaylar, siyasal çerçeveler, ideoloji ya da partizanlıgın etkilemedigi temel psikolojik yönelimleri yansıtır. Buna ek olarak, aile ve çocukların nasıl yetistirilmesi gerektigiyle ilgili degerler katılımcıların baslıca sosyal endiselerini yansıtmaktadır (Arıkan, 2010, 2011). Çocuk yetistirme degerleri sosyal psikologların yanı sıra siyaset bilimciler tarafından da bireysel ve toplumsal degerlerin ölçülmesinde kullanılmaktadır (Arıkan, 2010, 2011; Flanagan ve Lee, 2003; Inglehart ve Welzel, 2005). Ronal Inglehart ve Christian Welzel’in otonomi indeksine benzer bir sekilde (Inglehart ve Welzel, 2005), katılımcıların seçmeleri istenen degerlerden bagımsızlık ve hayal gücü degerleri matematiksel olarak eklenip itaate verilen önem bu sayıdan çıkarılmıstır.7 Böylece olusturulan indeks, itaate karsılık, bagımsızlık ve hayal gücüne verilen görece önemi yansıtmaktadır. Geleneksel degerlere karsı rasyonel degerler. Ronald Inglehart ve Christian Welzel’in temel insani degerlerin bir boyutunu olusturdugunu iddia ettikleri gelenekselrasyonel degerler, topluma uyma ve otoriteye saygı ile degisime açıklık, bireysel özerklik ve otoritenin reddi arasındaki karsıtlıgı temsil ederler. Arastırmacılar, bu degerleri otonomi endeksi, kürtaj karsıtlıgı, milli gurur ve otoriteye saygı indikatörleri ile ölçümlemislerdir.8 7 Otonomiye verilen önem = “(Bagımsızlık+Hayal gücü) – taat”e verilen önem olarak ölçülmüstür. 8 Inglehart ve Welzel’in ölçegi otonomi endeksinin yanı sıra su sorulara verilen cevapları içermektedir: “Simdi size bazı görüsler veya davranıslar okuyacagım. Bunları ne ölçüde dogru ve haklı, ne ölçüde yanlıs ve haksız buluyorsunuz? Eger bir davranısı kesinlikle yanlıs/haksız AP Türkiye’de Muhafazakârlasma Geleneksel aile rolleri. Katılımcıların, erkeklerin ailenin reisi oldugu, kadınların ise ev ve çocukla ilgilendigi geleneksel aile rollerini ne kadar desteklediklerini ölçen bir indeks olusturmak için katılımcıların “bir çocugun mutlu büyümesi için evde hem annesi hem de babasına ihtiyacı vardır” ifadesini ne kadar destekledikleri, “evlilik çagdısı bir kurumdur” ifadesine ne kadar karsı çıktıkları ve “bir kadının evlenmeden ve bir erkekle sürekli bir hayatı olmadan çocuk sahibi olmasını” onaylamamalarını ölçen bir indeks kullanılmıstır. Muhafazakârlık ölçütü olarak kullanılan bu ölçümlerin yanı sıra, dogrudan muhafazakârlık ile ilgili olmayan, ama siyasi sistem ile ilgili bazı temel tutum ve degerleri ölçen bazı degiskenlerin de zaman içerisindeki degisimi incelenmistir. Bu deger ve tutumlar sunlardır: Siyasi güven. Siyasi rejime destek ölçeklerinden birisi, bireylerin çesitli devlet kurumlarına güven duyup duymadıkları sorusudur (Norris, 2011). Siyasi güven, katılımcıların meclis ve hükümete duydukları güven düzeyinden olusan bir indeksle ölçülmüstür.9 Adalet sistemine güven. Adalet sistemine olan bireysel güven, yukarıda açıklanan diger siyasi güven göstergelerinden ayrı olarak ölçülmüstür. Post-materyalist degerler. Ronald Inglehart’ın (1997) materyalist degerler karsısında post-materyalist degerleri bireylerin maddi ve fiziksel güvenligin aksine çevre ve ifade özgürlügüne ne kadar deger verdiklerini ölçmektedir.10 4. NESLLER TANIMLAMAK Siyasal degerlerde ve tutumlarda zaman içerisinde meydana gelen uzun dönemli degisimlerin nesilsel ya da kültürel ögrenme kuramlarına uygun bir buluyorsanız cetvelde “1” puanı, tamamen dogru/haklı buluyorsanız “10” puanı seçiniz. Ya da arada bir puan seçiniz.” “Kürtaj yani çocuk aldırmak”; “Türk olmaktan ne kadar gurur duyuyorsunuz? Su sıklardan birini seçiniz.” “Son derece gurur duyuyorum” (1), “Oldukça gurur duyuyorum” (2), “Pek gurur duymuyorum” (3), “Hiç gurur duymuyorum” (4), “Türk degilim” (5); “Simdi size, toplum yasantımızda meydana gelebilecek degisikliklerle ilgili bir liste sunuyorum. Bunların her biri gerçeklesse, iyi mi olurdu? Kötü mü olurdu? Yoksa sizin için fark etmez miydi?” “Yetkililere daha fazla saygı duyulması”. 9 Sorunun orjinali su sekilde sorulmustur: “Asagıda sayacagım kurumlardan her birine ne kadar güvenirsiniz? “Tamamen güvenirim”, “biraz güvenirim”, “pek güvenmem”, “hiç güvenmem” seklinde bir cevap veriniz.” “Parlamento yani Büyük Millet Meclisi” ve “Ankara’daki hükümet” 10 Inglehart’ın post-materyalist degerler ölçegi su sekilde olusturulmustur. “Önümüzdeki 10 yıl içinde, ülkemizin hedeflerinin neler olması gerektigi tartısma konusu olmaktadır. Asagıda, degisik insanların öncelik verdigi bazı hedefler sıralanmaktadır. Bunlar içinde size göre en basta gelen hedef hangisi olmalıdır?” sorusuna dört alternatif cevap sunulmakta ve deneklerden bu cevapları önem sırasına koymaları istenmektedir. Bu cevaplar; “Ülkede asayis ve düzenin korunması”, “Hükümet kararlarında halka daha fazla söz hakkı tanınması”, “Fiyat artısları ile mücadele”, “fade ve düsünce özgürlügünün korunması” . Birinci ve üçüncü soruların daha önemli yerlere konmaları materyalist degerlerin yüksek olduguna isaret ederken, ikinci ve dördüncü seçeneklerin daha önemli hedefler olarak belirtilmesi post-materyalist degerlerin yüksek oldugu anlamına gelmektedir. G. Arıkan – E. Sekercioglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014  75 süreç izleyip izlemedigini inceleyebilmek için siyasal nesilleri zaman içerisinde takip edebilmek gerekir. Ancak, panel verisi olmaksızın, bunu net cevaplar verecek sekilde yapmanın imkânı yoktur. Böyle durumlarda, düzenli aralıklarla yapılmıs anket çalısmaları ile toplanan veri, toplum genelinde siyasal tutumlarda gözlenen degisimin itici gücünün farklı degerlerle sosyallesmis belli yas grupları mı oldugunu, yoksa genele yayılmıs bir degisimden mi söz edilmesi gerektiginin göstergesi olarak dolaylı cevaplar sunabilir (Sapiro, 2004). Ancak böyle bir çıkarımın dahi yapılabilmesi için öncelikle birbirinden bagımsız yürütülmüs anket çalısmalarında siyasal nesilleri takip etme yöntemi gelistirmek gereklidir. Türkiye'nin yakın tarihine bakıldıgında 1980 askeri müdahalesi ve takip eden üç senelik geçis rejiminin nesilsel ögrenme kuramlarına örnek teskil edebilecek bir travma ve kriz dönemi oldugu söylenebilir (Kalaycıoglu, 2007). Bu nedenle eger nesilsel ögrenme kuramları uyarınca bir nesiller arası kopus ve degerlerde nispeten ani bir degisme gerçeklestiyse bu ayrısmaya kaynaklık etmeye en yakın aday da 1980 askeri müdahalesi öncesindeki ve sonrasındaki çalkantılı ve siyasal sosyallesme açısından travmatik olarak nitelendirilebilecek olan dönemdir. Nesilsel ögrenme kuramları, önemli sosyal dönüsümler ve kriz dönemlerinin, gelisim yıllarındaki bireyler üzerinde kalıcı etkisi oldugunu ileri sürerler (Inglehart, 1990, 1997). Türkiye'de de 1970'lerin ortasından itibaren ülkeyi saran ekonomik kriz ve kimi ürünlerde kıtlık çekilmesine yol açacak düzeydeki döviz krizinin, sonunda askeri müdahaleye kadar gidecek olan siyasal gerilimin ve ardından gelen üç senelik askeri idarenin siyasal sosyallesme açısından kritik bir dönem oldugunu söyleyebiliriz. ste bu sebeple siyasi kimligini 1980 öncesinde kazanmıs olan yas grubunun siyasal tutum ve davranısları ile bu tutum ve davranısların zaman içerisinde izledigi seyri, diger nesiller ile karsılastırmayı uygun bulduk. Bunun için, 1980 yılında siyasal sosyallesme açısından kritik sayılan 16-25 yas grubuna dahil olan katılımcılar temel alınarak (Niemi ve Hepburn, 1995) Dünya Degerler Arastırması verilerinin toplandıgı on yedi seneyi kapsayan dönem boyunca diger yas gruplarına göre nasıl bir degisim sergilediklerini inceleyecegiz. DDA tarafından Türkiye’de toplanan ilk veri 1990 yılına ait oldugu için 1980 öncesinde siyasal sosyallesmesini tamamlamıs olan yas grubunun 1980'de sahip oldugu tutum ve degerleri incelemek mümkün olmamaktadır. Ancak 1990 yılından itibaren birbirini takip eden anketlerde siyasal eriskinlige 1980 yılı civarında ulasan yas grubu takip edilebilmektedir. Bu nedenle, 1980 öncesi nesil adını verdigimiz bu yas grubunun deger ve tutumlarındaki degisimleri incelemek için anketlerin uygulandıgı 1990 yılında 25-34 yas arasında, 1996 yılında 31-40 yas arasında, 2001 yılında 36-45 yasları arasında ve son olarak da 2007 yılında 42-51 yasları arasında olan katılımcılar baz alınmıstır. Dört arastırmadaki bu yas grupları, 1980 yılında 16-25 yasları arasında olan, yani nesilsel ögrenme kuramlarının bir kısmına göre kritik yas grubunda olan katılımcılara tekabül etmektedir. 1980 AP Türkiye’de Muhafazakârlasma öncesi nesli, her anket yılında belirli diger yas gruplarıyla karsılastırarak 1980 sonrası ve özellikle 1990’larda hız kazandıgı öne sürülen siyasal deger ve tutum degisimlerine nesilsel bir degisimin kaynaklık edip etmedigini degerlendirilmistir. 5. BULGULAR: SAGA KAYMA–BRAZ KARISIK BR RESM   Sekil 1’de de görülecegi gibi 1990 yılında seçmenler kendilerini sag-sol cetvelinde ortalama olarak 5,4 pozisyonuna yerlestirmekteyken, zaman içerisinde bu ortalama artmıs ve 2007 yılında 6,25 olmustur.11 Bunun yanında 1990 ile 2007 arasında düzenli olarak kendini 10 (en sag) pozisyonuna yerlestiren seçmenlerin oranında da gözle görülür bir artıs yasanmıstır. Kısacası, daha önceki çalısmalara paralel olarak, Türk seçmeninin en azından kendini sagsol düzleminin giderek daha sagında gördügünü, ideolojik saga kaymanın 1990’lar ve 2000’ler Türk siyasetinin fazla tartısma götürmez bir karakteristigi oldugunu söylenebilir (Çarkoglu ve Toprak, 2007; Esmer, 2008; Yesilada ve Noordijk, 2010). Ancak, yukarıda da bahsettigimiz gibi bu tür göstergelerin ve su ana dek yapılmıs arastırmaların cevap vermedigi önemli soru sudur: Türk siyasetinde gözlenen bu saga kayma sadece parti siyasetini ve oy verme davranısını etkileyen yüzeysel ve (belki de) geçici bir olgu mudur yoksa temel siyasal deger ve tutumlarda meydana gelen uzun dönemli bir degisimin tezahürü müdür? Bu arastırmada bazı temel siyasal deger ve tutumları degisim ve süreklilik bakımından inceleyerek cevap aradıgımız sorulardan biri de budur. Önceki kısımlarda da belirtildigi gibi, Yılmaz Esmer gibi kimi arastırmacılar, ideolojik saga kaymaya ve bazı dindarlık ölçütlerindeki artısa ragmen, 1990 ve 2000’ler boyunca temel deger yargılarında fazla bir degisim olmadıgını iddia etmektedirler (Esmer, 2008). Bununla birlikte siyasal sosyallesme kuramlarından türetilen hipotezleri test etmek amacıyla nesiller arasındaki degerler arasındaki farkları incelenmistir. Ancak, yer darlıgından dolayı, yukarıda belirtilen tüm degerlerin detaylı bir incelemesini yapmak mümkün olmayacaktır. Öncelikle genç yetiskinlerin, yani 26-35 yas grubunun siyasal degerlerinin 1990 ile 2007 yılları arasında nasıl bir degisime ugradıgına göz atalım. Bu egzersiz iki islev görecektir.  lk olarak, 1980 öncesi nesil diye adlandırdıgımız, 1980 öncesinde siyasal kimligini kazanan nesil, ilk olarak gözlemleyebildigimiz 1990 arastırmasında, yaklasık 26-35 yasları arasında yer almaktadırlar. 11 Ortalama pozisyonlar 1’in asırı sol ve 10’un asırı sagı gösterdigi 10 puanlık bir sag-sol cetveli üzerindeki ortalama degeri göstermektedir. Pozisyona isaret eden sayının büyümesi seçmenlerin ortalama pozisyonlarının saga kaydıgının bir göstergesidir. G. Arıkan – E. Sekercioglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014  77 Sekil 1. Türk Siyasetinde Saga Kayma: Sag-Sol deolojik Düzleminde Zamana Baglı Degisim Bu nesli sonraki arastırmalarda da aynı yas grubunda olan kesimle karsılastırarak sosyal degerlerde basitçe yaslanmanın ve hayat önceliklerinin yaslanma ile degismesinin etkisini elimine etmis oluyoruz. kinci ve daha önemli olarak ise genç yetiskinler yas grubunun zaman içerisinde ne derecede degisime ugradıgını inceleme fırsatı da elde etmis olmaktayız. Sekil 2 ve Sekil 3, her ankette 26-35 yas grubunda olanların, yani genç yetiskinlerin 1990-2007 yılları arasında yazında sık sık incelenen bazı siyasal ve sosyal degerler bakımından ugradıgı degisimi gözler önüne sermektedir. Sekil 2’de genç yetiskinler olarak adlandırdıgımız 26-35 yas grubunun, zaman içerisinde genel nüfusta yasanan degisimlere paralel olarak daha dindar ve ideolojik olarak sag uca giderek daha yakın oldugunu gözlemlenmektedir. Türk siyaseti ile ilgili olarak 1990’lar ve 2000’li yıllar ile ilgili olarak yapılan “saga kayma” tezini en azından yüzeysel bir sekilde de olsa desteklemekle beraber bu gözlem aynı zamanda saga kaymanın siyaset içerisinde en kalabalık seçmen grubunu da etkiledigini göstermektedir. Benzer sekilde, bir dindarlık ölçütü olarak alabilecegimiz Tanrı’nın insanın hayatındaki önemi sorusuna verilen cevaplar da 26-35 yas grubunun 1990’dan itibaren düzenli olarak Tanrı’yı hayatlarında daha önemli bir yere koydugunu gözlemlemekteyiz. AP Türkiye’de Muhafazakârlasma Sekil 2: Genç Yetiskinlerin (26-35 yas grubu) Siyasal Deger ve Tutumlarında Degisim ve Süreklilik 1990-2007 (1) 26-35 yas grubu, ortalama olarak daha dindar ve ideolojik düzlemde daha sagcı bir görünüm kazanmıs olsa da saga kaymanın önemli sonuçları olarak görülen kimi deger ve tutumlarda ideolojik ve dini egilimlere paralel bir muhafazakârlasma yasanmamıs gibi görünmektedir. Muhafazakârlıgın en önemli sonuçlarından birisi yabancılara ve dıs kaynaklı her türlü etmene karsı güvensizligin ve kimi zaman öfkenin artmasıdır (Altemeyer, 1992). 26-35 yas grubunun 1990 ile 2007 arasında yasadıgı degisimlere baktıgımızda öncelikle 1990 ile 1996 arasında yabancı düsmanlıgının 2,93’den 3,325 puana yükseldigini daha sonraki arastırma yıllarında ise önce 2,9 ardından 2007 yılında ise 2,64 seviyesine geriledigini görmekteyiz (Sekil 2). Benzeri sekilde genellikle muhafazakârlıgın gösterge ve sonuçlarından birisi olarak görülen bireysel otonomiden vazgeçme bakımından da 1990-2007 arasında siyasal tercihlerdeki degisime paralel bir degisim olmadıgı gibi 26-35 yas grubunun otonomi istegi zaman içerisinde artmıs görünmektedir (Sekil 3). Bu iki örnegin de gösterdigi gibi 1980 sonrası Türk kamuoyunun siyasal tercihlerindeki degisimi tarif etmek için topyekûn bir muhafazakârlasma ya da saga kayma tabiri kullanmak hatalı olacaktır. 1990’lı ve 2000’li yıllarda gözlenen ideolojik saga kayma ve dindarlasma beraberinde dini ve kimi siyasi tercihlerin ötesinde onlara paralel sekilde yabancı düsmanlıgında artıs, otonomi arzusunda bir azalma veyahut demokratik olmayan rejim tercihlerinde artıs gibi degisimler getirmemis gibi görünmektedir. G. Arıkan – E. Sekercioglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014  79 Sekil 3: Genç Yetiskinlerin (26-35 yas grubu) Siyasal Deger ve Tutumlarında Degisim ve Süreklilik 1990-2007 (2) Bazı bakımlardan bu gözlem problem yaratmaktadır. Siyasal ve sosyal muhafazakârlıgın beraberinde yabancı düsmanlıgı ve kimi zaman da demokrasi yerine otoriter rejim tercihleri getirdigi siyaset bilimi ve sosyal psikolojinin ilgili literatüründe hemen hemen genel geçer kabul gören argümanlardır (Altemeyer, 1992; Feldman, 2003; Jost vd., 2003). Oysa Türkiye’de son bir kaç on yılda yasanan siyasal ve sosyal degisimler, siyasal tercihlerdeki saga kaymaya paralel bir degerler kayması getirmemis gibi görünmektedir. Bunun iki temel sebebi olabilir: lk olarak siyasi tercihlerdeki saga kaymanın agırlıklı olarak 1990’lar boyunca etkisiz kalan ve ülkeyi bir ekonomik krizden digerine sürükleyen hükümetlere bir tepki olarak gelistigi ileri sürülebilir (Arıkan 2004, Çarkoglu ve Kalaycıoglu 2007). 1991 -2002 yılları arasında Türkiye ve Türkiye halkı bir yandan önemli küresel sosyo-politik degisimlere ayak uydurmaya çalısırken bir yandan da ekonomik krizler, ayrılıkçı terör ve düsük yogunluklu savas, etkisiz koalisyon hükümetleri ve (özellikle 1990dan itibaren Irak dolayısıyla) silahlı çatısmanın eksik olmadıgı bir komsular grubu ile ugrasmak zorunda kalmıstı. Bu süreç boyunca mevcut siyasi yapı yeteri kadar kuvvetli bir ideolojik çapa yaratamadıgı gibi krizlerden sorumlu tutulan koalisyon hükümetleri merkez sag ve merkez sola duyulan güveni giderek erozyona ugratmıstı (Arıkan, 2004). kinci olarak, Türkiye’de siyaset tüm dünyada, ama özellikle Avrupa’da oldugu gibi Sovyetler Birligi’nin dagılması ile ortaya çıkan bosluktan yogun sekilde etkilendi. 1990’lar ile birlikte tüm dünyanın oldugu gibi Türkiye’nin de AP Türkiye’de Muhafazakârlasma ayak uydurması gereken en büyük degisim Berlin Duvarı’nın yıkılması ve SSCB’nin dagılması ile ortaya çıkan soguk savas sonrası dünya oldu. Eski ve ezberlenmis düsmanlar yok olurken doguda Türk cumhuriyetlerinin ortaya çıkması Türkiye için fırsatlar yarattıgı gibi sosyal ve siyasal açıdan ilgi çekici yeni cepheler açmıs oldu (Kalaycıoglu 2007). Soguk savas sonrası dünyaya verilen tepkilerden birisi asırı sag hareketlerin güçlenmesi olmustu (Öner 2012). Aniden ortaya çıkan belirsizligin ve bilinmezlerin giderek daha fazla oldugu bu yeni dünyada asırı sag partiler ve muhafazakâr söylemleri insanlara ihtiyaç duydukları moral destegi ve ideolojik çapayı saglamıs oldu (Kalaycıoglu, 2007). Bu bakımdan Türkiye’de siyasal slam’ın 1990’larda tekrar yükselise geçisini tamamen Türkiye’ye özgü bir gelisme olarak degil de soguk savas sonrası belirsizlik ortamına verilen genel tepkinin Türkiye’deki tezahürü olarak görmek gerekir. Elbette Türkiye’de bu saga kayma pek çok sebepten nevi sahsına münhasır sekillerde gerçeklesmistir. Bu süreci tüm detaylarıyla incelemek bu çalısmanın kapsamı dısındadır. Bu makalenin amaçları ve kapsamı dogrultusunda sunu vurgulamak ile yetinelim: 1990’larda Avrupa’nın genelinde de sag partiler, asırı sag siyaset yükselisteydi ve Türkiye’de bu sürecin parçalarından birisi idi. Bir bakıma sag partilerin yükselmesine degil de yükselmemesine sasırılması gereken bir dönemde Türkiye’de sag partilerin halk destegini arttırmaları fazla saskınlık yaratmasa gerektir. Su ana kadar Türkiye’de 1990-2007 yılları arasında bazı kayda deger siyasi degerlerin nasıl degistigine iliskin genel bir bakıs sunduk. Bir sonraki bölümde ise yukarıda inceledigimiz degerlerin zaman içerisindeki degisiminde siyasi nesillerin önemine bakacagız. 6. SAGA KAYMA VE MUHAFAZAKÂRLASMA: NESLLER ARASI FARKLILIKLAR Türkiye halkı, kamuoyu arastırmalarının ve seçim sonuçlarının bize gösterdigi kadarı ile 1990’larda sadece sag partilere daha fazla destek vermekle kalmadı aynı zamanda daha dindar bir yapıya da büründü. Çalısmanın geri kalanında bu gözlemden yola çıkarak iki soru soracagız: “Saga kayma dinamiklerini hangi kuramları daha iyi açıklıyor?” ve “Yabancı düsmanlıgı ve toleranssızlık gibi degerlerdeki degisimlerde belli bir yas grubu (ya da siyasi nesil) agırlıklı bir rol oynuyor mu?” Daha önce de dile getirdigimiz gibi siyasal sosyallesme konusunda kabul gören iki kuram vardır: Nesilsel/kültürel ögrenme ve hayat boyu ögrenme kuramları. Bu çalısmada üstünde durdugumuz deger ve tutumlarda meydana gelen degisimlerin hangi kuramın öngörüleriyle daha iyi açıklanabildiginden G. Arıkan – E. Sekercioglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014  81 yola çıkarak Türkiye’de yasanan siyasal deger ve tutumlardaki degisimi daha ayrıntılı sekilde anlamaya çalısacagız. deolojik tercihler. Sekil 4 çesitli yas gruplarının siyasal tercihlerinin 1990- 2007 arasında nasıl bir degisim sergiledigini gözler önüne sermektedir. Burada, hem genel olarak Türk kamuoyu hem de 1980 öncesi neslin birbirine paralel bir degisim çizgisi sergiledigi gözlemlenmektedir. lk bakısta bu gözlem ideolojik tercihler açısından hayat boyu ögrenme kuramını destekler gibi görünmekle beraber aslında bu resime biraz daha yakından bakmamız gerekiyor. Öncelikle dikkati çeken nokta 1980 öncesi neslin giderek yaslanmasına ragmen ideolojik tercihlerinde toplum geneline paralel bir seyir izlemesidir. lerleyen yas ile birlikte muhafazakârlıgın arttıgı bulgulanmıstır (Harding ve Jencks, 2003); dolayısıyla bütün etmenlerin sabit tutuldugunu varsayarak 1980 öncesi nesli ve ülke genelini karsılastırdıgımızda ortalama yası giderek yükselen 1980 öncesi neslin genel ortalamaya göre daha hızla saga kaymasını bekleriz. Oysa 1980 öncesi nesil genel seyre paralel bir degisim gösterse de hem ülke genelinden hem de 26-35 yas grubu ortalamasından daha solda yer almaya devam etmistir. Elimizdeki veriden daha ayrıntılı ve daha güvenilir sonuçlar çıkartmamız zor olsa ve veri daha ayrıntılı testler yapmamıza izin vermese de, ideolojik tercihlerin zaman içerisindeki degisimi bize iki genel gözlem yapma imkânı vermistir: (1) saga kayma konusunda 1980 öncesi nesil toplumun geneline göre ters istikamette yol almamıs, siyasal iklimdeki degisimlere toplum geneline benzer tepkiler vermistir, (2) ancak ideolojik tercihlerde saga kayma ortalama yası giderek artan bir gruptan beklenebilecegi kadar belirgin sekilde gerçeklesmemistir. Elimizdeki veriden buna dair kesin bir sonuç çıkartamasak dahi 1970’lerde maruz kaldıkları siyasi iklimin ve gelismelerin 1980 öncesi neslin ortalamada daha sınırlı bir saga kayma tepkisi vermesinde etkisi oldugu düsünülebilir. Anti-Demokratik Rejim Tercihleri. Muhafazakârlasmanın ve asırı saga verilen destegin artması aynı zamanda demokratik ideallere baglılık ve rejim tercihlerinde de kendini gösterir (Ben-Nun Bloom ve Arıkan, 2013). Otoriterlik ve muhafazakârlık beraberinde demokratik bir rejime kıyasla güçlü bir lidere ya da grubun liderligine dayanan tercihleri de getirebilir (Norris, 2011). 1970’lerden 2000’lere kadar bir dizi ekonomik ve siyasal krizden geçmis olan Türkiye’de demokratik sisteme ve siyasi yapılanmaya duyulan güven sarsılmıs; kamuoyu arastırmalarında siyasetçiler ve siyasal partiler en az güven duyulan kisiler ve kurumlar arasında gösterilmistir. Dolayısıyla saga kaymanın demokratik rejim tercihlerinde de bir gerilemeye yol açıp açmadıgını incelemek önemlidir. Ek olarak demokrasi dısındaki rejim alternatiflerine karsı takınılan tavırlarda 1980 öncesi ve sonrası nesiller arasında bir ayrısma görülüp görülmedigi de üzerinde durulması gereken bir noktadır. AP Türkiye’de Muhafazakârlasma Sekil 4. Nesiller Arasındaki deolojik Farklar Siyasal sosyallesme konusunda öne çıkan kuramlardan nesilsel ögrenme kuramı uyarınca anti-demokratik rejim tercihlerinin 1980'de tesis edilen rejim ve öncesindeki çalkantılı ve travmatik dönemde sosyallesen yas grupları ile 1980 sonrasında siyasal sosyallesmesini tamamlayan yas grupları arasında gözle görülür bir ayrısma göstermesi beklenmelidir.12 1980 darbesini yasayan, öncesindeki siyasal krize tanıklık eden ve 1980 müdahalesinin ardından tesis edilen askeri rejimi tecrübe ederek büyüyen nesil demokratik yönetime daha fazla özlem duyabilir ve demokrasi harici seçenekleri daha az kabul edilir olarak görebilir. Öteki taraftan 1990'larda sosyallesen nesil koalisyon hükümetlerinin dengesizligini ve istikrarsızlıgını tecrübe ederek, birbirini kovalayan ekonomik krizlerin sıkıntısını çekerek siyasal olgunlasmasını tamamlamıs olacagı için istikrar ve güçlü iktidar adına demokrasi dısı lider veya zümre iktidarına daha sıcak bakmayı dogal karsılıyor olabilir. Öteki taraftan eger siyasal sosyallesmeyi açıklama konusunda hayat boyu ögrenme kuramları daha geçerli ise o zaman 1980 öncesinde sosyallesen neslin de 1990’larda siyasal gelisimini tamamlayan nesil ile birlikte güncel gelisme ve konjonktürden etkilenecegi dolayısıyla da farklı yas grupları arasında anti demokratik rejim tercihleri bakımından anlamlı bir fark görülmeyecegi öngörülebilir. 12 Elbette bu öngörü, anti-demokratik rejim tercihlerinin demokratik süreç ve kurumlara duyulan güvensizlik, demokratik yöntemlerle is basına gelen hükümetlerin iktidarı sırasında yasanan agır krizler, sosyal ve ekonomik buhranlar ya da anti-demokratik yönetim ve uygulamalar sırasında yasanan sıkıntılar ile alakalı oldugu varsayımına dayanmaktadır. Ancak, bu varsayımı eksiksiz ve süpheye yer vermeyen bir sekilde test edebilmek ne bu çalısmada kullandıgımız veri ile mümkündür ne de bu makalenin kapsamındadır. G. Arıkan – E. Sekercioglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014  83 Sekil 5 incelendiginde iki önemli bulgu göze çarpmaktadır. Öncelikle degisik yas grupları arasında anti-demokratik rejim tercihleri bakımından anlamlı bir fark gözükmemektedir. 1980 öncesi nesli 15-25 yas grubuyla karsılastırınca her üç ankette de iki grup arasında istatistiki açıdan anlamlı bir fark gözlenmemektedir.13 Ancak her yas grubu için-anti demokratik rejim tercihlerinin ölçüldügü ilk anket yılı olan 1996 ile 2001 ve 2007 yıllarında yapılan ölçümler arasındaki fark istatistiki olarak anlamlı bir degisime isaret etmektedir.14 Bir baska deyisle analize tabi tuttugumuz her üç yas grubu da 1996'dan 2001 yılına kadar geçen sürede anti demokratik rejim tercilerine fark edilir derecede daha az destek verir hale gelmistir ve bu seviyeyi genel olarak 2007 yılında da korumustur. Sekil incelendiginde hem 1980 öncesi nesil hem de bu nesli karsılastırdıgımız referans yas grupları birbirine paralel hareket eden degisim çizgileri takip etmistir. Bu gözlem ilk bakısta hayat boyu ögrenme kuramlarına destek verir gibi gözükmektedir. 1980 öncesi neslin zaman içerisinde anti-demokratik rejim tercihleri bakımından tutumları diger yas gruplarına benzer sekilde degisim göstermistir. Ancak bu ilk izlenim dikkate alınması gereken bir diger bulguyu maskelememelidir: Her ne kadar bu degisimler istatistikî olarak anlamlı olmasa da 2001 ile 2007 yılları arasında genel nüfus ortalaması ve 15-25 yas grubunun anti-demokratik yaklasımları bir artıs egilimi gösterirken 1980 öncesi nesil seviyesini korumus hatta hafif bir düsüs yasamıstır. Bu da bize 2000'li yıllarda sosyallesen (yani, 2007 yılında 15-25 yas grubunda yer alan) siyasal nesil ile 1980 öncesi neslin 1990’ların sonu ve 2000'li yıllarda hüküm süren siyasal ve sosyal iklime farklı tepkiler gelistirdigine dair bir isaret veriyor olabilir. Elimizdeki veri daha kesin bir yargıya varmamızı engellese de 21. yüzyılın ilk on yılında sosyallesen neslin anti demokratik rejim alternatiflerine ya da demokratik olmayan otoriter politikalara giderek daha sıcak baktıgını, buna karsın sosyallesmesini 1980 öncesinde tamamlayan neslin ise 2000’li yıllarda kayda deger bir degisim göstermedigini söyleyebiliriz. Toleranssızlık ve Yabancı Düsmanlıgı. Sag-sol düzleminde saga kayma beraberinde yabancı düsmanlıgı ile marjinal grup ve alıskanlıklara karsı hosgörüsüzlük gibi degisimleri de getirebilir. Seçim sonuçlarından elde ettigimiz oy tercihlerinde ve kamuoyu arastırmalarından elde ettigimiz sag-sol skalasındaki dagılımdaki saga kaymanın aynı zamanda toleranssızlık ve yabancı düsmanlıgı gibi tutumlara da yansıyıp yansımadıgını, siyasal muhafazakârlasmanın beraberinde çesitli gruplara mensup bireylere ve alıskın olunmayan davranıslara karsı hosgörüsüzlük getirip getirmedigini incelemek Türkiye'de siyasal sosyallesme dinamiklerini ve bunun davranıssal sonuçlarını anlamak açısından önemlidir. 13 Çift yönlü t-testi, p < 0,15. 14 ki örneklem arasındaki ortalama farkının testi, p < 0,05. AP Türkiye’de Muhafazakârlasma Sekil 5: Anti-demokratik Rejim Tercihleri: 1980 Öncesi Neslin Karsılastırılması Sekil 6: Siyasi Nesillere Göre Yabancı Düsmanlıgı Bu arastırmada daha önce ele alınan deger ve tutumlarda 1980 öncesi nesil ile incelenen diger yas grupları arasında ciddi bir ayrısma olmadıgı gözlenmisti. Yabancı düsmanlıgı konusunda bu gözlem nispeten geçerliligini yitirmis gözükmektedir. Sekil 6 bize yabancı düsmanlıgının zaman içerisinde farklı yas grupları arasında nasıl bir degisime ugradıgını gösteriyor. 1990’ların basında, 16-25 yas grubu, yani siyasal G. Arıkan – E. Sekercioglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014  85 gelisimini 1990 yılında sürdüren nesil, hem ülke ortalamasından hem de 1980 öncesi nesilden daha az yabancı düsmanlıgı göstermektedir.15 1996’tan itibaren ise 16-25 yas grubu giderek daha yüksek bir seviyede yabancı düsmanlıgı sergilerken 1980 öncesi nesil ve ülke ortalaması ters yönde hareket etmistir. Elimizdeki veri ile genç nüfustaki bu artan yabancı düsmanlıgının kökeni hakkında ancak kimi test edilmesi zor varsayımlarda bulunabiliriz. Bu ilginç olgunun sadece bu amaç için tasarlanmıs bir çalısmaya konu edilmesi sadece ilginç bulgular sunmakla kalmayacak aynı zamanda 16-25 yas grubunun izledigi bu artan yabancı düsmanlıgının ülkenin küresellesen ekonomide dısa açıklıgı ve dünyanın geri kalanı ile olan iliskileri açısından sonuçları olup olmayacagı hakkında da bilgi verecektir. Bu arastırmanın kapsamı dogrultusunda ise su gözlemi yapmak yeterli olacaktır: Yabancı düsmanlıgı konusunda yasam boyu ögrenme kuramlarının öngörülerinin aksine farklı yas grupları zaman içinde bulundukları sosyo-politik ve ekonomik sartlardan farklı sekillerde etkilenmistir. Siyasal sosyallesmesini önceki yıllarda tamamlayan 1980 öncesi nesil giderek yabancı düsmanlıgı konusunda daha liberal bir tavır sergilemeye baslarken, her yeni arastırma yılında, o dönemdeki 16-25 yas grubunun giderek daha yüksek bir yabancı düsmanlıgı sergiledigi görülmektedir. Öyle ki 2007 yılındaki DDA verilerine göre 16-25 yas grubu en yüksek yabancı düsmanlıgı sergileyen yas grubu haline gelirken artık 45 yasını asan 1980 öncesi nesil ülke ortalamasının da altında bir yabancı düsmanlıgı sergilemektedir. Ancak, bu bulgular yasam boyu ögrenme kuramlarına aykırı olsa da nesilsel ögrenme kuramlarını da tam anlamıyla dogrular nitelikte degildir. Her anket senesinde 16-25 yas grubunun giderek daha fazla yabancı düsmanlıgı gösterdigini vurgulasak dahi, örnegin 2001 yılında ya da 2007’de 16-25 yas grubuna dahil olanların 45-50 yaslarına geldiklerinde hangi noktada olacaklarını bilemiyoruz. Bu yüzden 16-25 yas grubunun sergiledigi artan yabancı düsmanlıgının ileriki yaslarında kalıcı bir tutuma dönüsüp dönüsmeyecegi hakkında herhangi bir kesinlikle bir iddia öne süremeyiz. Bu kısıtlara ragmen bir yandan ilginç ama bir yandan da tedirgin edici bir bulguyu açıga çıkartmıs olmaktayız. Genç nesillerdeki artan yabancı düsmanlıgı ileriki yıllarda dısarıya kapalı ya da dıs unsurlara giderek daha da kuskuyla bakan ve bu yöndeki politikaları destekleyen bir kamuoyunun olusmasına kaynaklık edebilir. Yabancı düsmanlıgında gözlenen nesil farklarına benzer bir bulguya toleranssızlık konusunda da rastlamaktayız. Sekil 7, 1990 ile 2007 yılları arasında hosgörüsüzlügün farklı yas grupları arasında nasıl bir degisim 15 1990 yılında 1980 öncesi nesil ile 16-25 yas grubu arasındaki fark istatistiki olarak 0,05 mertebesinde anlamlıdır. Fark t-testi ile saptanmıstır. AP Türkiye’de Muhafazakârlasma sergiledigini göstermektedir. Toleranssızlık konusunda yas grupları nispeten paralel egilimler gösterse de, 1980 öncesi nesil ve ülke ortalaması hafif de olsa daha toleranslı bir tutum sergilerken 16-25 yas grubu 1996'dan itibaren giderek daha hosgörüsüz hale gelmis gibi görülmektedir.16 Yabancı düsmanlıgının aksine, 16-25 yas grubu toleranssızlık bakımından hala en düsük seviyededir ancak diger yas gruplarıyla arasındaki fark belirgin sekilde azalmıstır. Sekil 7: Toleranssızlık: 1980 Öncesi Neslin Karsılastırılması 7. SONUÇ VE DEGERLENDRME Türk siyaseti üzerine çalısan akademisyenler ve bu konuda akademik olmayan yazılar yazan gazeteciler için Türkiye'de 1990'lardan itibaren ideolojik düzlemde saga dogru bir hareketlenme oldugu ve bunun siyasi tercihlere yansıdıgı neredeyse genel kabul görmüs bir olgudur. Bu saga kayısın sebepleri ve etkileri üzerinde varılmıs bir görüs birligi olmasa da Türk halkının kendini giderek sag-sol düzleminde daha sag pozisyonlarda gördügü ve bunun da parti tercihlerine yansıdıgı fazla tartısılmayan bir gözlemdir. Ancak bu saga kaymanın sebepleri, hangi yas gruplarını daha çok etkiledigi, belirli bir dönemsellik sergileyip sergilemedigi ve davranıssal sonuçları üzerine yapılan çalısmaların sayısı oldukça azdır. Var olan çalısmalar da siyasi kusakları ayrıstırmak gibi bir 16 1980 öncesi nesil ve genel ülke ortalamasının 1990-2007 arasındaki degisimleri istatistiki olarak anlamlı degildir. Ancak 16-25 yas grubunun 1996 ile 2007 arasındaki degisimi p=0,05 seviyesinde anlamlı bir farka tekabül etmektedir. G. Arıkan – E. Sekercioglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014  87 çabaya girmemis kamuoyunun ortalama pozisyonundaki ve tutumundaki degisiklikleri tespit ve analiz etmek ile yetinmistir. Oysa siyasi sosyallesme üzerine üretilen etkili ve kabul görmüs çalısmaların bir kısmı deger ve tutumların zaman içerisinde degismesinde nesiller arasındaki ayrısmanın etkili olacagını ve uzun vadede genel ortalamada belli bir yönde degisim gözlense dahi verilen herhangi bir zamanda birbirinden belirgin sekilde farklı deger ve tutumlara sahip olan yas gruplarının (siyasi nesillerin) olacagını ileri sürmektedir. Biz bu çalısmada Türk siyaset bilimi yazınındaki bu eksikligi gidermek yönünde bir adım atmaya çalıstık. Türkiye siyasetinin ve Türkiye’deki kamuoyunun tercihlerindeki degisim ve süreklilik dinamiklerinde kusak farklarının etkisini siyasi sosyallesme yazınındaki belli baslı kuramlar yardımıyla inceledik. lk olarak daha önceki çalısmaları dogrular nitelikte bulgulara ulasarak Türkiye’de kamuoyunun ideolojik düzlemde 1990 ile 2007 yılları arasında belirgin sekilde kendini daha sag ideolojik pozisyonlara yerlestirdigini tespit ettik. Aynı zamanda bu saga kayma hareketinin temelinde 1990'larda siyasi degerlerini kazanan ve sosyallesme sürecini geçiren nesillerin olmadıgını, bütün yas gruplarının birbirine paralel bir degisim geçirdigini gösterdik. Bir baska deyisle Türkiye'deki ideolojik düzlemde saga kaymanın asagı yukarı tüm nesilleri birbirine benzer bir sekilde etkiledigi söylenebilir. Benzeri sekilde demokrasi karsıtı ya da demokratik yöntemlere alternatif olarak görülebilecek anti-demokratik rejim tercihlerinin saga kayma ve dindarlıgın artısı ile birlikte artmayıp, aksine 1996 sonrasında belirgin bir düsüs yasadıgı tespit edildi. Sag-sol tercihlerinde oldugu üzere anti-demokratik rejim tercihlerinde de belirgin bir kusak çatısması göze çarpmazken her seye ragmen ortalama yası giderek artan ‘80 öncesi neslin var olan arastırmalarda zaman zaman dile getirilen yaslanma etkilerine aykırı sekilde anti-demokratik tercihlerde düsük seviyelerde kaldıgını gözlemledik. deolojik tercihlerde ve anti-demokratik rejim tercihlerinde kusak çatısması olgusu fazla belirgin olmasa da toleranssızlık ve yabancı düsmanlıgı söz konusu oldugunda 1996'dan itibaren yapılan anketlerdeki en genç yas grubunun, yani siyasi sosyallesmesini henüz tamamlayan ya da henüz daha siyasi degerlerini edinme sürecinde olan 16-25 yas grubunun genel nüfus ortalamasının ve 1980 öncesi neslin aksi yönde hareket ettigi gözlenmistir. Yabancı düsmanlıgının 1980 öncesi nesilde belirgin bir azalma gösterirken 16-25 yas grubunda arttıgı ve 2007 yılı itibariyle bu yas grubunun en fazla yabancı düsmanlıgı sergileyen grup oldugu tespit edilmistir. Bu bulgular bize Türkiye'deki siyasal sosyallesme süreçleri hakkında ne anlatıyor ve gelecekteki çalısmaların hangi yönde ilerlemesi için sinyal veriyor? Öncelikle yazında yer edinmis iki sosyallesme kuramı ailesinin, yani nesilsel/kültürel ögrenme kuramları ile hayat boyu/kurumsal ögrenme AP Türkiye’de Muhafazakârlasma kuramlarının herhangi birisinin tek basına gözlemledigimiz degisim ve süreklilik dinamiklerini açıklamaya yeterli olmadıgını görüyoruz. Kimi degerler ve tutumlar yas grupları arasında kusak çatısması izlenimini verecek sekilde ayrısmaya ugrayıp nesilsel ögrenme kuramlarına destek verse de kimi degerler tüm yas gruplarında benzeri bir degisim (ya da süreklilik) sergilemektedir. Bu da bize, sosyallesme sürecinin degerlerin yapısı ve dogasına baglı olarak degisebilecegi izlenimini vermektedir. Bu ihtimal, yani kimi degerlerin hayat boyu ögrenmeye ve sosyo-politik ortamdan tüm yas gruplarının benzeri sekilde etkilenmesine açık olması; bazı degerlerin nesilsel ögrenme kuramını destekler biçimde kusak ayrısmasına yol açması, ayrıntılı sekilde incelenmeye deger bir gözlemdir. Ne yazık ki mevcut çalısmada kullanılan veri seti ile bu sorulara doyurucu cevaplar vermek mümkün degildir ve özellikle bu soruların cevaplanması için tasarlanmıs yeni arastırma projelerine ihtiyaç vardır. Bu çalısmanın bize sundugu bir diger önemli bulgu da genç kusaklarda gözlenen tedirgin edici toleranssızlık ve yabancı düsmanlıgıdır. Bu trendin geçici bir olgu mu oldugu, yoksa ileriki yıllarda nüfustaki agırlıgı daha da artacak olan neslin siyasi tercihlerini derinden etkileyecek bir deger degisimi mi oldugu önemli bir sorudur. G. Arıkan – E. Sekercioglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014  89 KAYNAKÇA ABRAMSON, P. R., ve INGLEHART, R. (1992), “Generational Replacement and Value Change in Eight Western European Societies”, British Journal of Political Science, 22(2), 183-228. AKGÜN, B. (2001), “Aspects of Party System Development in Turkey”, Turkish Studies, 2(1), 71-92. ALTEMEYER, B. (1996), The Authoritarian Specter, Cambridge: Harvard University Press. ARIKAN, G. (2004), The Decline of the Center Right Parties in Turkey in the 1990s: Value Change or Resentment?, stanbul: Bogaziçi Üniversitesi. ARIKAN, G. (2010), Economic Individualism and Crossnational Differences in Redistribution, New York: Stony Brook University. ARIKAN, G. (2011), “Economic Individualism and Government Spending”, World Values Research, 4(3), 73-95. BEN-NUN BLOOM, P., ve ARIKAN, G. (2013), “Religion and Support for Democracy: A Crossnational Test of Mediating Mechanisms”, British Journal of Political Science, 43(2), 375-397. CONOVER, P.J., ve SEARING, D.D. (1994), “Citizenship Regained: A New Framework for the Study of Political Socialization”, Ian Budge. ve David McKay (ed.), Developing Democracy, Beverly Hills: Sage Publications, 31-54. ÇARKOGLU, A. (1998), “The Turkish Party System in Transition: Party Performance and Agenda Change,” Political Studies, 46(4), 544-571. ÇARKOGLU, A. (2002), “The Rise of the New Generation pro-Islamists in Turkey: The Justice and Development Party Phenomenon in the November 2002 Elections in Turkey”, South European Society and Politics,7(3), 123 - 156. ÇARKOGLU, A., ve KALAYCIOGLU, E. (2007), Turkish Democracy Today: Elections, Protest and Stability in an Islamic Society, Londra: I.B. Tauris. ÇARKOGLU, A., ve KALAYCIOGLU, E. (2009a), The Rising Tide of Conservatism in Turkey,New York: Palgrave Macmillan. ÇARKOGLU, A., ve KALAYCIOGLU, E. (2009b), “Türkiye’de Dindarlık: Uluslararası bir Karsılastırma”, stanbul: Sabancı Üniversitesi. ÇARKOGLU, A., ve TOPRAK, B. (2007), Religion, Society, and Politics in a Changing Turkey, Istanbul: TESEV. AP Türkiye’de Muhafazakârlasma DALTON, R. (2002), “The Decline of Party Identifications”, Russell Dalton ve Martin Wattenberdg (ed.), Parties without Partisans: Political Change in Advanced Industrial Democracies, Oxford: Oxford University Press,19-36. ECKSTEIN, H. (1988), “A Cultural Theory of Political Exchange”, American Political Science Review, 82(3), 789-804. ESMER, Y. (2008), “Islam, Gender, Democracy, and Values: The Case of Turkey: 1990-2001”, Thorleif Petersson ve Yilmaz R. Esmer (ed.), Changing Values, Persisting Cultures: Case Studies in Value Change, Boston: Brill Academic Publishers, 275-301. FELDMAN, S. (2003). “Enforcing Social Conformity: A Theory of Authoritarianism”, Political Psychology, 24(1), 41-74. FELDMAN, S., ve STENNER, K. (1997), “Perceived Threat and Authoritarianism”, Political Psychology, 18(4), 741-770 FIORINA, M.P. (1981), Retrospective Voting in American National Elections, New Haven: Yale University Press. FIORINA, M.P. (1990). “Information and Rationality in Elections , Information and Democratic Processes”, Johan Ferejohn, ve James Kuklinski (ed.), Urbana: University of Illinois Press, 329-342. FLANAGAN, S.C., ve LEE, A. (2003), “The New Politics, Culture Wars, and the Authoritarian-Libertarian Value Change in Advanced Industrial Democracies”, Comparative Political Studies, 36(3), 235-270. FRANKLIN, M. (2004). “Voter Turnout and the Dynamics of Electoral Competition in Established Democracies since 1945”, Cambridge: Cambridge University Press. GIBSON, J.L, ve BINGHAM, R.D.(1982), “On the Conceptualization and Measurement of Political Tolerance”, American Political Science Review, 76(3), 603-620. HARDING, D.J.ve , JENCKS, C. (2003), “Changing Attitudes toward Premarital Sex: Cohort, Period, and Aging Effects”, Public Opinion Quarterly, 67(2), 211-226. HESS, R.D., ve TORNEY, J.V.(1967), The Development of Political Attitudes in Children, Chicago: Aldine. HOOGHE, M. (2004), “Political Socialization and the Future of Politics”, Acta Politica, 39(4), 331-341. G. Arıkan – E. Sekercioglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014  91 INGLEHART, R. (1990), Culture Shift in Advanced Industrial Society, Princeton: Princeton University Press. INGLEHART, R. (1997), Modernization and Postmodernization: Cultural, Economic, and Political Change in 43 Societies,Princeton: Princeton University Press. INGLEHART, R. (2003), “How Solid is Mass Support for Democracy -And How Do We Measure It?”, PS: Political Science and Politics, 36(1), 51-57. INGLEHART, R., ve WELZEL, C. (2005), Modernization, Cultural Change and Democracy: The Human Development Sequence, New York: Cambridge University Press. INKELES, A., ve SMITH, D. (1974), Becoming Modern: Individual Changes in Six Developing Societies, Cambridge: Harvard University Press. JENNINGS, M.K., ve NIEMI, R.G. (1974), Political Character in Adolescence, Princeton: Princeton University Press. JOST, J.T., GLASER, J., KRUGLANSKI, A.W., ve SULLOWAY, F.J. (2003). “Political Conservatism as Motivated Social Cognition”, Psychological Bulletin, 129(3): 339–375. KALAYCIOGLU, E. (2007), “Politics of Conservatism in Turkey”, Turkish Studies, 8(2), 233-252. MANNHEIM, K. [1927] (1952), “The Problem of Generations”, Karl Mannheim (ed.), Essays on the Sociology of Knowledge, London: Routledge and Kegan Paul, 276-320. MATTES, R., ve BRATTON, M. (2007), “Learning about Democracy in Africa: Awareness, Performance, and Experience”, American Journal of Political Science,51(1), 192-217. MILLER, A.H. (1974), “Political Issues and Trust in Government: 1964-1970”, American Political Science Review,68(4), 951-972. MISHLER, W., ve ROSE, R. (2002), “Learning and Re-learning Regime Support: The Dynamics of Post-Communist Regimes”, European Journal of Political Research, 41(1), 5-36. MISHLER, W., ve ROSE, R. (2007), “Generation, Age, and Time: The Dynamics of Political Learning during Russia's Transformation”,American Journal of Political Science, 51(4), 822-834. AP Türkiye’de Muhafazakârlasma NIEMI, R.G., ve HEPBURN, M.A. (1995), “The Rebirth of Political Socialization”, Perspectives on Political Science, 24(1), 7-17. NORRIS, P. (2011). Democratic Deficit: Critical Citizens Revisited, Cambridge: Cambridge University Press. ÖNER, S. (2012). “The Rise of Extreme-Right in Europe: The Cases of Germany and Austria and The Question of Turkey’s Membership to the EU”, Paper prepared for the Euroacademia International Conference Re-Inventing Eastern Europe. PUTNAM, R. (2000). BowlingAlone. The Collapse and Revival of American Community, New York: Simon and Schuster. ROSE, R., ve MCALLISTER, I.(1990), The Loyalties of Voters: A Lifetime Learning Model, London: Sage Publications. SAPIRO, V. (2004), “Not Your Parents’ Political Socialization: Introduction for a New Generation”, Annual Review of Political Science, 7, 1-23. SAYARI, S. (2002), “The Changing Party System”, Sabri Sayarı ve Yılmaz Esmer (ed.), Politics, Parties and Elections in Turkey, Londra:Lynne Rienner Publishers. SCHUMANN, H., ve CORNING, A.D. (2000), “Collective Knowledge of Public Events: The Soviet Era from the Great Purge to Glasnost”, American Journal of Sociology, 105(4), 913-956. SEARS, D.O. (1975), “Political Socialization”, Fred I. Greenstein ve Nelson W. Polsby (ed.), Handbook of Political Science, Vol. 2, Reading, MA: Addison- Wesley, 93-153. SEARS, D.O., ve FUNK, C.L.(1999). “Evidence of the Long-Term Persistence of Adults' Political Predispositions”, Journal of Politics, 61(1), 1-28. SIGEL, R. ve HOSKIN, M.B. (1977). “Affect for government and its Relation to Policy Output Among Adolescents”, American Journal of Political Science, 21(1), 111-134. STENNER, K. (2009). “'Three Kinds of "Conservatism"', Psychological Inquiry, 20, 142-159. SULLIVAN, J.L., MARCUS, G.E., PIERESON, J., ve FELDMAN, S. (1978- 1979), “The Development of Political Tolerance: The Impact of Social Class, Personality and Cognition”, International Journal of Political Education, 2(3), 115-139. G. Arıkan – E. Sekercioglu alternatif politika Cilt 6, Sayı 1, Mart 2014  93 SULLIVAN, J.L., PIERESON, J., ve MARCUS, G.E. (1979), “A Reconceptualization of Political Tolerance: Illusory Increases, 1950s-1970s”, American Political Science Review, 73(4), 781-794. SEKERCOGLU, E., ve ARIKAN, G. (2008), “Trends in Party System Indicators for the July 2007 Turkish Elections”, Turkish Studies, 9(2), 213-231. YESLADA, B., ve NOORDIJK, P. (2010), “Changing Values in Turkey: Religiosity and Tolerance in Comparative Perspective”, Turkish Studies, 11(1), 9-27.



Türkiye’de Muhafazakârlaşma: Kuşak Farkı Var Mı?
Gizem ARIKAN - Eser ŞEKERCİOĞLU
Alternatif Politika, Cilt 6, Sayı 1, Nisan 2014